Teolojden Kozmolojiye İnsan Doğası | Stoa Pratikleri Çağımızda Ne Kadar Mümkün?!

Modern çağda yaşıyoruz ve bir çok şeyin bizim için ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
Günlük hayatın içinde bu ihtiyaçları elde edebilmek için birbirimizle kıyasıya bir
rekabet ortamı yaratıyoruz, çünkü bunu modern dünyada mutlu olmanın bir
 zorunluluğu olarak görüyoruz.
Peki gerçekten böyle mi?!

Dinsel inançlar, Mitolojiler ve düşünceler tarihi çoğumuz için her zaman ilgi çekici
 konular olmuştur, yani geçmişteki insanların neler düşündükleri, nelere inandıkları,
 neler hissettikleri bunun bir cephesi. Fakat aslında diğer önemli yanı ise geçmişteki i
bir düşünceyi alıp günümüzün yaşam koşullarına uyarlayabilmek. Zaten felsefe  tarihinin ve genel olarak insanlık tarihininde ufuk açıcı yönü buradadır, yoksa artık
 geçerliliği yitirmiş, günümüzden binlerce yıl önceki bir düşüncenin, bir savaşın yada
herhangi bir tarihi olayın irdelenmesinin hiçbir anlamı yoktur. Örneğin artık
 günümüzde her şeyin yapı taşının su veya ateş olmadığını biliyoruz peki Thales’i ve
Zerdüşt’ü çöpe mi atalım?

Antik çağ felsesinden bugün neler öğrenebiliriz, henüz daha sanayileşmenin,
internetin, teknolojinim, hiçbir şeyin olmadığı naif ilkel insanlardan ne
 öğrenebilirizki diye düşünebilirsiniz. Belkide bir nebze kendinizce haklısınız, Platon
 yada Budha sosyal medya alışkanlıklarımız, instagram ve Facebook hikayelerimiz
 konusunda pekde bir şey söylemeyebilir(!?) Ama aslında gündelik hayatımızda
yaşadığımız şeyler değişse de, yaşadığımız şeylere verdiğimiz tepkimeler
neredeyse hiç değişmiyor. Öfke, kırgınlık, hayal kırıklığı, umut, inanç, sevinç bunların
 her biri zaman üstü, evrensel ve insani kavramlardır. İşte bu yüzden günümüzden
tam 2000 yıl önce yaşamış ve Stoacı adı verilen bir gurup antik çağ düşünüründen
neler öğrenebileceğimizden biraz bahsetmek istiyorum.

Stoacılık Madde 1: Hayata Kötü Yanından Bakmak

    Hayır yanlış anlamadınız burada bir kinaye yok, çünkü bizler günümüzde genellikle
kötü bir olay olduğu zaman onu pozitif yanından görmeye çalışırız ve bu konuda
 kendimize ve çevremize umut vermeye meyilleniriz (pozitif düşünme ve davranış).
 Ama Stoacılar kötü bir olay meydana geldiğinde ne kendilerine nede çerçevesindeki
 insanlara umut vermezler hatta umudun bir çeşit afyon olduğunu iddia ederler.
Çünkü eğer herşeyin iyi olacağını düşünürseniz ve bunu umudederseniz
 muhtemelen feci bir hayal kırıklığı uğrayacaksınızdır “çünkü dünya acıyla doludur”
 Stoacılara göre. Umut beklentiyi yükseltir ve beklentilerimiz ne derece yüksek
 olursa aslında hayal kırıklığımızda o derece büyük olur. Farzedelimki siz son derece
mükemmelliyetçi bir kişiliğe sahipsiniz, yani bir şeyi yapmaya çalıştığınızda bu eylemi yüzdelik üzerinden puanlarsak yüzde yüz olmasını beklersiniz, bu yüzden bu
eylemden aldığınız sonuç yüzde 70 yada 80 lik bir başarıya ulaşsa bu sizi kesinlikle
 tatmin etmez ve sonuçta mutluluk hissedemezsiniz. Oysa beklentinizi sıfıra
düşürseydiniz ve sonuç yüzde 20 yada 30 dahi olsa beklentinizin üstünde olduğu
için mutlu olabilirdiniz.İşte bu yüzden umudu, beklentiyi ve hedefleri bu denli
 yüksek tutmak hem mutluluğa ulaşmayı engeller hemde başlangıçta gözünüz o
denli yüksektedir ki bir türlü harekete geçmeyide başaramaya bilirsiniz. Ayrıca Stoacıların işaret ettiği şey, siz beklentilerinizi sıfıra indirdiğinizde ve kötü şeyler
 olacağınıda hesaba kattığınızda başınıza gelen kötü şey(ler) sizi sinirlendirmez
 çünki hep beklemediğimiz aksilikler bizi çileden çıkartır.

“Yaşadığı fenalıkları önceden ön gören onları gücünden eder” (Seneca)

Stoacılık Madde 2: Dünya Berbat Bir Yerdir 

– Sabah erkenden uyanıyorum günümün muhteşem geçmesini beklerken, duş
almak için banyoya girince suların kesilmiş olduğunu görüyorum. İşe gitmek için
 yola koyuluyorum ama şu duş meselesi yüzünden birazda gecikmiş oldum, otobüs
 durağına vardığımdada 15 dakika geciktiğim için otobüsü kaçırmış oldum, sonra
sıradaki otobüsün gelmesini beklerken caddeden hızla geçen bir araba yoldaki
 bütün o çamurlu pis suyu üzerime sıçratıyor ve böylece sabah ilk toplantıya
katılamadım, bittimi hayır iş yerine girer girmez sayın patronumdan dakikalarca
 azar işiterken bir yandan hiç susmayan telefon…. Kız arkadaşım arıyor ve haftalarca
ilgi görmediği için serzenişte buluyor. Kaç gündür beklediğim kargoda yanlış adrese
teslim edilmiş, kargo şirketinin müşteri hizmetlerini arayıp kendime bir muhatap
bulamıyorum, bilgi sayarımı açıp işe odaklanıyımda kafam dağılsın derken birde
 baktım sistem kilitlenmiş ve günüm cehenneme dönmüş.* Öyle düşünüyorum ki
günlük hayatımızda bu senaryonun bir kısmını veya bir benzerini sizde yaşadınız,ve
yine yaşayacaksınız. Bu yüzden Stoa düşüncesi derki : 

“Dünyayı ideal bir yermiş(?!) gibi görmek yerine onu olduğu haliyle, bütün kötülük ve
aksilikleri ile birlikte kabul etmek en doğru ve en rahatlatıcı yaklaşımdır”

Stoacılık Madde 3: Bütün Mutsuzluğunun Sebebi Kendinsin 

        Evet hayatta başımıza nelerin geleceğini biz kontrol edemeyiz yani olaylar üzerinde
 böyle bir yetkimiz maalesef yok, ama başımıza gelen olaylara ne tepki
 verebileceğimizi aslında biz seçebiliriz. Örneğin evinde oturup bir elinde dergisi bir
 elinde kahvesini yudumlayıp arka planda çalan hafif müzik eşliğinde keyif çatan biri
için birden bire bardaktan boşalırcasına bir yağmurun başlaması o kişi için çok tatlı
bir ambiansdır ve hatta bu keyfi başkalarıyla paylaşmak için bir story çekip
instagramda paylaşabilir. Oysa o an farklı bir mekanda bir yerden bir yere yaya
olarak yetişmeye çalışan biri için bu yağmur gününü mahvedecek bir felaket olabilir,
 yani böyle bir durumda yağmurun yağması iyi bir şeymidir kötü bir şey mi? Yada
 yağmur iyimidir kötümüdür, aslında ikisinde değildir, çünkü bir şeyin iyi veya kötü
 olmasını ayırt eden şey o şeyin kendisi değildir bizim o şeyi nasıl yoruladığımızdır.
 Hani derler ya herşey kafanızın içinde bitiyor, aslında Stoacılarda tam olarak buna
işaret ediyor. Bu yüzden asıl mesele hayatın sürekli size gülümsemesi değildir,
 hayatta başınıza gelen aksilikleri nasıl tepkilerle karşıladığınızdır. Stoacılar için
 hayatınızda yaşadığımız aksiliklere doğru soru yaklaşım ben bununla nasıl başa
çıkmalıyım şeklinde olmalıdır. Her şey berbat olabilir ama ben bunların üstesinden
 gelebilirim işte Stoacı Felsefe’nin temel taşlarından biri budur. 

Stoacılar her şeyi bir meydan okumaymış gibi görmemizi öğütler, bu anlamda hayat
 bir mücadele alanıdır, başımıza gelen olaylarda birer dayanıklılık testidir. Bu yüzden
Stoacı anlayış aslında hayatı kötü yanından görün derken, bezmiş, yılmış, içine
kapanıp kenara çekilmiş bir insan olmamızı değil tersine bütün aksiliklere meydan
okuyan cesur, azimli, güçlü bir birey olmamızı öğütler. 

Stoacılık Madde 4: Mutluluk Koşullara Bağlı Değildir 

     Çocukluğunuzda bir bilgisayara sahip olmak istediniz, anne ve babanız size bu
bilgisayarı aldı diyelim ve o yaşlarda o bilgisayarla oyun oynamak dışında pek bir
şeyde yapmazsınız, sonra bir tablet istediniz ve bir tabletiniz oldu bir kaç yıl sonra
 ailenizden bir akıllı telefon istediniz ve size bir akıllı telefon alındığına çok
 sevindiniz, ama altı yedi ay sonra daha yeni modelleri gördünüz  ve elinizdeki cihazlar sizin için değerini yitirdi. Bir bisiklet sahibi
 olmak istediniz ve babanız size bir bisiklet aldı fakat hemen ardından elektrikli
 bisikletler moda oldu babanızın aldığı o bisiklet sizin için değerini yitirdi. Eğer fark ettiyseniz  ta çocuk yaştan beri isteklerimiz hiç bitmiyor. Stoacılara göre aslında biz
insanlar her zaman elimizde olmayanı istiyoruz ve elimizde olmayan şeye sahip olunca sonuçta o şeyde elde edilmiş olduğu için yine önensizleşiyor, bu yüzden Stoacılara göre sahip olunan eşyanın gerçekte hiçbir değeri yoktur.

“Çok az şeye sahip olan değil, asıl çok şeyin özlemini çeken insan fakirdir” (Seneca)

Stoacı Filozoflar sahip oldukları şeylerin değerini anlamak için yılda iki veya üç kez
 oruç tutarlar, eski püskü kıyafetler giyerek yataklarını bir yere kaldırıp yerde yatarlar
 ve bayatlamış ekmek yerler. Uyguladıkları bu perhizle sahip oldukları şeylerin
aslında ne kadar değerli ve önemli olduğunu anlamaya çalışırlarmış. Stoacı
düşünür Seneca bu konuda şöyle der: “Kader vermediğini geri alamaz”

Stoacılık Madde 5: Acıdan Anlam Doğar

    Stoacı düşünce hayatımızın en acı verici deneyimlerinde bile hayatımızı anlam ile
 doldurabileceğimizi savunur. Ünlü Stoacı düşünür lerden biri olan Marcus Aurellius
bir savaş komutanıdır, ömrünün on dokuz yılını savaştan savaşa koşarak geçirmiş
ve bu savaşlarda bir çok arkadaşını kaybetmiştir hatta en ünlü eseri olan
 Meditasyonlarıda bu savaşlar sırasında geceleri çadırında yalnız kaldığı
 zamanlarda yazmıştır. Marcus Aurellius un yazdığı bu kitap onun Stoacılık üzerine
 düşüncelerini içermektedir ki bu kitap Nelson Mandela ya yirmiyedi yıllık
 tutukluluğu sırasında yol göstermiştir.

Bir diğer örnek te Victor Frankl’dır. Kendisi ikinci dünya savaşı sırasında Nazi
 kamplarında hayatının yarısını geçirmiş bir Yahudi. Victor Frankl tüm bu acı dolu
 tecrübeye rağmen hayatının en anlamlı döneminin toplama kampında kaldığı süre
 olduğunu söylemiştir. Çünkü o esaret dönemi aslında Victor Franklın hem kendini
hem hayatı tanıması konusunda ona öyle deneyimler yaşattırmıştır ki o
tecrübelerinden sonra hayata karşı bu denli bir farkındalık geliştirmiş ve İnsanın
Anlam Arayışı adlı ünlü kitabını yazmıştır Günümüzde o acı verici deneyimi ile
Victor Frankl Arayışı adlı ünlü kitabını yazmıştır. Günümüzde o acı verici deneyimi
 ile Victor Frankl psikiyatri literüne çok önemli katkılarda bulunmuş ve psikiyatri
tarihine geçmiştir.

Aslında gün içerisinde başımıza ne gelirse gelsin bununda güzel şeyler gibi sadece
bir olasılık olduğunu ve hayatın akışının bir parçası olduğunu kabul etmek gerekir, hatta en acı verici deneyimlerimiz kendimizi deneyimlemek, tanımak konusunda
 kendimizin sınırlarını yoklamak ve kendimizi keşfetmek konusunda en verimli
yolculuklarımız bile olabilirler. Stoacı Düşünce bu yönüyle hem sosyal hem
 psikolojik olarak kendimize yardımcı olabileceğimiz pratikleri bize sağlayan bir
yaşam felsefesi olarak tanımlamak pek de yanlış olmaz diye düşünüyorum. Sizlerde yorum
 ve eleştirilerinizi belirtirseniz çok memnun olurum. 

AYNAKÇA 

Roma İmparatorluğu’nun Devlet Felsefesi ve Osmanlı Devleti (Stoa’cı Seneca ve Önceki Kamu ( PDFDrive ).
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 1993 Sayı 6 Sayfa 182/189 I. Giriş Stoa Kavramı Senecanın Hayatı
 ve Genel Felsefesi> 

Victor Frankl – İnsanın Anlam Arayışı, İngilizceden Çeviren Selçuk Budak / Okyanus Yayınları 3.baskı Yıl 2009,
 Önsöz Gordon W Allport Sayfa 7/11, 73.baskıya Önsüz (1984) V. E. FRANKL 1983

Jean Brun, Stoa Felsefesi, Çeviren:Medar Atıcı, İletişim:932, Başvuru Dizisi:32, ISBN:975-470-151-2, 125 sayfa,
 Birinci Baskı 2003, İletişim Yayınları, İstanbul

KOSBED, 2015, 30: 91 – 112Kürşat Haldun AKALIN • Stoa Felsefesinde Tanrının Doğası ve İnsanın Uyumu The
Nature of God and the Coherence of Human in the Stoic Philosophy

Felsefe Tarihi, Stoa felsefesi, Ahlak.bilimname XXXVII, 2019/1, 1225-1245 Geliş Tarihi: 24.02.2019, Kabul Tarihi:
 04.04.2019, Yayın Tarihi: 30.04.2019 doi: http://dx.doi.org/10.28949/bilimname.522162 

STOA FELSEFESİNİN TEMEL GÖRÜŞLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME – Suat ÇELİKKOL
 https://www.researchgate.net/publication/332777849_Stoa_Felsefesinin_Temel_Gorusleri_Uzerine_Bir_Inceleme 

yazar

Yazar: Mastaura

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.