Siyasal Hassasiyetlerimiz...

Siyasal Hassasiyetlerimiz…

 

Siyasal Hassasiyetlerimiz...

Değerli okuyucular bu makalemde bazı kavramlar üzerinde durmak istiyorum.

Bu yazıda üzerinde duracağım kavramlar, daha çok AK Parti’nin işbaşına gelmesiyle birlikte dillerimize “pelesenk” oldu.

Aslında çok uzatmak istemiyorum.

Çok fazla laf ebeliği de yapmak arzusunda değilim; çünkü uzun yazılardan sıkıldım, kendim de çok uzun yazmamaya çabalıyorum.

İlk değinmek istediğim kavram, “Hayat Tarzı” kaygısı olacak. Biliyorsunuz, AK Parti iktidara geldiğinde, laik kesimlerde büyük bir endişe ve korku zuhur etmişti:

Yaşam tarzlarının tehlikede olduğu yönünde. Klasik olduğu doğrultuda laik ve seküler bir yaşam düzeni üzerinde seyreden hayatları, aynı İran’da gerçekleştirilen bir “devrimle” altüst olacağı, modern yaşam düzenimizin bir “karşıdevrimle” yıkılacağı, herkesin başörtüsü takmaya zorlanacağı gibi dinî referanslı bir hayat tarzına zorlanacağı inancı hâkimdi seküler kesimde.

Tabii ki burada meseleye, “farklılıklara saygı” ve “tahammül” ile “hoşgörü” çerçevesinden bakamama eksikliğimiz öne çıkıyordu. Taraflar birbirini anlamak istemiyor, daha çok karşıtlarına “öteki” gözüyle bakıyordu. Bilmiyorum, hatırlıyor musunuz ama, bu hususta toplumumuzu incitebilecek söylemler havada uçuşmuştu: “Aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyorlar ve içiyorlar”, “Milli içeceğimiz ayrandır” şeklinde…

Gerçekten de AK Parti’nin iktidara geldiğinin ilk dönemlerinde bir hoşgörü ve yakınlaşma bağlamında bir siyaset sürdürüldüğünden, yine liberal ve solcu kesimlerden destek görebilmek için AB tandanslı açılımlara önem verilmesinden ötürü, toplumumuzda baskı yapılıyor intibasını uyandıracak herhangi aşırılık olarak değerlendirilebilecek politikalara başvurulmadı.

* * *

Bir başka değinmek istediğim kavram, “Laiklik” olgusu.

Biliyorum, artık laiklik kavramıyla ilgili yazılar okumaktan insanların içine kal geldi ama ne yapabilirim, gerçekten de “laiklik” ilkesi üzerine yoğunlaşmak ve titizlenmek durumundayız. Herkesin bilebileceği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucuları Mustafa Kemal ATATÜRK ve dava arkadaşları, zamanının eğitim düzeninden ötürü “din eğitimi” de almış Osmanlı Devleti paşalarıydı. ATATÜRK ve arkadaşlarının hazırladıkları ilk anayasa olan, 10 Nisan 1924 tarihli anayasaya “Devletin Dini İslâmdır” hükmü eklenmiştir. Daha sonra bu ifade 1928 yılında anayasa metninden çıkarılmıştır.

Bu bağlamda “laikliğin”, “Anayasaya” girişi ve anayasal bir hüküm olması 1937 yılında gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda laiklik gökten zembille inmemiş, ülkemizin çağdaş uygarlık düzeyine dincilikle ulaşamayacağı tecrübe edilerek, laiklik ilkesi üzerinde durulmuştur. Laik kelimesi ülkemize Fransa’dan geçmiştir. Günümüzdeki anlamı hemen hemen, “Kiliseyle, camiyle, havrayla, kısacası dinle ilgisi olmayan” demektir. Laiklik, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” önermesine inanmaktır. Yine referansım “İslâmdır” manifestosunun tam tersidir. Demokrasinin de olmaz ise olmazı “laikliktir”. Farklı kültürel yapılardan teşekkül etmiş ülkemizde herkesi barış ve huzur içinde yaşatacak ilke, “laiklik” düsturudur.

* * *

Yine değinmek istediğim bir başka husus da “tesettür” giyiminin toplumumuzda yarattığı tartışmalar. Çok uzatmadan söylememiz gerekirse, bu hususta da toplumumuzun hoşgörüden ve toleranstan uzak olduğunu ifade edebiliriz. Özellikle kendilerini Cumhuriyetçi ve Atatürkçü olarak kabul eden kesimler, tesettür giyimini ve serbestisini daha çok “siyasal bir sembol” olarak kabul ettiler. Bu bağlamda askerî ve yargı vesayetinin olduğu dönemlerde başları kapalı kızlarımız, “kamu alanı” olarak değerlendirilen yerlere sokulmadılar. En basitinden “ikna odaları”, hâlâ insanların belleklerinde taze olarak durmaktadır. Tabii bu tesettür üzerinden sürdürülen tartışmalar, tesettür serbestisinin nerelerde uygulanması gerektiği sorunsalını ortaya çıkardı: Sonraları bu problem “kamu hizmeti veren” ile “kamu hizmeti alan” ayrımına gidilerek çözümlendi. Tesettür giyimi ve serbestisinin düzenlenmesi süreçlerinde bir başka tartışmalı husus da “mahalle baskısı” idi. Esasında mahalle baskısı, iktidarın el değiştirmesine binaen farklı kesimlerce birbirine dayatılmıştır. Makalemi burada kesiyorum, iki sayfayı bulmuşum, zaten hemen hemen değinmek istediğim hususlara değinmiş bulunmaktayım.

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

Blog YazarBlog Okurkooplogger

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.