TOPLUMUN İÇİNDEN-1

Selam. Bir şeyler fark ettim. Belki yaşımdan ötürüdür. Katılır ya da katılmazsınız.

Yakın zamanda gözlemlemenin önemli olduğunu fark etmiştim. Ki bunun arkasındayım. Özellikle doğa için gözlem muazzam. Mesela otobüste, mesela yürürken insanları da incelerdim. Acaba neden o renkte kıyafet? Neden hızlı yürüyor? Neden… Sorguluyordum. Tabi bu başlarda güzeldi. 

Bugün dışarı çıktığımda bir yere oturup sadece izlemeyi denedim. Bu sefer yordu ve sıktı. Zamanla birlikte aslında hayatı daha çok anlamaya başlıyorum. Dizilerden, filmlerden, masallardan daha farklı olduğunu, gökten mutluluk düşmeyeceğini vs. Sonra şunu düşündüm yüzlerce insan yan yana, aynı ortamda, yürüyor, alışveriş yapıyor… Ama kimse kimseye güvenmiyor. Bu çok ilginç ve saçma değil mi? Hani eskiden kapılar kilitlenmezmiş bile şimdi ise yolda düşen birine yardım etmekten kaçınır hale geldik. Bu güvenmemeye rağmen birlikte yaşamamız belki de hayvan özelliğimizdendir. Ama sosyal bir varlık olarak bu derece güvensizleşmeye başlaması ortamın hiç de hayra alamet değil. Hadi gelin sorgulayalım!

1.Bir işlem yazacağım: Aile+Öğretmen=Birey. Yani önce ailede başlar eğitim: Kişinin kendine güvenmesi, kendini baskı altında hissetmemesi, nefretle dolu olmaması… Sonra öğretmenle hayatı öğrenmeye başlar yavaş yavaş. Sosyal ilişkilerin nasıl olması gerektiğini görür. Saygı, hoşgörü, öğrenmek… bunların nasıl olacağını anlamaya başlar. Üzerine de kendisi ekleyerek KENDİSİNİ OLUŞTURUR. Kimliğini bulmaya çalışır vs.

 Psikoloji çok karmaşık ve olağanüstü bir alan. Bir katili düşünürsek elbette suçlu ama kim bilir onu bu duruma ne getirdi, yaşadıklarından nasıl düşünceler ortaya çıktı bilmeden yargılıyoruz. İşte kaderimizi, nasıl birisi olacağımızı belirleyen en temel unsurdur aile. O yüzden herkes anne baba olmamalı. Olacaksa da kendisini yetiştirmenin farkındalığında olmalı. Bunun için de devletin kontrolü elinde tutması lazım ama bakıyoruz… YOK. Sevgili okurum sana şunu diyebilirim: OKU, ARAŞTIR, SORGULA. 

2. Şimdi eğitimde zaten sorunlar ortaya çıkınca sapıklar, katiller, şunlar, bunlar doğuyor doğal olarak. Suçlar artıyor. Sonra birtakım programlar cinayet çözüyor. Anne-babalarımız da bunları görüp doğal olarak korkuyor. Annem az önce anlattı 51 yaşındaki adam 20 yaşındaki kıza saldırmış. Ben de dedim ki bak bunun altında psikolojik nedenler yatar. Sadece 51 yaşındaki adamı suçlamam da doğru değil. Aralarında ne geçti, ne konuştular, hangi sözcükler etkili bilmiyoruz. Zaten toplumda yargılamak çok kolaydır. 

Bir örnek anlatayım. İki yıl önce yolda giderken bir ayraç satan adam durdurdu beni. Biraz konuştuk. Konu nasıl açıldı hatırlamıyorum. Cezaevinden çıkmış. Dedim ne güzel hayata tutunmaya çalışıyorsunuz. Adam bu arada arkadaşına kızıp onu öldürmüş. Şimdi ben desem iğrenç katil sözde çalışmaya çalışıyor! Olur mu? Orada beni de öldürebilir, öldürmese bile demem. Hakkım değil. O yüzden konuşmam gereken insanlar olduğunda daha dikkatli olmaya çalışıyor ve biraz tatlı dilli oluyorum. 

İnsanları belli tanımlamalara sığdırmaya çalışıyoruz. Herkes kötüdür, herkes güvenilir değildir, herkes yalancıdır. Eğer bunları diyorsak öncelikle özgüvenimiz yoktur. Şu cümleyi sevmem: Sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum. Burada çelişki vardır bana güveniyorsan doğru hareketler yapacağımı bilirsin zaten ama inkar ediyorsun. Kalıplar herkeste vardır. Ben de kötüyüm, bazen hırslıyım, nefretliyim, özgüvensizim, utangacım, sevgisizim, saygısızım… Sende de var bunlar. Önemli olan zaten İRADENLE KENDİNİ KONTROL EDEBİLMENDİR. Mesela kıskançlıktan kendine zarar veren insanlar var ya da karşısındakine. Mesela sadece kendisini öven insanlarla konuşan eleştiriye açık olmadığı için yalnız insanlar var. Bu kontrolü de okuyarak sağlarız işte. Evet ailelerimiz, öğretmenlerimiz yol göstermemiş olabilir ama istiyorsak araştırırız. Yönetebiliriz kendimizi. Ben yapıyorsam başkaları da yapabilir. 

Gelelim tavsiyemize: Herkese nötr yaklaşıp, önyargılı (pozitif ya da negatif fark etmez)yaklaşmadan, özelimizi açmadan, bir hatasını görene ya da gözlemleyene dek güvenebileceğimizi düşünüyorum. Yoksa öbür türlü herkes güvensiz dersek paranoyaklık olur. Bu stresle yaşanmaz.

Birkaç şeyden daha bahsedip bitirmek istiyorum.

KIYASLAMA: Lütfen bak kendini, yaşadığın ortamı kimseyle kıyaslama. Parmak izlerimiz bile farklıyken başkasına benzemek saçma değil mi? Başkası şunu seviyor diye sevmek zorunda değilsin. Başkası zayıf diye onlar için zayıflama. Onlar için değişme. Çok sevdiğim birisi demişti ki HERKES MÜKEMMELDİR. Bir hücreyi bile daha yaratamazken başkalarının görüntüleri hakkında yorum yapıp, başkalarının özgüvenlerini yıkmak, onları değişime sokmaya çalışarak psikolojik baskı yapmak kimsenin hakkı değil. Ama bak başarılı birisini örnek alır ve çalışırsan ona tamamız. 

SADECE KENDİNLE SAVAŞ: Evet yanlış hareketler yapılabilir etrafımızda. Mutlak doğru vardır ama ona göre, yaşadıklarına göre yanlış doğrudur. Savaşırsın düşüncesini değiştirtmek için. Özellikle toksik anne babaları değiştirmek için çok kavga ederiz. Ve belli bir süre sonra bu savaş yorar bizi. Bazen kendimizi kafeste hissederiz. Bak o değişmez istemediği müddetçe. Senin değiştirebildiğin tek şey sensin. Senin davranışların. Eğer o, değişmiyorsa sen de onunla oyun oyna. Kendinle savaştığın ve sonucunda seni güçlü kılacak bir oyun. Bazen sus, bazen yorum yapma, davranışlarını değiştir. Yine kıyaslamaya geleceğim. Sınavda şunu geçeceğim, yok o daha başarılı kendimden nefret ediyorum triplerine girmenin hiç anlamı yok. Kendini yorarsın. Bir sınavda hata mı yaptın de ki bir sonrakinde dikkat edeceğim. Hayatını düzene mi sokmaya çalışıyorsun. Kendinle oyun oyna. Hadi bak sen bugün 7de kalktın yarın 6.45’te kalkabilirsin. Şu an vücudunun bu yiyeceğe ihtiyacı yok sonra yiyelim vs. vs. 

HERKESİN HAYATI ZOR: Çocukken hayaller kurarız. Her zaman mutlu olacağımız hayaller. Kolay iş bulmuşuzdur. Evimiz vardır vs. Hiç de öyle değilmiş. Geçmiş yıllarda tiyatro okumayı istiyordum. Belki daha kolay olabilirdi diye düşünüyordum. Sonra yakın zamanda fark ettim ki hiçbir piyasa kolay değilmiş. Ünlülerin kendilerini anlattığı videoları izledim, işyeri sahipleriyle konuştum… Her zaman aslında arkamızdan kuyu kazanlar olacak, işlerimizi zorlaştıranlar. Belli bir başarı yakalamak istiyorsak savaşmaktan vazgeçmeden çalışmamız lazımmış. Bu yolculuk hiç de kolay olmayacak. Ve çok zor dediklerimiz bile daha sonraki zorları gördüğümüzde kolay kalacak onların yanında. Ah şunu yapsam daha kolay olurdu dediğimizin ardında neler olduğunu bilmiyoruz. Eğer gözlemlersek işte fark ederiz ki kolay değilmiş kimsenin işi.

O çok sevdiğim insanın beni motive eden o sözüyle bitirmek istiyorum: Don’t worry be happy!

Şaziye KAPLAN

YouTube: Dt.Şaziye KAPLAN

yazar

Yazar: Dt.Şaziye KAPLAN

''Her insan mükemmeldir.'' -MAVİ-

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.