Torino Atı (Film)

   Bir at, baba ve kızı. Uzun, bitmek bilmeyen sahneler ve arada bir ortaya çıkan klasik müzik. Her gün aynı şeylerin yapıldığı sıkıcı hayat ve solmuş suratlar. Elleri yanarak yenilen haşlanmış patates. Hayatta tek bel bağladığımız atın artık yemek yememesi ve onun da çaresiz günleri. Bir süre sonra suyumuzun bitirilmesi ve yediğimiz ‘tadsız’ yemeğin çiğ yenilmesi. ‘Yemek zorundayız’ dememize rağmen yemememiz. Birden ortaya çıkan adamın bir şeyler anlatıp gitmesi. Tek kol ve tek gözü olmayan ve her gün giydirilmek zorunda kalan çaresiz baba. Pencereden izlenilen tek bir ağaç, uçuşan yapraklar ve arkasında esen rüzgar. Kısaca, rüzgar sesi, org sesi, haşlanmış patates, org sesi, rüzgar sesi, at, org sesi, giysiler, org sesi, rüzgar sesi…

   Plan sekans tekniğiyle çekilmiş olan bu filmde, her geçen gün her şeyin bozulması, yani entropiye uğraması anlatılmaktadır. Atın, yemek yemeden gidemeyeceğini bilmesine rağmen yememektedir; tıpkı insanlar gibi. Her gün atın hareket edeceğine inanarak umutla başlanan günse, umutsuz bitmektedir. Aslında bizlerde görünürde birbirinden farklı olan ama aynı ‘tadsız’ yemekleri yemek zorunda kalıyoruz ve ardından tekrar ve tekrar aynı sıkıcı şeyleri yapıyoruz, hatta yapmak zorunda kalıyoruz. Bu sıkıcı geçen hayatta bir de, birilerine sürekli yaranmak zorunda kalıyoruz. Çünkü hayata karşı güçsüz oluşumuz bizi illa birilerine muhtaç bırakıyor. Sürekli umut dolu güne uyanıyoruz ve bir şeylere bel bağlıyoruz. Dünden farksız, aynı sıkıcı günü yaşıyoruz; atın hüzünlü suratınaysa, varlığımızla her an şahit oluyoruz. Nereden geldiğini bilmeyen varlığımızınsa kaybolduğunu, özünü belirlemeye çalışırkense, hapsolmuş dünyada, bir oraya bir buraya savrulduğunu görüyoruz.

   Film, Nietzsche’nin Torino’da çıktığı bir gezide bir atın kırbaçlanmasına şahit olmasıyla başlar. Bu olayın ertesi gün akli dengesini yitirir ve ölene kadar yatağından çıkmadan ve kimseyle konuşmadan hayatını geçirir. Filmin yönetmeni olan Bela Tarr ise bu atı ve atın sahibinin hikayesini anlatmaktadır. Ayrıca bu filmden sonra film yapmayacağını söylemiştir. Bu filmi ilerletmeden izleyen insan pek azdır. Bu tarz sevmeyenler tarafından işkence olarak kullanılabilir veya izledikten sonra ben ne izledim diyebilirsiniz. Ama ben, her izleyenin kendine göre bir şeyler çıkaracağına inanıyorum. Önemli olan bu filmi sadece seyretmek değil, hazmetmektir.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.