Sosyal Medya Bağımlılığı: “Dikizledikçe” Mutsuzlaşıyoruz

Selamlar, bir gün boyunca telefonunuzu kullanmamayı ya da hiçbir ekrana bakmamayı denediniz mi? Sizden ricam bunu denemeniz ve bu deneyimin sizde uyandırdığı hisleri gözlemlemeniz. Bu durumda agresifleşiyor musunuz yoksa teknolojiden kısa süreliğine de olsa uzak kalmak iç huzurunuzu mu artırıyor?

Her ne kadar farkında olamasak da telefon altıncı duyu organımız haline gelmiş durumda, örneğin ; ”Telefonumun şarjı bitti” demek yerine ” Şarjım bitti” ifadesini kullanıyor olmamız gibi. ”Ama şartlaar” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, toplumsal olarak bu tür kullanımlara itiliyoruz kimi zaman, kimi zaman da elimizde olmadan kendimizi sosyal medyada buluyoruz. Herhangi bir konuyu araştırmak için girdiğimiz arama motorundan ne araştıracağımızı unutmuş bir şekilde çıkış yapıyoruz. Birçoğumuz sosyal medyanın bizi bu denli kapana kıstırdığının farkında değil, farkında olsak da bununla mücadele edecek gücümüz çoğu zaman olmuyor.

Aylar önce kullanmayı bıraktığım sosyal medya hesabıma arkadaşlarımın ısrarları doğrultusunda yeniden giriş yaptım. Açıkça söylemek gerekirse sosyal medya bambaşka bir dünya ve o dünyadan uzak kalmak, yeniliklerden haberdar olamamak size toplumdan uzaklaşmışlık hissi verebiliyor. Hem etrafınızda bir şeyler dönerken buna ne kadar süre kayıtsız kalabilirsiniz ki?

Araştırmalara göre sosyal medya kullanımında Türkiye, son yıllarda zirvede. Peki, sosyal medyanın insanlar üzerinde bıraktığı psikolojik etkiler neler?

Sosyal medyada gerçek hayatta olduğumuzdan daha farklı bir görüntü çiziyoruz, tam da olmak istediğimiz gibi. Sosyal medyada takındığımız kimliklerimizin çoğu kurgu ve aldatmaca. Öncelikle toplumsal hayatımızda yapmaktan çekindiğimiz çoğu şeyi sosyal medyada özgürce yapabiliyoruz. Unutmamalıdır ki; İnsan özgür hissettiği yerde her zaman daha rahattır. Gittiğimiz mekânlar gösterişli olmasa bile öyle bir fotoğraflıyoruz ki aniden bambaşka bir mekâna dönüşüyor. Bir yandan diğer insanlara hayatımızı teşhir ederken diğer yandan da onların hayatlarını izliyoruz.

Hepimiz farklı toplumlarda ve ailelerde büyüyoruz ahlak anlayışımız çoğu zaman farklılaşabiliyor bu yanlış veya yargılamaya neden olacak bir durum değildir elbette. Kişisel hesabımızda yaptığımız her paylaşım özgüvenimizi artırıyor. Uzmanlara göre; bu durum her ne kadar iyi gibi gözüksede artan cesaretimiz sayesinde utanma duygumuz azalıyor toplumdan uzaklaşıyoruz ve bu da sosyal medya kullanımımıza yansıyor.

Normal yaşantımızdaki kimlikle, dışarıya yansıtmış olduğumuz kimliğimiz arasında zaten fark bulunmakta. Buna sosyal medya da eklenince çok kimlikli bireyler haline geliyoruz. Bu yüzden de, duygusal dalgalanmalarımız artıyor ve sonuç olarak daha mutsuz oluyoruz. Takip ettiğimiz hayatlar ile istemsizce kendi hayatımızı kıyaslıyor umutsuz ve doyumsuz bir hale geliyoruz. Sürekli kafamızdaki ‘’İdeal ben’’ i yansıtmaya çalışıyoruz. Bulunduğumuz anı ıskalarken kendimizi hiç gitmediğimiz mekânlara gitmiş gibi gösteriyor bazen de satın almadığımız eşyaları sanki almış gibi davranabiliyoruz.

Birbirini hiç görmeden yıllarca birlikte olan çiftler var özellikle özgüven eksikliği yaşayan insanlar daha çok sanal ilişki yaşıyorlar. Bu insanlar tahmin edemeyeceğimiz kadar yakınımızda, aramızdalar. Birbirlerini hiç görmeden, telefonla dahi konuşmadan, yıllarca süren ciddi ilişkiler var. Bu sanal ilişkiler tıpkı gerçek hayattaki gibi yaşanıyor. Mutluluğu, kavgası, acısı bile.

Peki bir insan birini görmeden dokunmadan nasıl ona gönlünü kaptırabilir? Kaptırır. Çünkü hepimiz yalnızız. Evet, fiziki açıdan etrafımız kalabalık olabilir fakat ruhsal açıdan birçoğumuz maalesef ki eksik ve yalnızız haliyle bu durum sanal ilişkilerin de sayısının artmasına neden oluyor.

Uzmanlar Narsist ve kendine güveni az olan bireylerin sosyal medyayı daha aktif kullandığı görüşünde. Bu düşünceye kesinlikle katılıyorum. Ayrıca insan bir şeyi ne kadar çok göstermeye çalışıyorsa o şeye o kadar sahip değildir diye düşünüyorum. Fotoğraf paylaşmak dev bir egoyla yaşayan narsistler için egolarını biraz daha şişirmenin en kestirme yolu haline geliyor. Bu bilgiler arasında istisnalar da bulunmakta elbette. Birey kendine güveniyordur ve kendiyle barışık bir haldedir paylaştığı fotoğraflarda da bunu rahatlıkla görebiliyorsunuzdur. Lakin sebebi her ne olursa olsun sürekli selfie paylaşan ve hayatının her anını abartılı bir şekilde aktaran insanlar bana hiçbir zaman sempatik ve çekici gelmeyecek sanırım.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

6 Yorum

  1. Sosyal medya üzerinden yaşadığı ilişkilerden, sürekli olumsuz yanıt alan bir danışan ; psikoloğa danışır. Bunun üzerinde psikolog, danışanının hesaplarını inceler. Gördüğü fotoğraflar karşısında şaşırır. Fotoğraftaki kişi ile karşısında kişinin neredeyse hiç benzer olmadığını görür. İlişkiye adım atma yolundaki danışanın, ilk buluşmadan sonra olumsuz dönüşler almasının sebebi budur.
    Sosyal medya insanda rekabet duygusunu tetikler. Bu durum, mükemmeli arzulamaya yol açar.
    Farkındalık yaratmak adına güzel bir yazı olmuş. Özellikle günümüz dünyasında eleştirilmesi gereken olayı net ve güzel şekilde ifade ederek anlatmışsınız. Emeğinize sağlık.