"Sürekli Anılar"

Yaşlı adam bir mağazadan diğer bir mağazaya giriyordu. Elindeki bütün parayı eşini mutlu etmek için kullanmak istiyordu. Her şeyden fazlaca alıyordu. Çok mutluydu. Eşini mutlu etmenin gururunu yaşıyordu. Elindeki son kuruşu da harcayınca, bir an “Fazlamı savruk davrandım acaba?” diye düşünmeden duramadı. Ama sonra “ Aman! Evde tonlarca param vardır şimdi, bir şeycik olmaz eşimi ve çocuklarımı mutlu ettiysem ne olmuş yani?” Diye söylendi. Adam evine giderken gözleri hep bir tanıdık arıyordu. Fakat birden eski sokakların değiştiğini fark etti. Ne kadar çok değişmişti sokaklar böyle… Düşünceler birbiri ardını kovalarken yaşlı adam evine ulaştı. Kendince ev, iğreti bir şekilde görünüyordu. Hemen içeri girmek istiyordu. Aynı eskisi gibi Eşinin yüzündeki mutluluğu görmek için sabırsızlanıyordu. Tık tık tık! Açan kimse yok, zile bastı. Kapı açıldı ve eşinin ne kadar değişmiş olduğunu fark etti ama önemsemedi.

 “Hoş geldin bey! Bunlar ne böyle?”

“ Aman hoş bulduk hanım içeri gireyim de anlatırım.” deyip eskimiş ayakkabısını çıkarıp içeri girdi. Poşetler tıklım tıklım eşi ise bezgin bir şekilde yaşlı eşinin konuşmasını bekliyordu. Adam eskimiş koltuğun üzerine oturup soluklandı. Ve anlatmaya başladı:

“Hanım bak neler aldım. Bunlar senin için, bunlarla da akşam çocuklara ve bize güzelce yemekler yaparsın. Çocuklar nerede? Onlara da bir şeyler aldım. Her şey çok ucuz. Hepsinden fazlaca aldım.”

 Ve cevap yok. Yaşlı adam eşinin yüz hatlarının gerilmesinden ortada bir sorun olduğunu anladı ve sordu:

“ Ne oldu hanım beğenmedin mi aldıklarımı? Çocuklar nerede? Onlarda baksınlar. Hanım gelirken neler fark ettim neler, sokaklar ne kadar değişmiş böyle. Tanıdık yüzler de yok.”

Yaşlı adamın eşi düşüncelere gömülmüştü. Bezmişti artık eşinin savurganlığından ama bir türlü de kıyamıyordu eşine. Çocukları çoktan büyüyüp gitmişti. İkisi yalnız başlarına kalmıştı bu eski evde. Çocukları hiç aramaz, sormaz, bayramlarda bile gelmez olmuştu. Arada bir para gönderirlerdi. O kadar. Eşinin kendisini mutlu etmek için emekli maaşını savurduğunu biliyordu ama doğru bir zaman mıydı acaba? Zaten kıt kanaat geçiniyorlardı, bir de üstüne bu. Ne yapacaktı şimdi. Eşini kırmak istemiyordu. Ondan başka kimi vardı ki. Birbirlerine karşı her zaman şefkatliydiler ama her seferinde unuttuğu gerçekleri hatırlatmaktan bezmişti. Eşinin sorduğu soruyla düşüncelerden sıyrıldı ve yine başladı gerçekleri anlatmaya, tabi o arada poşetlerin içindekilere de bakarak.

“ Bey neler almışsın böyle? Beni mutlu etmek istediğini biliyorum ama yine mi unuttun her şeyi? Çocuklar yok, büyüyüp gittiler. Ne sen eskisi gibisin ne ben. Bu evde yalnız yaşıyoruz. Bu harcadığın para ise emekli maaşın. Ne yapacağız şimdi biz? Bu çocuk kıyafetlerini ne yapacağız, bana aldığın bu kıyafetler bana olmaz ki yaşlandım artık ben. Aldığın yiyeceklerde çok fazla ikimize, Sana ucuz gelen şeyler şuan ki bütçemize göre ne kadar pahalı biliyor musun sen?”

Poşetleri bırakıp arkasını döndüğünde horul horul uyuyan eşini gördü. Yorgunluktan uyuya kalmıştı. Ve yüzünde kendiyle gurur duyduğu o tatlı tebessüm. “ Ah! Bey, demek çok yoruldun. Canın sağ olsun. Daha fazla çalışıp ben yeterim bize.” Deyip eskimiş koltuğun üzerinde uyuya kalan yaşlı eşinin üstünü örttü ve alnına bir öpücük kondurdu. Akşam olmak üzereydi. Yaşlı kadın eşini salonda bırakıp üst kata çıktı ve yarım kalan halıyı bezemeye devam etti.

Selin Bulakoğlu 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

3 yorum

Yorum Yazın
  1. Unutkanlık başa vursa bile, anıların parçaları her zaman zihnin bir köşesinde…Bazen kırık cam gibi kesiyor, bazen serin su gibi serpiliyor. Sen kendini unutuyorsun, onlar kalıyor.
    Sıcaklık ve samimiyet içeren edebi bir yazı olmuş. Akıcı ve sürükleyici… Emeğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.