Türkiye’de Stajyer Avukat Olmak – Öğrenciyken Çalışmak

Stajyer avukat olmak, ruhsatını alıp da avukat olduktan sonra “ne kadar da güzelmiş yahu!” denilen bir süreci ifade ediyor benim için. Burada stajyer avukatlığın hukuki çerçevesini çizmekten imtina etmeyi tercih ediyor ve daha çok işin sosyal boyutu ile ilgilenmeyi yeğliyorum. (Sanırım ve umarım; zaten bu yazıyı okuyan stajyer arkadaşlarım haklarını ve hukuki statülerini benden daha iyi biliyorlardır.)

Bu yazıyı yazdığım tarihten 10 ay öncesine kadar stajyer avukat olmam sebebiyle, henüz taze olan acı ve tatlı tecrübelerimi sizlerle paylaşmaktan mutluluktan ziyade heyecan duyuyorum.

 Avukatlık stajımı Türkiye’nin en iyi hukuk bürolarından birinde yaptım ve hala da aynı büroda avukatlık mesleğini icra etmeye devam ediyorum. Sizlere stajyer avukatlık ile ilgili bazı ufak önerilerde bulunmadan önce, sizleri öğrenciyken asla ve asla çalışmamanız gerektiği konusunda uyarmak istiyorum. Arkadaşlar sakin olun, gaza gelmeyin. Hayata dair bu acele niye? Ne içinde olun zamanın, ne de büsbütün dışında. (Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dizeleri) Tam ortasında olun, vaktinde yaşayın her tecrübeyi. Ağır ağır çıkın merdivenlerden. Unutmayın, yola erken çıkmaktan ziyade, yola çıkmadan önce yaptığınız hazırlık ve çıktığınız yoldaki ilerleme yöntemleriniz her zaman daha mühimdir.

Türkiye’de Stajyer Avukat Olmak - Öğrenciyken Çalışmak

Böyle bir uyarıyı yapmamın sebebi, elbette ki şahsımın öğrenciyken çalışma mevzusunu deneyimlemiş olmasıdır. Haftada iki ya da üç gün işe gidersiniz, derslere gidemezsiniz, hadi derslere gidememeyi geçelim, akşama ders çalışacak haliniz kalmaz, arkadaşlarınızı ekmek durumunda kalırsınız, kaldı ki hukuk eğitimini tamamlayamamış olmanın verdiği buhran ofiste üzerinize çöker, çoğu dosyayı hemen anlayamazsınız, mevzuların kitapta okuduklarınız gibi olmadığını görürsünüz, sonra icra dairelerine gidersiniz (hele bir de icra hukuku dersi almadıysanız, dairede edindiğiniz tecrübelerle derste teorik olarak patlar büt’e kalırsınız), tebligat parçası ararsınız, ofiste yarım yamalak dilekçe yazarsınız, ama içinizde tüm bu acı gerçeklere rağmen nadide bir heyecan vardır…  Yapmayın arkadaşlar. Bunların çoğunu zaten stajyer avukatken yapıyor olacaksanız ve hatta hukukla hiç alakası olmayan iş tanımlarınız dahi olacak. Neden hayatınızın son özgür günlerini heba ediyorsunuz? Cenneti öyle cehennem ediyorsunuz, etmeyin! (Mevlana’nın dizeleri)

Yazdıklarımı okuyunca da zannetmeyin ki işten kaçan, bıkan, tembel, serseri bir öğrenciydim. Değildim. Burada kendimden bahsedecek değilim ama olmadığımı bilin. Bilin ki beni dinleyin. Ben geriye dönüp baktığımda, keşke diyorum. Siz demeyin. Para ile satın alamayacağınız tek şeyin zaman olduğunu unutmayın. Keşkelere hayatınızda yer vermeyin. Ve çok geçten daha kötüsü yoktur bu hayatta. (Sabahattin Ali’nin dizeleri) O yüzden hayatta hiçbir şey için “çok geç” dememeye gayret edin…

Gelelim stajyer avukatlık meselesine. Hayal dünyanızda neler var bilmiyorum ama hepsini silin. Arada bir dilekçe yazarsanız, ama zamanınızın çoğu evrak getir, evrak götür, bakkala git, marketten gel, ha bir de duruşmaya git -beyanlarımızı tekrar et- şeklinde geçer. Yani öyle hiç de hukuk denizinde boğulmazsınız. Adliyelerin en vasıfsız elemanısınızdır. Kalemlerde ve icra dairelerinde en hor görülen de yine siz olursunuz. Eğer bunların tam tersini anlatan biri çıkarsa karşınıza bilin ki baştan aşağı palavra anlatıyordur. Elbette ben bunları yazarken İstanbul ili ve İstanbul adliyeleri kapsamında bir yorumda bulunuyorum. Yoksa deneyimlemediğim şehirlerdeki hukuk camiası hakkında herhangi bir bilgiye sahip değilim.

Yukarıda yola çıkmadan önce yapılan hazırlığın ve yoldaki ilerleme yönteminin mühim olduğunu vurgulamıştım. Buradaki hazırlıktan kastım elbette ki üniversite hayatıdır. Her ne kadar kendinizi stajyer avukat iken daha çok bir lojistik organizasyonunda hissedecek olsanız da, mesleğe atılan bu ilk adım yolunda çevrenizdekiler ve birlikte çalıştığınız meslektaşlar bakımından durum pek de öyle değildir. Dolayısıyla eğer üniversite hayatınızı teori bakımından boş geçirmişseniz, kendinizi bir lojistik organizasyonunda dahi hissetmeye şansınız olmayabilir. Kaldı ki, üniversiteden mezun olduktan sonra bu teori eksikliğini tamamlamaya vaktiniz olmayacaktır ve parça parça tamamlamaya çalışma gayretiniz sizi de hukuk temelinizi de yıpratacaktır.

O yüzden yukarıda daha önce de belirttiğim gibi her şeyi vaktinde yapmak bu işin temelidir. Dersi derste öğrenmek klişesine atıf yapmak istemiyorum elbette ama eğer mezun olduğunuzda hukuki bilginiz bir mezun bakımından olması gereken kıvamdaysa ve hatta dilerim onun da bir tık üstünde ise işte o zaman stajyer avukatken hissedilen lojistik organizasyonu hissi yerini zamanla ‘diğer meslektaşlarından daha iyi bir hukukçu’ hissine bırakacaktır. Dolayısıyla ve özetle, üniversite hayatınızı hukuku iyi öğrenerek, sosyalleşerek ve ‘bir ofiste çalışmayarak’ geçirin. Hukuki bilginizi stajyer avukatlık hayatınızın lojistik dâhil her alanında kullanın ki, hissiyatınız başarılı hissetmeye doğru ivme alsın. Hepinizi selamlıyorum… 

Av. Bahar TOPSAKAL

*Dilerseniz hep buradayım!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.