Statü Kaygınızı Yok Edin

Statü kaygınızı yok edin çünkü dedeleriniz için şu anki statü standartlarını belirleyen faktörlerin hiçbir anlamı yoktu. Belki de torunlarınız için de aynı şey geçerli. Değişen zaman içinde her birimiz toplumda bir yer edinmek için çabalar dururuz. En iyi, en başarılı , en keyifli statüde yer almak isteriz. Ancak toplumun bize dayattığı başarı ölçütleri sürekli değişim gösterir. Benim ülkemdeki başarı ölçütü benim ülkemde geçerlidir ama dünyanın başka bir yerinde son derece alakasız olabilir. Statü dediğimiz kavramın tarihte ne gibi değişimlere uğradığını, yüksek statünün dönemsel olarak çeşitlilik gösterdiğine bu yazıda tanık olacaksınız. Keyifli okumalar…

M.Ö 400, Yunan Yarımadası, Sparta:

Şu dizilerini, filmlerini izlediğimiz vahşet ve asabilik içeren toplumu bir hatırlayalım. Orada gördüğümüz iri kaslı, muhteşem dövüşen, rağbet gören, el üstünde tutulan, kadınlarda azgınca bir istek uyandıran, aile hayatıyla pek ilgilenmeyen, lüks ve gösteriş ile uzaktan yakından alakası olmayan yalnızca ölmeyi ve öldürmeyi seven bu savaşçılar..

Hiçbiri para ile ilgilenmez, berbere gitmez, eşlerine çocuklarına son derece duygusuzlardı. Pazar yerinde eşleriyle falan görülseler yerin dibine girerler utançlarından ölürlerdi. Sayı saymayı biliyorsan ticari bir zekaya sahiptin bu da hiç hoş karşılanmazdı. Çünkü küçük yaştan beri gördüğün askeri eğitim seni bir savaşçı yapmayı barakalarda yaşamayı savaş alanında asıp kesmeni emreder, hesapla kitapla uğraşmana müsaade etmezdi. Soylarının devamı için evlenip ayda bir evine uğramaları yeterliydi. Sakat bir çocuk dünyaya geldiğinde onu dağın birinin eteklerinde ölüme bırakılardı. TÜM BUNLARA RAĞMEN YÜKSEK STATÜLERİNDEN HİÇBİRŞEY KAYBETMEDEN,EL ÜSTÜNDE YAŞARLARDI.

M.S 476-1096,Batı Avrupa:

Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Avrupa’da saygı gören statü sahibi kesim, İsa’yı kendisine rol model yapan onu örnek alan dini yaşayan kişiler oldu. Bu insanlar eline ne silah almış ne de bir insan öldürmüşlerdi. Hatta insanı bırak bir hayvanın dahi canına kıyamazlardı. Maddi olan her şey azizler için önemsizdi. Ne bir atları vardı ne de evleri. İki metrelik bir hücrede bakir bir hayat yaşarlardı. Masasız, sandalyesiz hücrelerde dinlerini en yüksek seviyede yaşamaya çalışırlar ve böylelikle toplumda muhteşem bir yer edinirlerdi.

1096-1500 , Batı Avrupa:

Haçlı seferlerinden sonra en çok saygı ve hayranlık duyulan kişiler şövalyeler oldu. Bu insanlar varlıklı ailelerden geliyorlar, şatolarda saraylarda yaşıyorlardı. İnsan öldürmek onlar için gereklilikti. İnsan öldüremediklerinde hayvan öldürerek kendilerini tatmin ediyorlardı. Söylentilere göre John de Grailly, 4000 yaban domuzu öldürmüştü. Aşkla ilgili meselelerde de üzerlerine yoktu. Kadınlar hiç anlamadan gönüllerini bu adamlara kaptırıyorlardı. En çok bakirelerin gönüllerini fethetmeyi seviyorlardı. Ticarete, atlara, paraya değer veriyorlardı. Şövalyeler zayıf, güçsüz, korkak insanlar değillerdi. Onlar güçlü, enerji dolu, cesur ve herkesin imrenerek baktığı üstün gördüğü kişilerdi.

1750-1790,İngiltere:

Bu dönemde İngiltere’de savaşçı olmanın hiçbir anlamı yoktu. Dans edebilmek yeterliydi. Toplumda en çok saygı uyandıran kesim mütevazı, kibar “centilmen”lerdi. Hindistan ve Batı Hint Adaları’yla küçük ticaretler yapıp kendi topraklarını yönetirler kimsenin etlisiyle sütlüsüyle işleri olmazdı. Anca kendilerini tüccarlarla sanayicilerle o aşağılık tabaka ile bir tutmazlardı. Sakat bir bebek dünyaya getirdiklerinde dağ yamaçlarına terk etmek akıllarından dahi geçmezdi. Ailelerine son derece sadıklardı tabi kimileri şehirlerde metres edinmiş olabilirlerdi belki…

Centilmenlerin bütün derdi ,yaşamlarından huzurun eksik olmadığı kusursuz, zarif bir hayat sürdürebilmekti. Saçına başına dikkat ederler, şapkalarını kibarca çıkarıp takarlardı. Kadınların yere göğe sığdıramadıkları bu erkekler dönemin en saygın en önemli kişileriydi.

1600-1960,Brezilya:

Ağzınızdan çıkacak zırva bir söz itibarınızı beş paralık ederdi. Bu dönemde saygı görenler gizemli olanlardı. Cubeo kabilesine göre yüksek statüye sahip bireylerin ağzını bıçak açmazdı. Dans etmeyi sevmezler, çoluk çocukla da pek uğraşmazlardı. Onlar için her şeyden önemli olan yeteneklerini sergiledikleri şey, jaguar öldürmekti. Alçak statü erkekleri ise balıkçılıkla falan uğraşırlardı. Jaguar öldürmeyi başarabilen erkek, jaguarın dişini kolye niyetine boynuna takıp caka satar manita tavlardı.%100 başarı sağlardı tabii. Bir erkek ne kadar çok jaguar öldürürse kabilenin reisi olma ihtimali de o kadar artardı. Yemek hazırlayan karısına yardım etmek onlar için utanç kaynağıydı.

ŞİMDİKİ ZAMAN TÜRKİYE ?

Bu kısım tamamen okurun yorumuna bırakılmıştır.

-Aslına bakarsanız benim bir kaç yorumum var bu konu ile ilgili. PARA,PARA,PARA. Parası olan insanları başarılı sayar, yüksek bir statüye koyarız. Ne dans edebilmesi önemlidir ne de jaguar dişinden kolye yapması. Parası olan kralına köçek oynatır, soytarısına jaguar avlatır.

Biraz daha daraltırsak konuyu aklıma sosyal medya fenomenleri gelir. Kimileri için şaklaban olarak nitelendirilseler de toplumu peşinden sürükleyen isteyenin, istemeyenin, sevenin, sevmeyenin etkilendiği (iyi yada kötü tartışılır)toplumda kendilerine bir yer bulmuşlardır. Bu bahsettiğimiz  yerler de öyle basit yerler değildir 5 milyonluk arabalara binebilecekleri, 40 milyonluk villalarda oturabilecekleri… 🙂

Neden toplumda askerler rağbet görürken başka bir toplumda el üzerinde tutulanlar centilmenlerdir? Bir grup insan jaguar öldürerek yüksek statüde yer alıyorken diğer bir grup İsa’yı rol model alarak bu statüye erişir? Statümüzü Belirleyen ilkeler neye göre kime göre belirlenir?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.