Şiir Hayata Girmelidir

Şiir Hayata Girmelidir                                                                                                                       

                                                      “Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir.                                                            Yoksa cinayetler alır yürür. İnsan, insanın yüzüne bakamaz olur. Şiir, insanı insana                                                      yaklaştıran şeydir.” Sait Faik

Bu başlığı okuyanların en azından bazıları ‘şimdilerde birçok problemimiz var, her şey bitti de şiir mi kaldı’ diyebilir. Elbette onların da kendilerine göre savunacak haklı tarafları olabilir. Ancak meselenin hiç de öyle olmadığını geçenlerde okuduğum bir yazıdan daha iyi anladım. Bu alıntıyı paylaştığımda şiirin, şiir gibi olanın ve şiiriyetin niçin hayata girmesi gerektiği daha iyi anlaşılacaktır sanıyorum.

Özdemir İnce, Roger Caillois’in ‘Şiir Sanatı’ adındaki kitabından şöyle bir öykü aktarıyor:

New York’un Brooklyn Köprüsünde dilenen bir kör varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük kazancının ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin göğsünde taşıdığı ve sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra tekrar dilencinin boynuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi artıracak bir yazı yazdım. Bir ay sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.” Dediği gibi bir ay sonra gelmiş: “Bayım size nasıl teşekkür etsem acaba?” demiş dilenci. “Şimdi günde on on beş dolar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız? “ “Çok basit” diye yanıtlamış adam, “tabelanızda ‘doğuştan kör’ yazıyordu, onun yerine ‘bahar geliyor, ama ben göremeyeceğim’ diye yazdım.”

Bu öyküde ifade edilen kelimelerin ötesinde çağrıştırdığı bir duyarlık vardır. Bizim ifademizle hayata açılan şiiriyet zenginliği söz konusudur. İşte bunun için şiir hayata yeniden girmelidir diyoruz. Eşyanın, nesnelerin, tüketimin birer parçası durumuna gelmeye başlayan insan maalesef giderek duyarlılığını da kaybetmeyle karşı karşıyadır.

Hayatta şiir eksikliğini hissedenler bazen bunu giderme çabası içerisindedirler. Mesela şiir günleri düzenleyerek, dergiler çıkararak, hatta büyük şiir toplantıları düzenleyerek hayattan uzaklaştırılan şiir tekrara hayata dâhil edilmeye çalışılmaktadır. Ancak benzer girişimlerin samimiyetleri su götürür cinsten olduğundan pek fazla başarı sağlanamamaktadır. Çünkü yapılanlar ‘şiir adına’ olmaktan ziyade belirli bir gurup, klik, görüş ve de egoları tatmin örtüsü altında yapıldığından sonuç hüsran olmaktadır. Bu gibi etkinliklere de dense dense ancak şiir panayırları adı verilebilir.

Birçok alanda olduğu gibi şiirin hayatta yer alması hususunda da samimiyetten ziyade maskeli etkinlikler insanları soğutmaktadır. Oysa çoğu insan farkında olmasa da bazen acıları veya mutluluklarını sıradan konuşmalara hapsetmek yerine, duymakta olduklarını değişik şekillerde duyurma ihtiyacını hisseder. Sıradan sözler ve kelimeler hissettiklerini anlatamaz olur. Birey bazen kendini şaşkın ve aciz hissedebilir. İşte insan bu gibi durumlarda varsa şair yanı ile yoksa bir şairin şiirine sığınarak ferahlama yoluna başvurabilir. Mutluluğunu, öfkesini, sıkıntılarını ifade ettiğini düşündüğü bir şiirle çıkış yolu çizebilir. Benzer durumlarda şiir hayattan uzak değil hayatın ta içerisinde, hayatla birliktedir.

Şiir sadece verilen bu birkaç örnekle sınırlandırılarak hayata sokulmaz elbette. Belki bazılarının ifade ettiği gibi şiirin kendisi soyutla uğraşır gibi görünür ama aslında hiç de böyle değildir. Robert Lynd’in ifadesiyle; “Şiirin vazifesi, insanların hayatını daha dolu, daha gerçek yapmaktır. Şiir, kişileri, hayatın, dünyanın ve kâinatın sırları peşinde koşturacaktır. Onları mesela bir amiri, Tanrı’dan daha yüce ve mutlak gösteren aldatıcı günlük hayattan uzaklaştıracak, gerçeği aramalarını, Allah’ı, aşkı, güzeli, hayatı, ölümü daha doğru bir şekilde görmelerini ve nihayet kalplerindeki isteğin kendine bir hedef bulmasını sağlayacaktır.”

Şiir, sadece yaşamakta olan şairlerin değil aynı zamanda ölmüş olan şairlerin eserleri olarak da insan hayatında yer alır. Belki bunların bir kısmı daha etkili, daha uzun ömürlü daha hayatın içindedir. Bazen asırlar geçer şiir de, şairi de insanlık hayatının içinde capcanlı varlıklar gibi yaşar veya yaşatılır. Bazen şairleri ölmeden ölen şiirler vardır. Bazen de şairleri ile ölmeyen şiirler gönüllerde ve dillerde yaşatılır gider. Yani onlar hayattan hiç ayrılmamışlar, hayatın ta içerisindedirler.

Şiirin ‘dil etkinliği’ olduğu fikrinde genelde birleşilir. Şiir dil etkinliği ama dil hayattan ayrı tutulamayacağına göre hayatın içerisinde neden yer almış olmasın? Fakat şiir diyerek dil etkinliğini sadece kelime oyunları, bilmece şeklinde anlam saptırmaları, kelime cambazlıkları faaliyeti içerisine de hapsetmemek gerekir. Buradan da şöyle bir netice çıkarılabilir ve denebilir ki, hayatın doğal yanı ne kadar şiirle iç içe olursa şiir de o kadar hayatın içerisinde olabilir. Nitekim giderek çeşitli isimler verilen topluma ‘tüketim toplumu’ adı da boşuna verilmiş değildir. Maalesef bu tüketilenler arasında şiir de yer almaktadır. Ancak az da olsa hazırlanmaya çalışılan şiir antolojileriyle bu duruma direnmeye çalışılmaktadır. Bu gibi çabalar da gösteriyor ki –sayıları az da olsa- şiir hala hayatın içerisinde yaşamaya ve yaşatılmaya devam ediyor.

Her şiir herkesle konuşmaz. Belki herkese kapılarını açmaz da denebilir. Ancak bazı okuyanlar bazı şiirlerde hayallerinin kanatlandığını, fikirlerinin yıldız yıldız parladığını, yeni bir dünyada taze duyarlıklara kanat açtığını fark edebilir. Herhangi bir durum karşısında, arayışlarına cevabı okumuş olduğu bir şiirde bulan kişi, ‘bu tam da benim hissettiğimi, söylemek isteyip de ifade edemediğimi dile getirmiş’ diye düşünerek de hayatını anlamlı kılabilir. Böyle bir şiir yaşadığı gibi yaşatarak da hayatın ta içerisindedir artık.

İnsanların doğaya, nesnelere, eşyaya, bir böceğe, çiçeğe bakışı elbette farklı farklıdır. İhtiyaçlara, ilgilere, arama amaçlarına göre bu nesneler her birinin gözünde değişik anlamlar kazanır. Fakat şairin bunlara bakışında, bunlardan esinlenişinde daha bir farklılık söz konusudur. Yeter ki bu nesneleri şair gözü ile görebilsin, gözlemleyebilsin. Nitekim derler ki; uzun süre şiir yazamamaktan yakınan Rilke heykeltraş Rodin’e dert yanar. Rodin de ona ‘niçin gidip nesnelere bakmıyorsun? Şiir de resim gibi yapılır…’ der. Rilke, bu öğüdünü dinleyerek Paris’in hayvanat bahçesine gider. Burada bir panteri uzun uzun seyreder ve Panter şiirini yazar. (Yavuz, Hilmi. Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar. YKY. İst-2005,s.133). Buradan da anlaşılıyor ki şiir sadece oturulup yazılan, hayatın çok uzağında bir sanat alanı değildir. Hayatta gözlemlenenler kadar yaşananlar da şiiri hayatın içerisinden uzaklaştıramaz.

Şiir hayattan uzak değildir. Bu yakınlığı; duyarlık, egoları tatmin,   ferahlama yolu, şiirin vazifesi, dil etkinliği-iletişim, hayaller, bakış zenginliği ve daha birçok hususlarla örneklendirmek mümkündür. Peyami Safa “Şiir Ölüyor mu?” başlıklı bir yazısında; “edebiyatın en çok ürün veren, belki yazanları okuyanlardan fazla, en verimli saha şiirdir. Bu bolluk, şiirin kalitesi için büyük bir teminat olmamakla birlikte, canlılığının işareti sayılabilir” diyor. Ataç da ‘Şiir Üzerine’ adındaki bir yazısına “Şairimiz ne de çok şimdi” diye başlıyor.

Nitelik ölçütü bir tarafa o günden bugüne şiir yazanların sayısı nüfusla birlikte artmaktadır. Şiir, en azından şiir yazmaya çalışanlarla hayatın içerisindedir, canlılığını korumaktadır. Hatta şiirin ne kadar görünen toplumsal hayattan çıkarıldığı gibi bir duyguya kapılsak da, az da olsa şiir sevenlerin hafızalarında yaşatılarak hayatın içinden uzaklaşmadığına şahit olabiliyoruz. Mesele güzel şiirlerin, güzel güzel okunduğunda coşkularımızı da saklayamıyoruz. Ancak asıl hayata katılması gereken biraz da şiir düzeyinin artmasıyla gerçekleşebilecektir. Bu durum da şiir tarihine, birikimine, hadi diyelim belki de biraz olsun şiir bilgisine sahip olmakla hayatın içine çekilip sağlanabilir.

Artık şiir kitaplarının da yayınevlerince yayınlandığı, kitap evlerinde ve raflarda yer bulabildiği, okuyucular tarafından alındığı bir edebiyat-sanat atmosferiyle de şiir hayatın içerisine girebilecektir.

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir