TARİHÇİ KİMDİR

           Tarih, geçmişteki olayları, insan topluluklarının yaşayışlarını ve birbirleriyle olan etkileşimlerini belgelere dayandırarak neden-sonuç ilişkisi içinde inceleyen ve anlatan bilim dalıdır. Tarihçi ise aynı şekilde yardımcı bilim dallarından yararlanarak olayları ve olguları belgeler ışığında inceleyen, araştıran ve aydınlatan kişidir diyebiliriz. Tarihçi  ortaya çıkardığı eserlerinde her zaman objektif olmak zorundadır. Aksi halde kendi yargılarıyla olayı başka bir yere taşır, ki bu durum  onu tarihçi tanımının dışına çıkarır.

             Tarih okuruna göre  bir tarihçi hem hâkim hem savcı hem de avukat olmalıdır, diyebiliriz. İşte bu söz bağlamında gerçek bir tarihçiyi tanımlarken hukuksal anlamda tarihin bizi götürdüğü noktaya varabiliriz. Tarihçiler bir olayı doğrusuyla, yanlışıyla objektif bir şekilde inceler diyoruz; yani tıpkı bir hâkim gibi olmalıdır. Nasıl hâkimler  kanunlar kapsamında objektif bir şekilde hüküm verir, tarihte de bu böyledir. Olayın bütününe hakim olduktan sonra verilen hükmün kesinliği tarihçinin bir hakim edasıyla son kararı veren yönünü ortaya çıkarır. Yine aynı şekilde tarihçiler savcılar gibi olayları belgeleri tasnif ve terkip eder. İnceler, ararştırır, sorgular ,verileri toplar ve adından olay ya da olguları netliğe kavuşturur. Buradan da anlaşıldığı üzere tarih bir bütündür ve tarihçi de bu bütünlüğü bozmadan her yönüyle ele alan kişidir. Öte yandan tarihçi hüküm veren ya da inceleyen kişi  dışında  avukatlar gibi olayları ya da olguları savunan ya da tenkit eden kişidir de aynı zamanda.

            Tarihte belge ve bilgi yönetimi  önemlidir. Çünkü tarihi olaylar geçmişte yaşanmış olup tekrarı olmayan ve belgelere dayanan olaylardır. Tarih biliminde deney ve gözlem yoktur. Fakat yeni belgeler bulundukça tarihi olaylar yeniden değerlendirilebilir. Bu  bizi sadece tarihçinin yetkinliğine götürür. Yani yetkin bir tarihçi belgecilikte de kendini gösterir.

             Tarih yazmada ya da incelemede  dil de dikkat çeken önemsenmesi gereken bir kavramdır. Dönemlerin dilini bilmezsek olayları tam anlamıyla tahlil edemeyiz. Mesela Latince bilmeden Macar tarihinden söz edemeyiz. Çünkü 19.yy’a kadar Macaristan da Latince kullanıldı. Bu  gerçek doğrultusunda dönemlerin ve milletlerin dili tarihçi için önemli bir kaynaktır. Tartışma konusu olan Osmanlı tarihi için de bu böyledir. Osmanlıca bilmeden Arapça-Farsça tamlamalara hâkim olmadan Osmanlı tarihi çözümlenemez; çünkü resmi belgelerin dili dönemini yansıtır. Günümüz tarihçiliğinde belge niteliği taşımayan hatta belge olmayan birçok eser var.

           

            Tarih yazımına gelmişken, ‘’Tarih nasıl yazılır? ‘’ sorusu sorulabilir. Bu soruyu sorduklarında genelde kroniklerden yararlandıklarını söyler insanlar. Döneme ait kayıtlara, defterlere bakılır. Tarihçi Herodot’tan beri bu böyledir.

             Hammer’ın dediği gibi ‘’ İlim, aklı gerçeğe götüren bir rehberdir.’’ Bir insan tarih için şüpheci olmalıdır. Yazılan eserin ilk kim yazmış ona bakmalı, sonrasında belgeleri incelemeli ve döneme bakmalıdır. Yani her zaman bir savcı gibi davranmalıdır. Yargısını ona göre yapmalıdır.

  

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.