in

SİYAH/ACI

   Bence herkesin ve her şeyin ölümden önce vedalaşabilme şansı olmalı, bu fanusta ölmek üzere olan küçük turuncu balığınız da olabilir, gözlerinin akı gitmiş, elinde ayağında derman kalmamış nineniz de veyahut sadece kalbinizde öldürdükleriniz de. Herkesin bir vedaya ihtiyacı vardır. Bir sona, son buluşa. Arkada sorular, yarım kalmış hikayeler bırakılmadan, bütün içtenliğinizle, en derin duygularınızdan arınarak, kabullenerek ve affederek göçmeli bu diyardan. Huzura ereceğini düşünerek ayrılmalı her şey bu dünyadan, yalnızlıkla, yarım kalmışlıkla, çıplaklıkla, hastalıkla, açlıkla, zulümle, feryatla değil. Nasıl ki hayatı boyunca umuda tutunmuşsa bir insan o anda da tutulmalı sıkı sıkı. Ölen her şey, ölümünü gördüğümüz her şey, kendi içimizde öldürdüğümüz ve katili olduğumuz her şey. Hatta belki durmadan geçip giden zaman… Vedalaşmamız gerek unutmadan…

   Yalnız kaldığımı hissediyorum sanki hiç yalnız bırakılmamış gibi, gözlerim doluyor içten içe, duygusal bir film izlesem de rahatla ağlasam diyorum. Kayıplar, kayıplar, kayıplar. Beni yoruyor. Kırık kalbim hazır değil daha fazlasına, daha fazlasına katlanmak istemiyorum. Geri dönüşü olmayan o yola girenleri özlemek istemiyorum ama bir yandan da diyorum ki özlemezsem eğer onları hayatıma girmiş olmalarının ne anlamı kalır ki? Neden yaşadılar ki o zaman? Hele haber bile vermeden sessizce solup giden insanlar varken, hele pencere önünde sararan güllerim varken, hele o en kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde hapsolan çığlıklarım varken, hele sen varken, sen yokken, sen giderken, ben varken, ben giderken… Acı var sadece, derin bir acı, sessiz sözsüz bir acı. Kıran kırana bir acı. Kaybedilenlere tutulan yaslarla mühürlendim, hiç benim için gelmemiş olmalarına rağmen benim orada olduklarına inandığım, güvendiğim kişilerin bana kattığı yanılgılarla çepeçevre sarıldım. Tıkanmışım bir nevi. Kalbim kırık, yaram derin. Unutamıyorum hiçbir şeyi, atılan ilk oku, sırtımdaki ilk hançeri, ilk hayal kırıklığımı, ilk aşkımı, ilk kaybımı. Gideni, dönmeyeni, istese de hiç dönemeyecek olanı, her gece keşke bir kere daha görebilsem de vedalaşabilsem dediğim ninemi, dedemi, belki kaybolan kağıtlarımı, belki solup giden gülümü, belki o turuncu balığımı…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.