TOPLUMUN TELEVİZYON ANLAYIŞINDAN- DEREALİZASYON BOZUKLUĞUMUZA

Merhaba. Yazmak istedim. Belki biraz rahatlarım. Ne mi bahsedeceğim: Kendimi kendim hissetmeyişimden ve bunun başta diziler olmak üzere toplumun etkisinden.

Evet, kendimi kendim gibi hissetmiyorum. Bir şeyler oluyor ama sanki yaşayan ben değilmişim gibi ya da rüyadaymışım gibi. Çok garip. Eminim yaşayanlar da olmuştur veya oluyordur. Biraz baktım da Google Amcamız sağ olsun DEREALİZASYON/DEPERSONALİZASYON adında bir bozukluk varmış. Şu şekilde geçiyor tanımı:

Derealizasyon, kişinin çevresinden kopması olarak tanımlanır. Derealizasyon yaşayan bireyler çevrelerindeki dünyayı sisli, rüya gibi / gerçeküstü veya görsel olarak çarpıtılmış olarak algıladıklarını bildirebilirler.

Depersonalizasyona sahip bireyler, fiziksel bedenlerinden kopuk hissettiklerini ifade ederler; örneğin sanki kendi bedenlerini tamamen doldurmuyorlarmış gibi hissetmek; konuşmaları veya fiziksel hareketleri kontrolden çıkmış gibi hissetmek; kendi düşüncelerinden veya duygularından kopuk hissetmek; ve kendilerini ve yaşamlarını uzaktan deneyimlemek. 

Gelecekte yaratmak istediğim bir ben var. Onunla hayaller kuruyorum. Sanırım orada kaldım. İşte, diziye ve topluma giriyorum. 

Öncelikle toplumumuzun ve ailemizin(en azından benimkiler öyle) televizyonsuz ev mi olur, her akşam bir dizi izlenilmeli anlayışı bizi oyunun içine sokuyor aslında. Çocukken çok dizi izlerdim. Hatta arkadaşımla yarışırdık en çok kim dizi izler diye. Ne kadar acı… Bu diziler hele ki çok severiz ya hormonlar bir tavan yapar: Aşk Dizileri. O kadar iğrençler ki sana da o hayali kurdurur. Sen de büyüyünce zengin bir iş adamın yanında asistan olacaksın. Sonra adam senden yaptığın sakarlıkla ya da anaç tavırlarla etkilenecek. Sonra sevgilisiniz mutlu son. Hadi ya! Bak bir de emeksiz başarı var. Doktor olmak isteyen kızımız on dakika çalışır ve doktor. Üniversite süreci, Anatomi dersi, otobüs bekleyişi, yemekhanede sıra bekleyişi hani nerede… Bunları gören ailesine kurban biz çocuklar da ne yaparız hop gelecekte bizi bekleyen çok kolay başarılar. 

Bunun yanında üniversite tercihleri yaparken de aslında yine kolay başarı hayalleri kuruyoruz. Ben diş hekimliğini seçerken kimse bana zor, dersleri şöyle böyle demedi. Tek bildiğim ilk yılda sabundan diş yapılacak olmasıydı. Dolgu, protez, kanal tedaviyi yap para kazan şeklinde-gerçek böyle değil- bir önyargı, konuştuğum diş hekimi abimin sadece mesleğini sevdiğini söylemesi… Uzar da uzar. Burada ben müfredata, rehberlik hocalarımıza kızarım. O kadar bana polinom öğreten müfredat keşke bir meslek nasıl araştırılır öğretseydi ya, rehberlik de üzerine çeşitli meslek gruplarından insanları getirtseydi de sohbet etseydik… Tamam tamam bana da kızabilirsiniz detaylı araştırsaydın diye. Onda da haklısınız ama o zaman ki ben şimdiki ben değildim ve seçmek zorundaydım. İşin içine girince anlıyorsunuz uzaktan öyle olmadığını.

İşte bilinçaltımın bana getirdiği bu durumlardan ötürü yine kolaya kaçıyorum ve anda olamıyorum. Neyse ki fark edemeyecek kadar delirmedim. 

Ne yapmam lazım/yapmalıyız? 

Şu şekilde belirtilen farkındalığa yönelik etkinlikler var:

  • Kendinize çimdik atın ve ne kadar gerçek olduğunuzun farkına varın.
  • Soğuk ya da sıcak herhangi bir şeye dokunun ve ısı farkı odak noktanız olsun.  
  • Odada bulunan herhangi bir şeyi sayın. Nesneleri tanımlamaya gayret edin.
  • Bir nesneye odaklanın ve bu nesnenin tam olarak ne olduğunu kendinize anlatın. Bu nesne hakkında neler bildiğinizi sıralayın.
  • Mutlaka duyularınızı kullanmaya çalışın.

Ben de kendimce şunları eklemek istiyorum:

Mesela hep bir yabancı dil konuşurken hayal ederiz kendimizi ya da ait olmak istediğimiz kendimize yönelik şeyler. Düşündüm de hep hayal etmişim. E güzel de başlamışım işi yapmaya ama 2.gün devam etmemişim. Neden Şazi? Çünkü kolay başarı istiyorsun. Hayat dizilerdeki gibi değil. Neden çabalamayasın? Neden denemeyesin çalışmayı? 

Sürekli yapmam gerekenlerden kaçmışım geleceği düşünerek. Bu sıralar şunu merak ediyorum. O yapman gereken şeyleri yaptığında sen nasıl olacaksın? Gelişimin nasıl olacak? Sanırım bu merakımdan ötürü başlayacağım, çabalayacağım. 

Yine demeden edemeyeceğim. Eğitim o kadar önemli ki… Aile, okul, kendimize kattıklarımız. Eğer hayatımız travmalarla doluysa gerçekleri anlamak biraz sarsıyor bizi. Sana örnek olan kişiler bariz şekilde yanlışsa doğruyu bulmak için acı çekmek zorunda kalıyorsun. Çünkü konfor alanından çıkman gerektiğini biliyorsun. 

Bir de şu da oluyor: O travmaları yaşayan ben miydim? Yine aynıları olursa? Aile hakkında soru sorulmasını sevmiyorum her ne kadar bazen ben de soruyor olsam da. Geçmişim ne seni ilgilendirir ne başkasını. Oldu bitti bana kattı bir şeyler. Bazen kendimi sevmedim, bazen başkalarına bağlandım. Ama annen baban ne işle uğraşıyor sorusu, nerelisiniz sorusu ya da başka başka bu tür sorular canımı acıtıyor. Maalesef senin için çok da önemsiz olmayan bu sorular başkasına ağır geliyordur belki. Anlattıkça kalbi acıyordur. Bu soruların yerine hayattaki amacın ne, neler yapmak seni mutlu eder vs. sormak daha mantıklı değil mi? 

Lütfen öğretmenler ve öğretmen adayları çocukları tanımak için bu tür sorular sormayın. Belki utanır ailesinden bahsetmeye, belki anlatamayacağı ve anlattığı zaman özdeğerini yitireceği şeyler vardır. Çok konuşmak isterseniz de tek, özel konuşun. Bunların yerine ne olmak istiyorsun, en sevdiğin renk ne gibi tatlış sorular daha güzel olur.

Bu kadar geçmişten bahsettim. Düşünmek bile istemiyorum. Bundan ötürü aklıma şu geldi? Acaba geçmişimden korkup mu kaçıyorum? Hissettiğim olayların derinine inip ne olduğunu çözmekten mi kaçıyorum? Belki çözsem, yüzleşsem şimdiye daha iyi odaklanırım. 

Kendimi cesarete ve başarı için zorlukla savaşmaya davet ediyorum.

Görüşürüz. 

Şaziye KAPLAN

yazar

Yazar: Dt.Şaziye KAPLAN

''Her insan mükemmeldir.'' -MAVİ-

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.