Tabular ile yok oluş

Doğduğumuz andan itibaren tabular ile büyütülürüz sanki evrenin en başından beri oradalarmış gibi her şey belirlenmiş ve katıdır.

Oysa en gerekli saydığımız kural bile bir insan ürünüdür. Yaratılış gereği herkes kendisine yapılmaması gereken şeyleri yapmaya meyleder. Çünkü herkes ilgiyi sever ve sıradan, sıkıcı birisi hiç kimsenin ilgisini çekmez Tanrı’nın bile… Okula başladığımız döneme kadar ailemizin istediği şekli alırız, okulda öğretmenlerimizin ve evlilikte eşimizin istediği birisi olmaya çalışırız çünkü mutluluğun formülü budur başkalarının istediği şekilde yaşamak! Hayır biz ne istersek o olmalıyız. Her yolu gördükten sonra hangisinden yürüyeceğimize biz karar vermeliyiz neden başkaları bizim yerimize yapıyor bunu? “Mutluluğun formülü şudur” diye bir kavram yoktur bu zaten insan varoluşuna terstir. Kurallar yaşanabilir bir dünya yaratmaz, dünyayı yaşanabilir kılan özgün, yaratıcı ve sorgulayan insanlardır. Avrupa yaşantısına özeniyoruz, ne kadar iyi işler başardıklarından bahsediyoruz, huzurlu yaşantılarından, sürekli gelişim içinde olmalarından… Asla o yaşantıya sahip olamayacağız, çocuklarımız örf, adet ve geleneklere bağlı yetiştirdiğimiz sürece! Oysa ihtiyacımız olan kurallar ve dayatmalar ile büyüyen çocuklardan ziyade kalıplar ve kutsallardan uzak, vicdanlı, merhametli, yaratıcı çocuklar. Doğduğumuz anda dinimize, ırkımıza, milliyetimize karar veriliyor ve bizden ömrümüz boyunca kendi tercihimiz olmayan şeyleri savunmamız isteniyor. Neden? Öyleyse bir hayata sahip değiliz, bu hayat bizim değil. Bir yere aitlik hissetme fikri çok yabancı bana. Bunların yanı sıra dayatılan tabular yeteneklerimizi köreltip, düşünme alanımızıda çürütüyor. Matematik, Türkçe yapmayı sevmeyen birisine bunları yapmayı dayatamazsın. Neden ona bir fırsat vermiyorsun Pablo Picasso olması için? Neden René Descartes olmasın? Neden tabular bizim sevdiğimiz her şeyden nefret ediyor? Geçmişe oranla daha iyi bir durumda olmamız gerekirken her geçen gün aptallaşan bir nesil ile karşı karşıyayız. Aile kutsallara uygun, ahlaklı bir evlat yetiştirmeyi umarken sorgulama yetisini tamamen kaybetmiş, her şeye muhalif, her şeyi isteyen ama sahip olmak için emek, çaba sarf etmeyen, yalnızca istemek ve şikayet etmek ile kalan bir çocuk ile karşılaşıyor. Oysa önce çocuk tanınmalı. İdealleri, ideolojileri olan bir çocuk yetiştirilmeli. Hobileri doğrultusunda geleceğine yön verilmeli. Bastırılmış hayalleri elbette onu kötü olmaya sürükleyecektir. Fikirleri, düşünce ve hayalleri önemsenmeyen her birey, varlığını ilan etmenin tek yolunun düzeni yıkmak olduğunu düşünür. Çünkü uyum içerisinde, kaldığı süreçte ailesi onu kendi istekleri doğrultusunda büyütmüş isteklerini hiçe saymıştır. İyilik yaptığını düşünerek, çocuğun dünyasını ailesi karartır. Bütün suç aileye yüklenmemeli tabi. Toplum baskısının payı da en az aile kadar çok. Toplum kendinden olmayan her bireyi dışlar. Tekdüze, dümdüz, monoton her insanın sosyal bir hayatı vardır. Çünkü herkes gibidir. Toplum öğreti ve dayatmalarına uyum sağlar, onaylar, ve sorgulamaz. 

Geçmişten gelen her tabu doğru değildir. Öğrenmeli, araştırmalı, kendi süzgecinden geçirmelisin. Ve bunu yaparken tüm kutsal öğretilerden, toplumdan, ailenden, sana bir düşünceyi sorgulamadan kabul etmen gerektiğini söyleyen herkesten uzak yapmalısın.

Unutulmamalı ki evren kuralsız var oldu ve tüm kurallar insan ürünüdür!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 Yorum