ŞİİRLER 1

Sana verdiğim değerin birazını anlasaydın  keşke.

Beni sevmediğin için, söylesene ne geçti eline.

Seni o kadar severdim ki, sana tapardım adeta.

Sana sevgim hiç azalmıyor, kıymetimi anlamasan da.

Benim değeri nedense bilinmez zavallı kıymetim.

Dert sahibi yaptı bak beni, dinmeyen hasrettin.

Sensiz geçirdiğim ömrüm elbet bir gün dolar.

Bu hasret o güne kadar dertli yüreğimi yakar.

BİGOŞ

     

Mutlulukla yaşadığımız eski neşeli günlerimiz, artık mazide kaldı.

Mutlu geçindirdiğimiz günlerden yüreğimizde bir tek özlem kaldı.

Keşke mazide kalan mutlulukların sevinci bu günümüzü süsleseydi.

Bugün yüreğimizi kanırtan acı mutsuzluklar, mazide kalabilseydi.

Dünde kalmış mutluluklar, bugün ve geleceğimizi karatan acılar.

Mutluluk mu yoksa acı mı, ne gösterecek bizlere acaba yarınlar.

Gözyaşı döktürten mutsuzlukların her biri geçmişte birer mazi olsa.

Sonrasında da mutsuzluğun yerini ebedi kalan mutluluk almış olsa.

Mutluluğun yerini acı almışsa gözyaşları sel olur akar yanaklardan.

Kısmette varsa, insan kurtulamaz bir türlü canını yakan acılardan.

 

BİGOŞ

              

Güneş gören, geniş balkonlu bir evim olsa deniz kenarında.

Sahilde dolaşırken deniz havası solusam sabahtan akşama.

Akşam  serinliğinde uyuya kalsam ya, altın kumlu plajda.

Balık tutayım diye açılırdım kayığımla mavi engin  sulara.

Deniz kıyısında yaşarken girmezdim hiç depresyona.

İyot kokusunu içime çekerdim, otururken balkonumda.

Kıyıya vuran dalga sesleri gece gündüz hep kulağımda.

Bazen kulaç atıp yüzerdim, mavi denizin tam ortasında.

Derdim ki, hayat mı var bu mis gibi denizden uzakta.

Bronz tenli olurdum, esip kavuran deniz rüzgarıyla.

Güneş batarken iskeleye yürür simit atardım martılara.

Yaşamak vardı, böyle güneşli bir sahil kasabasında.

BİGOŞ

Şiirler yazarım ben, durmadan sayfalar boyu.

Yazdığım onca şiir kaç defteri doldurdu.

Benim bu şiirlerimin hemen hepsi adsızdır.

Ama inan hepsinin de bir anlamı vardır.

Mısralar oluşur sıra sıra anlamlı sözlerle.

Şiir yazmakta, hiç su döktürmem ben elime.

Kafiyesi olmayan şiire ben şiir demem.

Anlam yüklü şiirleri aklımdan asla silmem.

Kafiyeli güzel şiir yazabilmek beceri ister.

Anlamlı şiirler, beyaz sayfaları süsler.

Evet, en güzel kafiyeli şiirleri ben yazarım.

Bu şairlik hususunda hızla ustalaşırım.

Şiirlerim, yaşanan hayatı anlatırlar.

Okuyan hiç kimseyi asla bunaltmazlar.

Kafiyeli her şiir kısa bir hikaye demek.

İşte bu hikayelerden size bir örnek.

BİGOŞ

   

Bende bir zamanlar oyuncaklarla oynayan minik çocuktum.

Hiçbir kötülüğü bilmeyecek kadar temiz kalpli, masumdum.

Yaşım ilerleyip olgunlaştıkça mutluluğu bulurum sandım.

Dostlarımın yaşadığı mutlu anları kıskanmaya başladım.

Ben büyüdükçe ölümlü dünya mı bozuldu, yoksa ben mi.

Belki de sevilmeye sevilmeye yalnız kalbim bencilleşti.

Kalbim zamanla bencilleştikçe merhametim de kalmadı.

Son günlerde o bu şu derken, tepemin tası iyice attı.

Çocukluktaki masumiyet yerine, bak bana geldi zırdelilik.

Sadece ben değilim galiba, biz ülkece toptan delirdik.

BiGOŞ

    

Cayır cayır yanan ateşlerin ortasındayız sanki.

Günden güne çoğalıyor, acı ölüm haberleri.

Bu yakıcı ateşin ortasında sıkıştı insanoğlu.

İnsanlığı yok eden bu ateşten kurtuluş yok mu.

İnsanlık tükenmeden sönsün bu yangın.

Artık yaşayan canlar boşuna yok olmasın.

Ne çok can gitti bu kötü pandemi ateşinde.

Yanmamak için kapattık yüzümüzü maskeyle.

Ne zaman maskelerden kurtulacağız.

Biz bu gidişle kafaları filan oynatacağız.

Ölüm haberleri duya duya içimiz dağlandı.

Pandemi ateşi insan ömrünü kısalttı.

Şifa dağıtan bir bulut yağmur yağdırsa.

Bu yağmur tüm ateşli hastalara şifa olsa.

BİGOŞ

Alt tarafı yürekleri kahreden imkansız aşk bu.

Karşılıksız sevenlerin fena canına okudu.

Acaba hangi imkansız aşk kimi mutlu etmiş.

İmkansız aşka tutulanların hali bitikmiş.

Karşılıksız ya da imkansız, ikisi de çok acı.

Yaşayacaksan beraber yaşa sen, mutlu aşkını.

Ah be zalim yürekli imkansız deli aşk.

Bizlere attığın okkalı kazığa dön de bak.

İmkansız aşka tutulan birisi ayvayı da yer.

Nedense aşk hep imkansızlığı sever.

Ağır gelir yüreğe, imkansız aşkın acısı.

Kimlerin karşılıksız aşktan ağzı yandı.

Eyvanlar olsun, imkansız aşka düştüm.

Hasretinden günlerce göz yaşı döktüm.

Ah karşılık görmeyen imkansız aşklar.

Bir çoğumuzu hayal kırıklığına uğrattılar.

BİGOŞ

  

 

Kremalı pasta yaparak sundum misafirle.

Misafirler de beni boğdular hediyelere.

Birer birer açıyorum hediye paketlerini.

Misafirlerim de pastamı çok beğendi.

Yaptığım pasta yanan kırk mumla dolu.

Hani nerede, güzelliğimin mavi boncuğu.

Yıllar ilerledikçe tam kırk yaşına vardım.

Şaka maka bakın yahu, bende yaşlandım.

Pastanın kreması çok mu çok lezzetli.

Misafirler pastamın hepsini yiyip bitirdi.

Günün enfes lezzeti, bol kremalı pasta.

Sonunda bende girdim kırk yaşıma.

Tek nefesle söndürdüm kırk mumu.

Geldi çattı bu eğlenceli günün sonu.

BİGOŞ

 

Saklambaç oynar mısın sen benimle.

Saklanırız ikimiz kenar köşelere.

Bak sakın beni sobeleyeyim deme.

Oynaşalım biz kapalı gözlerle.

Saklandığını gördüm karşıki köşede.

Şimdi de saklanma sırası bende.

Saklambaçta yapılır mı hiç hile.

Hile yaparsan küserim bak seninle.

Saklanırken sakın beni gözetleme.

Saklanacak yer çok, bu mahallede.

Kıkırdama saklandığın yerde.

Bak bizi gözetliyor Bilge nine.

Geç oldu diyor, hadi gidin evinize.

BİGOŞ

   

      

Şatomsu bu evin ürkütücü karanlık odaların her biri daraltıyor ruhumu.

Şimdi de evin içinde başkaları yaşar gibi gülüşme sesleri duyulur oldu.

Bu gösterişli evin her zaman hayaletlerle dolu, perili olduğu söylenir.

Doğrusu şu ki, hayalet dolu bir evde yaşamak baya heyecan vericidir.

Mutfak kapsının çatlak camı karşı vadideki ormanlık mezarlığına bakar.

Geceleri süt içerken camdan gezinen ölüleri  görünce de ödüm patlar.

Evimin bodrum katında kırmızı kavuklu dedenin cam kafesli yatırı vardır.

Sittin sene önce kırmızı kavuğuyla bizim dede bu koca evde yaşamıştır.

İşte yine aşağı oda da yatan merhum dedemiz bastonla tavana vuruyor.

Sanırım dinlediğim yüksek sesli şarkılar ölü dedeyi rahatsız ediyor.

BİGOŞ

     

   

  

Gel dostum, şaraba vuralım kendimizi.

Şangır diye tokuşturalım kadehlerimizi.

İçtiğimiz şaraplar unutturur derdimizi.

Şaraba meze yapalım beyaz peynirimizi.

Kafayı çeke çeke buluruz biz neşemizi.

Şarap sarhoşluğuyla öperiz birbirimizi.

Bu kafayla koyulaştırılalım sohbetimizi.

Nara atalım, duysun komşular sesimizi.

Acı şarabın tadı tatlandırsın dilimizi.

İçerken şarabı kıskansın herkes bizi.

Şarap kadehleri masamızda dizi dizi.

Gel dostum, analım seninle mazimizi.

Şarap eşliğinde yazalım adsız şiirlerimizi.

Yıllanmış beyaz şarap arttırsın keyfimizi.

BİGOŞ

 

Pencerenin önünde duran kadife koltuğa uzanmış dinliyorum kafamı.

Uzandığım yerden seyre dalıyorum, mavi gökte uçan göçmen kuşları.

Keşke bende göçmen kuşlar misali kanatlanıp uçabilsem havalarda.

Kadife koltuğumdan havalanmanla uçup gitseydim ben, kuş adasına.

Pencere önü koltuğunda dinlendiğim vakitler, ben hep hayal kurarım

Dertli olduğum günlerdeyse kadife koltuğuma çöker içli içli ağlarım.

Gece çöktü mü odama, kedim Lokum kıvrılır bu koltukta uyur da uyur.

Kadife koltukta mışıl mışıl uyuyan şu Lokum hanım pek tombuldur.

Kumaşı kadife kaplı bir koltuğa kurulup da oturmak amma da rahattır.

Kadife kumaşlar bana her zaman tatlı ve tüylü şeftalileri hatırlattır.

BİGOŞ

 

Adı konulmamış şiirlerdir bunlar.

Bir çoğu bizim fani hayatı anlatırlar.

Bazıları kafiyeli sade düz yazılardır.

Okuyanlar bu tür şiirlere bayılır.

Bu şiirlerin hiçbirinin bile adı yok.

Ama bak hepsinde de kafiye çok.

Şiirlerle yazılar hep iç içe geçmiş.

Bu şiirlere ad takmak gereksizmiş.

Yazılar şiirlerle arkadaş oldu.

Bu şiirlerim de kitabımı doldurdu.

Ben henüz çömez bir şairim.

Güzel şiir yazmayı öğrenmeliyim.

Bu şiir kitabını herkes okusun.

Şiir yazmak isteyenlere ilham olsun.

BİGOŞ

      

Kendime elbise yapayım diye makas vurdum ipek pembe kumaşa.

Elbisemin etek ucuna yeşil fırfır diktim, uysun diye yeni modaya.

Tos pembe elbisemin yeşil fırfırlı eteği yaz rüzgarında dalgalanıyor.

Sütun gibi düzgün bacaklarımı gören uçarı delikanlılar mest oluyor.

Bütün komşu kızları, ellerimle diktiğim elbiseme hayran kaldı.

Giydiğim pembe elbiseyi güzel gösteren ince uzun bacaklarımdı.

Mahalle sakinleri üzerimdeki yazlık fırfırlı elbisemi pek beğendiler.

Beni pembe elbisemle gören teyzeler, maşallah kız sana dediler.

Pembe renkli yeni elbisemle bu yazın son modasını ben başlattım.

Salına salına gezinirken evlerin önünde herkesi kendime bağladım.

Bu kadar harika renkte bir elbise diktiğim için aferin dedim kendime.

Bugünlerde kime rastladıysam, bayıldığını söylüyor pembe elbiseme.

BİGOŞ

      

Gün geçmiyor ki içimizi acıtan kötü bir haber kulağımıza gelmesin.

Duymamak için acı verici kötü haberin gelmesini engelleyemezsin.

Üzüldüğümüz acı haberlerin yerini, hep sevindirici müjdeler alsa.

Duymak istemiyor olabilirsin, ancak kötü haber tez gelir kulağına.

Acı bir kötü haber alan insanların yürekleri ateş düşercesine yanar.

O acılı insanlar cayır cayır yanan yüreklerine umutsuzca çare ararlar.

Sevdiği birinden kötü bir haber almak insana ölmek duygusu verir.

Kötü ya da acı haberlerin hepsi kalplerdeki sevinci söndürüp bitirir.

Zamansız acı haber almış bir kişinin kalbi bu üzüntüye nasıl dayansın.

Keşke iyi kalplerin tümü yıkıcı acı haberlerle üzüntüden sarsılmasın.

BİGOŞ

  

Kardeş payıyla bölüşerek yiyelim mi seninle bu elmayı.

Elmayı yemeyip de sözümü dinlemezsen yersin ayvayı.

Ayvayla elmayı bırakıver de çıkart ağzındaki baklayı.

Baklayı ağzından çıkarırken uydurma bana palavrayı.

Bir elma yiyemeden öğrenemedik iki kardeş olmayı.

Kardeş olamadık çünkü, sen oldun tam bir kabadayı.

Kabadayılık yakışır sana, sokaklarda bağırıp at narayı.

Duydum ki elmacı Nurten sana çok fena yakmış abayı.

Bildiğin üzere ben severim seninle dedikodu yapmayı.

Hadi artık uzatma da kesip yemeye başlayalım elmayı.

Kabadayı olduysan da isterim seninle elmayı paylaşmayı.

Naz yapsan da öğreneceksin, benimle kardeş olmayı.

İkimiz kardeş olalım, işte o zaman gör sen hava atmayı.

BİGOŞ

        

Tembel insanlar haybeden gelen parayla geçindikleri için çalışmayı sevmezler.

Çalışmaya gönlü olmayan tembeller hiçbir şey yapmadan yan gelip yatmak ister.

Çalışmak istemeyen tembellerin söyledikleri söz, çalışıp da ne yapacağım olur.

Tembel bir kişi çalışmadığından dolayı girdiği iş yerinden iki üç günde kovulur.

En kolay işi bile yapmaya üşendiği için tembel kimselerden hiçbir hayır gelmez.

Çalışmadan oturdukları için tembeller meşakkatli işler yapmayı  hiç istemez.

İnsan tembelliği huy edinmişse bir kimse, yorularak çalışmak ona çok zor gelir.

Yedi yaşında olan tembel bir çocuk, yetmiş yaşına gelip yaşlanırsa da tembeldir.

BİGOŞ

                     

Uzun zamandan beridir benden kaçar oldun,

Bu sebeple yüreğimi yerden yere vurdun.

Söyle, benden kaçışının asıl sebebi neydi.

Keşke kalbin sırf benim için çarpabilseydi.

Sen benden kaçtıkça kahır ruhumu sardı.

Bu kaçmanın ardında ne sebebin vardı.

Seni sevenden kaçmak büyük haksızlıktır.

İşte bu yüzden kaçan her daim kovalanır.

Ben seni kovalamaktan artık yoruldum,

Oysa beni kalpten sevmendi tek umudum.

Benden kaçmakla söyle ne geçti eline.

Yıllar var ki muhtaçtım senin uzak sevgine.

Ben seni taparcasına sevdim, sen kaçtın.

Beni sevmedin ya, zerre huzur bulamazsın.

BİGOŞ

       

  

Yürüye yürüye ne dolambaçlı uzun yollar aştım.

Dört bir yanı gezerken ne tip insanlar tanıdım.

Köy çocuklarıyla ip atlayıp saklambaç oynadım.

Tonton bir ninenin evinde oturdum, soluklandım.

Ertesi gün sırtımdaki çıkınımla tekrar yola çıktım.

Kalabalık nüfuslu küçük bir kasabaya vardım.

O kasabanın dik yamaçlı dağlarına tırmandım.

Hanlarda konakladığım gecelerde şiirler yazdım.

Aylardır gezdiğim halde, ben hiç yorulmadım.

Misafirliğe gittiğim evlerde çok hoş karşılandım.

Misafirlikte leziz börekler yiyip on kilo aldım.

En nihayet bir evim olduğunu ben de hatırladım.

Gittiğim yollardan geri döne döne evime vardım.

BİGOŞ

           

Saçlarımda oluşmuş ince beyaz teller yaşlılığın ilk belirtisi.

Yıllar hızla akıp giderken kaybettim ben mutlu gençliğimi.

İnsan gençliğini yaşadığı yıllar boyunca niçin deli doludur.

Ah o çılgın gençlik zamanları, her anı nasıl da coşkuludur.

Nerede şimdi benim o gençliğimin duygulu Hoş şarkıları.

Ben dahi herkesin aklı çılgınca havadadır gençlik zamanları.

Gençlik elden gittiğinde her bir yanın ağrımaya başlar.

Artık başlamıştır, fani ömrümüzde yaşanacak o sonbahar.

BİGOŞ

     

Gökyüzündeki parlak yıldızların aydınlattığı kumsalda seyrediyorum ben mehtabı.

Üzerine oturduğum sapsarı kumlar yumuşak, samanyolu parlak, dinliyorum kafamı.

Gelgitli dalgaların nağmeli hoş sesiyle dalıyorum oturduğum yerde derin uykuya.

Dalgaların arasında deniz kızına dönüştüğümü fark ediyorum gördüğüm rüyada.

Hayali bir deniz kızı olduğumu gördüğüm değişik tek rüyam değildir bu, bana inanın.

Sizler de rüyanızda kendinizi dalgalı denizlerde yüzerken görürseniz derine dalmayın.

BİGOŞ

 

Durmadan yağan karın tertemiz beyaz örtüsüyle kaplandı yine daracık sokaklar.

Aynı anda sokaklara dökülürler yeniden, kartopu oynamak isteyen çocuklar.

Yağan tipiyle karla kaplı yokuşlarda aşağı doğru kayar gider tahtadan kızaklar.

Kar saatlerce tipi olarak yağarsa bak görürsün, vallahi kapanacak tüm yollar.

Soğuk havayla buzlanmış yollardan giderken yan yan kaymaya başladı arabalar.

Haberli misafirler de bize gelirlerken bu soğuk karlı akşamda yolda kalmışlar.

Bu buz gibi soğuk kış gecesinde sıra sıra evlerin bacalarından tüter dumanlar.

 BİGOŞ

Birkaç gün köşe bucak gezebilseydim keşke koca dünyanın her bir yerini.

Götürebilseydim Afrika da yaşayan karnı aç çocuklara tüm yemeklerimi.

Ardından Amerika Paris Dubai, dolaşabilmek isterdim dünya şehirlerini.

Bir yanda kocaman binalar bir yanda küçük kulübeler, hayalimde hepsi.

Ben sokaklar boyu gezer dolaşırken pencerelerden bakarlardı cam güzelleri.

Siz dostlar da öğrendiniz artık, yalan dünyayı özgürce gezebilme hayalimi.

BİGOŞ

    

Umutlar tükendiği vakit insanın gönlü kedere yenilir.

Acı umutsuzluk yorgun yüreklere ölüm hissi verir.

Çaresiz durumda olsan dahi umuda tutunmaya çalış.

Ama bazı günler önemsiz umutsuzluklarla barış.

Umutsuzluğa sürükleyen düşünceleri yenmek zordur.

Derdin çaresiz değilse belki bir umut ışığı bulunur.

Yeni doğmuş minik bir bebeğin ismi umut olsun.

Büyüdüğü zaman umut ışığı hep hayatını doldursun.

İyi kalpli kimselerin umutları bir an bile sönmesin.

Geleceğin umutları akıllı çocuklar gülüp eğlensin.

BİGOŞ

Benzemez ki birbirlerine, yaşayan tüm insanlar.

Kimisi güleç kimisi nemrut, hepsi farklı yaratılmışlar.

Bazıları çektiği acı dertlerden durmadan yakınır.

Bazı komik tipler diğer insanları güldürmeye bayılır.

Suratsız kişilerden hep uzak durmak lazım gelir.

Gülmeyi çok sevenler çevresindeki herkesi eğlendirir.

Gerçekten de epey ilginçtir, biz insanlar alemi.

Anlatabilmek hiç kolay değildir insanların her birini.

BİGOŞ

 

Ettiğimiz dualarla el açmış göğe doğru yalvarırken umutlanıp duruyoruz.

Umutlarımızı yitirmemek adına kutsal duaları dilimizden düşürmüyoruz.

Dilimizden düşürmediğimiz kutsal dualar umutların öz mü öz kardeşidir.

Bıkıp usanmadan umutla edilen bütün o duaların tesiri geçici değildir.

Kalpten ettiğimiz duaların her biri geleceğimize parlak umut ışığı olsun.

Dua ederken benim ve sizlerin yürekleri sönmeyen umutlarla dolsun.

BİGOŞ

       

Gördüğüm rüyaların bir çoğu seni hatırlatıyorken bana,

Sen benden bucak bucak kaçarak düştün uzağıma.

Benden kaçıyor olsan da yüreğim her daim seninle.

Ya bugün ya yarın geleceğim diye oynama benimle.

Hiçbir zaman senin aklına gelmediğimi hep farkındayım,

Fakat gönlüm söz dinlemiyor ki aşka laf anlatayım.

Aşk laftan anlasaydı, ben seni hiç sevmezdim zaten.

Sevmek güzeldir ama benim içim yandı seni severken.

BİGOŞ

 

İçimi kararttı kulaklarımı sağır eden derin sessizlik.

Hele şu gelecek günlere dair yaşanan belirsizlik.

Gelecekteki günlerde neler olacak diye düşünmek.

Mutlu mesut yaşadığımızı yakında bir görebilsek.

Çocukluk yılların mutluğunu taşısak gelecek günlere.

Geleceğimiz mutluluk getirsin kederli yüreklerimize.

BİGOŞ

   

Önümüzdeki gelecek güneşli ılık ilkbahar insanlık adına umut ışığı olsun.

Son bulsun hastalıklar, ağrıyla kıvranırken hasta bedenler, hepsi şifa bulsun.

Türlü hastalıklarla cebelleşen minik bebekler henüz melek olup uçmasın.

Gökyüzünde parlak ışıklarıyla sarı güneş kararmış çileli yürekleri aydınlatsın.

Yürekten edilmiş kutsal duaların tümü kabul olsun inşallah, bu ilkbahar.

Güneşli ve aydınlık ilkbahar günleri, umarım her birimizi sevince boğarlar.

BİGOŞ

    

Dünde kalmış meğer hep çocuksu sevinçlerimiz.

Kalplere çöreklenmiş dertlerden yaralıyız hepimiz.

Düne dönüş yaparak yaşasak ya sevinçlerimizi.

Gerçeğe dönüştürebilsek, ah yıkılmış hayallerimizi.

Yaşadığımız onca şen sevinç niye dünde kalıyor.

Dünde saklanmış acılar öyle kolayca unutulmuyor.

Bırakalım gözleri ağlatan acılar dünde kalsın.

Sevinçten doğan mutluluklar ruhumuzu sarsın.

BİGOŞ

okur

Yazar: Bilge-Urgen

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.