Kısa bir serzeniş

Bir zamanlar kısa hikayeler yazmaya çalışan ben deniz, ancak bu kadarını yazabilmişim. Konu: Bir şizofren konuşsaydı.

– Her şey, mağazalar, mekanlar, sinemalar her yer ama her yer dopdolu. Şu saatlerde ise eminim ki lunaparklar bayram yeridir. Sonra televizyonların haber kanallarındaki manifestolar, diziler, yarışmalar, maç özetleri .. dopdolu. Tabi bunları izleyen yaşlı teyzeler ve bu teyzelerin işten yeni gelmiş kocaları ekran karşısına doluşmuştur bile. Biz ise burada sadece iki kişi oturup dünden kalma bayat yalnızlıklarımızı konuşuyoruz.

Ses bir süre kesilir ama sonra hemen devam eder:

– Hala anlamış değilim bu hareketlerinizi. Gidiş geliş saatleriniz çok absürd kalıyor. Yanlış anlamayın ama ben otobüs durağı değilim. Bilmem belki ordan bakınca bir panayır meydanına falanda  benziyor olabilirim. Bazen çok kalbalık ve yoğun olduğum doğrudur ama ben aslında kendimi bir tren istasyonu gibi hissediyorum. Tüm ayrılıklar içimde gerçekleşiyor, en acı yalnızlıkları ben çekiyorum. Üstelik buraya gelenlerin hiçbiri hiç bir zaman kalıcı olmuyorlar. Sahte bir gözyaşı ve yapmacık bir el sallamasıyla herkes kendi kendisini adeta uğurlayıp ayrılıyor benden. Ama bildiğim tek bir şey var o da kimsenin geldiği yok.

Aslında bakarsanız amirim kimsenin gidecek hali de yok. Onlarda yorgunlar benim gibi. Hepimiz çok yorgunuz amirim. Bende daha yeni işten döndüm. Bugün çok yorucu bir gün oldu benim için. Şu an oturup şurada olan biten herşeyi yazmak isterdim ama yok! Ben yapamıyorum bu işi. Yorgunluktan ellerim tutmuyor sanırım. Oyuncular da çok yoruldular benim gibi. Bu gidişle kepenkleri kapatıp gitmeyi düşünüyoruz amirim. Her gün aynı oyuncularla birsürü farklı sahne çekiyoruz. Oyuncularımız o kadar az ki bir gün çekimde çöpçü rolü oynayan oyuncu ertesi gün atımız olmadığından dolayı at olabiliyor. Veyahut canımız çok sıkılınca o arkadaşı diploması olmasa bile resmi bir kurumda müdür yapabiliyoruz. Ama beni asıl korkutan şey ise beni hiç bırakmayan bu oyuncuların bir gün işi bırakıp gitmesidir.

Anlayacağınız işler hiçte yolunda değil. Bu işi bile yapamazsam ölürüm diye hissediyorum. Hayal kırıklarından veyahut hayatımdaki son insanlarin beni bırakıp gittikleri için üzüntüden yemek yemeyip açlıktan dolayı ölen bir insan olabilirim diye düşünüyorum. Tabi tüm bunların sebebi elbette ki insanlar. Bir yönetmene nasıl davranılır bilmiyorlar. Ben çekimler için aklımda canlandırdığım karakterleri ve sahneleri insanlara anlattığımda benimle hep dalga geçtiler. Aslında bir duruma haklılar da benim sevgili ve düşünceli yaklaşımlarım onlarda ters etki yapıyor. Neyse amirim sizi de çok bunalttım kusura bakmayın. Zaten sanıyorsam gitmeniz için az bir zaman kaldı. Giderken de çok ses yapıyor hatta kapıyı sertçe çekip gidiyorsunuz. Bu arada geçen gün bana anlattıklarınızı etraflıca bir düşündüm. Sanırım her zaman olduğu gibi siz yine haklısınız. Bana kattığınız çok şey var doğrusu.

Bazen benim için her yer kapkaranlık oluyor. Bir ışık bulmak için saatlerce düşünüyorum ama nafile. Allahtan siz varsınız ki hemen yardımıma koşup adeta beni ışığa kavuşturuyorsunuz. Siz de olmasaydınız ne yapardım bilemiyorum. Bazı zamanlarda ise  geliyorsunuz ama ses etmeden geri gidiyorsunuz. Neyse bu kadar uzatmanın bir alemi yok. Saygıdeğer amrim biliyorum ki sizde benim gibi yalnızsınız ve üstelik ikimizinde bu gidişle kafayı yemek üzere olduğumuzuda sezmekte güçlük çekmiyorum. Ama kafayı yememizin vakti geldi artık. Sizinle o çok özlediğimiz sokaklara düşme vaktimiz geldi de geçiyor bile. Evet bir isyan bu. Gelecek güzel günler uğruna harcanılan geçmişimizin intikamını almaya gitmeliyiz bu akşam. Gerekirse oyuncularımı da çağırır nereden ve nasıl çıktığı belirsiz olan bir protestoya katılır “yönetmenlere destek ” diye bir pankart açarız. Siz de olaya müdahale etmezsiniz. Oda olmadı gidip mahalle bakkalından sakız çalarız.

Dahası çocukluğumuzda yanlışlıkla kıramadığımız o camların hepsini bu akşam teker teker kıracağız.Evet bir isyan bu. Sokaklara düşelim çok saygıdeğer amirim. Sokaklara.. Hiç koşmadığım kadar koşmak istiyorum şu karanlık sokakların bozuk sokak lambaları altında. Sonrada deli gibi bağırmak istiyorum bize deli demeye çalışanlara: Deli olan sizlersiniz, bir amiriniz bile yok sizin. Yada sizin istediğiniz gibi davranan dostlarınız. Çalışmaktan ve cahillikten dolayı hayal kurup mutlu olababilecek hal kalmamış sizde. Yazık sizlere. Niçin yaşıyorsunuz ki! Niçin yaşıyorsunuz! Ciddi ciddi soruyorum sizlere niçin yaşıyorsunuz siz? Cevap versenize bana. Neredesiniz? Ne oldu niye konuşmuyorsunuz. Neredesiniz? Amirim neredesiniz? Amirim! Amirim!

Ne kadar üzücü değil mi? Biz insanlık olarak insanlık tarihimiz boyunca insanlığımızdan hiç ödün vermeyerek insanları sebepsizce ve alaylı bir tavırla yargılamaktan hiç vazgeçmedik. Bir hasta bile bizden bu kadar şikayetçiyse oturup saatlerce bu durumu düşünüp hayatımızdaki bazı şeyleri düzeltmemiz gerekiyor. Mesela yargılamadan önce iyice düşünmek. Umarım farkındalık hissini yaratabilmişimdir.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.