Tulparın Peşinde

Tulparın Peşinde

Karanlık kayıtsızca hakimdi mekana, sessizlik sanki küçük kardeşi gibi elinden tutuyordu karanlığın, zaman ise henüz doğmamış kardeşleriydi… İçindeki tarifsiz kaygı, uyanık tutuyordu Osso’yu. Her an sabah olabileceğini biliyor ancak ne zaman olacağını kestiremiyordu. Ne olurdu sanki o öngörülemeyen bir an içinde karanlık yerini aydınlığa bırakmasaydı ? Sonunda aydınlık olsa bile, bu kadar keskin bir geçiş, bir acı gizliyordu içinde.

Akaryumda usul usul, yavaş yavaş birbirlerinin içine geçerek yer değiştirseydi karanlık ile aydınlık, aydınlık ile karanlık… Bu geçişi sindire sindire yaşasaydık keşke diye hep içinden geçirirdi Osso. Çok geçmeden böyle bir şey mümkün olabilir mi diye söylenerek terk ederdi düşüncesini. Ne kadar da hayalperesti ? Asla bu hayali gerçek olamazdı, daha önce hiç yaşanmamış olan, arkadaşlarından, ailesinden duymadığı görmediği bu hayal nasıl gerçek olabilirdi ki ? O varlığını tam olarak tarif edemedikleri, tam olarak göremedikleri ama var olduğunu hissedebildikleri güç, elini uzatacaktı ve o an karanlık yerini aydınlığa bırakacaktı, hepsi bu.

Akvaryumdaki tüm diğer balıklar, bitkiler ve hatta salyangozlar bile bu gerçeği kabullenmiş, çoktan üzerinde düşünmeyi bırakmışlardı. Çevresindekilerin sıradan duruşlarına ve kabullenmişligine inat sorardı. Düşünmek, hayal kurmak bu kadar da zor bir eylem mi ki var gücünüzle kaçıyorsunuz ondan ?

Bu düşünce silsilesi ile boğuşurken aniden aydınlık oluvermişti. Aydınlıkla birlikte bir önceki günün kopyası yeni bir koşuşturmaca başlayacaktı, bir yandan acımasız yem bulma kavgası, bir yandan karşı cinsi etkileme telaşesi yetmezmiş gibi bir de arkadaşlar arası rekabet sonsuz bir girdap gibi etrafında dönecekti.  Zaman zaman o da bu girdaba karışıp yüzüyordu, girdabı karşısına alıp yüzmeyi denediği de oldu ancak bu akvaryumun şeffaf duvarlarına toslamak gibiydi. Kimin niçin ne zaman nasıl koyduğunu bilmediği bu duvarlar onu boğuyor,daha ileri gitmesine izin vermiyorlardı. Kimi zaman güzelmiş gibi, çoğu zaman stresli, kimi zaman da tehlikeli olan bu oyunlar artık sıkmaya başlamıştı Osso’yu. O bu beyhude koşuşturmacanınn ötesinde daha anlamlı bir oyun olabileceğini hayal ediyor ancak flu olan bu resmi bir türlü netleştiremiyordu.

Oysa ki aynı akvaryumun içinde, birbirinden ne kadar da farklı hayatlar yaşanıyordu, mesela şu çöpçü balıkları her zaman en çok onlar çalışıyor ama hep yem artıklarını ve diğer balıkların yemediği yemleri yemek zorunda kalıyorlardı. Diğer balıklar akvaryumun yüzeyinde ve içinde rahatça yüzebilirlerken onlar sadece yolunu kaybetmiş ürkek bir çocuk gibi bazen yukarıya doğru yüzüyorlar ve birkaç saniye içinde ait oldukları yere geri dönüyorlardı. Kendini şanslı hissediyordu çünkü kılıçkuyruklar orta sınıf sayılırlardı, her ne kadar onlar da yemleri yiyip, çalışıp seçkin kırmızı burun tetralara hizmet etseler de, kendilerini şanslı hissediyorlardı. Hele sürü halinde dolaşıp kendilerinden olmayan herkese, yokmuş gibi davranan şu renkli neonlara ne demeli, en güzel yerlerde onlar yüzüyorlar en güzel onlar görünüyorlardı.

Doğuştan gelen kırmızı kuyruğundaki siyah çizgi onu hemcinslerinden ayırıyordu, ailesi bile onun bu farklılığı ile için için gurur duyuyordu. O ise bu fiziki ayrıntının kılıçkuyrukların hayatında neden bu kadar fazla yer tuttuğunu bir türlü anlayamıyordu. Hatta kılıçkuyruklar neonları, tetraları kıskanmak yerine Osso’yu kıskanıyorlardı bunun sebebini de bir türlü anlayamamıştı.

Adı konmamış ancak kuralları herkes tarafından bilinen bu oyunun, pervasız koşuşturmacanın dışında biri vardı, aslında kahramanımız da en çok onu merak ediyor, onunla dost olmak istiyordu. Bu vatoz Tulpar’dı. Çöpçüler gibi ne bulursa onu yiyor ancak istediği zaman istediği yerde yüzebiliyor, hiç kimseyle kavga etmiyor kendi halinde, kendinden emin bir hayat sürüyordu. Onun bu dinginliği hep ilgisini çekmişti Osso’nun. Acaba çok çirkin olduğu için mi yalnızdı ? Çirkin olmasa o da neonlar gibi mi olurdu? Sonra kendi kendine gülerek fiziksel özellik, bir hayatta bu kadar anlamlı, belirleyici olabilir mi diyordu ? Tulpar ne yediğine, ne de yüzdüğü yerlere dikkat ediyordu, ne de bir balık ile iletişime geçiyordu, toplum mu onu dışlamıştı yoksa o mu toplumu dışlamıştı bilemiyordu Osso.

Osso kendi olduğu için, bir kılıçkuyruk olarak doğduğu için mutluydu. Hiçbir zaman başka bir balık olmak istemedi, ne göz alıcı mavi ve kırmızı renkleri ile dans eden neonlarla herhangi bir rekabete girmek ne de kendinden emin güçlü tavırları ile etrafta dolaşan tetralar gibi olmak isterdi. Ancak kendi hayatında içine sinmeyen, içini kemiren anlamlandıramadığı sorular onu hiç yalnız bırakmıyordu. Nedense cevapların Tulpar’da olduğuna dair bir sezgisi vardı.

Bir gün tüm cesaretini toplayarak Tulpar’ın çoğunlukla dinlendiği kayalığın arkasına gitti ancak hiç ummadığı şekilde Tulpar onu tersledi ve yanından defetti. Hayal kırıklığı ile birlikte yine akvaryumda yüzmeye başladı, yüzerken bir yandan da aynı düşüncelere dalmıştı, aynı su içerisinde birbirine bakan ama görmeyen ne kadar da çok hayat yaşanıyordu. Tulpar sayesinde kendimi akvaryum hayvanları olan salyangozlar gibi hissediyorum dedi bilinçsizce sonra titredi nasıl böyle bir gaflette bulunmuştu ki o daha önce salyangozları hiç hor görmemişti. Diğer tüm arkadaşları salyangozları, akvaryum hayvanı olarak hor görüp, önemsemiyorlardı. İşin garip tarafı aynı düşüncelerle zengin ve güçlü tetraların, neonların da kendilerini aşağıladıklarını görmezden gelerek, çöpçülerle dalga geçip, çöpçüler sadece salyangoz hayvanları ile rekabet edebilir diyorlardı, hem çöpçüleri hem de salyangozları aşağılıyorlardı. Bu döngüden rahatsız değildiler sadece kendi rolleri aşağılanan olmasın istiyorlardı ve küçük görülmelerini, küçük görerek örtmeye çalışıyorlardı.

Osso inatçıydı, kararlıydı. Tulpar’ın onu terslemesi, ondaki onunla konuşma arzusunu perçinlemişti, her zaman kaçan kovalanır mı diye gülerek kovalamaya devam etti Tulpar’ı. Tulpar, son sefer söz yerine kuyruğu ile hafif bir hamle yaparak tersledi Osso’yu, bazı büyük balıkların küçük hamleleri ne kadar da büyük etkiler yaratabiliyordu.

Her terslemeden sonra Osso yeniden düşünce alemine dalıyordu, en fazla anlamlandıramadığı konu mensubu olduğu kılıçkuyruklar arasındaki beyhude koşuşturmacaydı. Bu kadar savaş, kavga hepsi dünyaya getirecekleri yavrular için değil miydi ? Balıklar yavruları için kendilerini ve kendileri için de yavrularını feda etmiyorlar mıydı ? Bunca mücadelenin sonucunda yavruları, emekleri, hayatları neon ve tetralara yem oluyordu. Bu kısır döngüyü nasıl da fark etmeden hala birbirleri ile yarışa girip, en değerli varlıklarını heba edebiliyorlardı. Bu çok acı geliyordu Osso’ya lakin elinden de bir şey yapmak gelmiyordu.

Osso’nun ,Tulpar’ın peşinde koşturması kendi çevresinde alay konusu olmuştu, hatta yakın arkadaşları bile kırmızı kuyruğundaki siyah çizgi ile çok özel biri olduğunu, etrafındaki balıklara odaklanmasını, bu anlamsız düşünceleri bırakmasını hayatını yaşamasını telkin ediyorlardı. Arkadaşları ve ailesi onun bu haline üzüldüklerini her fırsatta dile getiriyorlar, onun üzerinde manevi bir baskı oluşturuyorlardı.

Derken bir an uyandığında kuyruğunda beyaz beneklerin olduğunu gördü, birden panikledi ne yapacağını bilemedi, onları karanlıktan aydınlığa geçiren gücü hatırladı, iyileşmek için dua etti, sonra suyun üzerinde mavi damlalar belirdi, bu sahnenin başka balıklar için de yaşandığına şahit olmuştu bir kaç kez. Çok mutluydu, bu mavi damlaların kendisine iyi geleceğini biliyordu içini derin bir şükran duygusu kapladı. Birkaç gün sonra iyileşti ancak beyaz benek hastalığı onun kuyruğunda derin izler bırakmış, onu özel kılan siyah çizgiyi kaybetmişti. Arkadaşları onun kurtulmasına mı daha çok sevindiler yoksa siyah çizgisinin kaybolmasına mı daha çok sevindiler hiç bir zaman emin olamayacaktı.

İyileşir iyileşmez ilk işi Tulpar’ın peşine takılmak oldu, Tulpar yine onu tersledi ancak bu sefer her zamankinden daha kararlıydı, kaybedecek bir şeyi yoktu, tüm yüklerinden kurtulmuştu, o siyah çizginin aslında kendisi için bir yük olduğunu anlamıştı, o nefsini okşuyor, gururunu kabartıyor ve gözlerine kibir perdesi indiriyordu. Şimdi herkes gibiydi ve çok hafifti. Tulpar, çok geçmeden Osso’nun pes etmeyeceğini anladı, söyle bakalım evlat dedi nedir benden istediğin ? Osso onunla konuşma fırsatı yakalamaya o kadar odaklanmıştı ki fırsatı yakalayınca ne konuşacağını unuttu bir an. 

Sonra içini sıkan anlamlandıramadığı soruyu sordu. Benim ailem, arkadaşlarım canla başla çalışıp, emek harcayıp yavru balık akvaryuma getirip, bu yavruları niçin tetraların mutlu yaşamaları için heba ediyorlar ?

Tulpar güldü, tetraların mutlu yaşadıklarını mı düşünüyorsun ? Onlar aynı oyunda kendi rollerini oynuyorlar sadece, onlar sizin emeklerinizle yaşıyorlar haklısın ama sonra ne oluyor ? Onlar da kendi dünyalarındaki anlamsız koşuşturmaca sonucunda akvaryuma yüzlerce yumurta bırakıyorlar ve bu yumurtalar , aşağılamaya bile layık görmedikleri salyangoz ve çöpçüler tarafından yeniliyor.

Şunu unutma ki gerçek görünenin ardındadır her zaman, bu akvaryumda asıl olan, bu oyunun dışına çıkmak, kendin olabilmektedir. Tüm dostların, ailen, neonlar, tetralar, çöpçüler, salyongazlar seni oyundaki rolünü oynamak için zorlayacaklardır, gerçeğe erişmek istiyorsan kendin olma, Osso olma savaşını vermelisin.

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir