Sihirbaz Şapkalı Silüet

 Tertemiz kavislerle dolu bir yol. Eski Vintage açık mavi bir araba. Bu yol güzel olduğu kadar lanetlidir de. Ayaklarım debriyaj ve frene yetişemez oldu. Karşımda sarmaşıklara boğulmasına rağmen bir o kadar parlak kalmış ahşap büyük bir ev. Kıyafetlerim araba rengimle uyumlu, 60’lar modası. Hava açık ve sedir ağaçları boyunca eve doğru ilerliyorum. Aslında artık her şey kontrolüm dışında. Sarmaşıklar tekerleklerime kadar uzanıp aracı çekmeye başlıyorlar. Biraz ürperti biraz da çığlık atıyorum. Fakat nafile ortalıkta kimse yok diye düşünürken pencerede bir silüet görüyorum. Uzun sihirbaz şapkası takmış biri. Sarmaşıklara takılı kalan araçtan aşağı atlıyorum. Ayağım çok kötü burkuluyor. Bir müddet yerimde kalsam da merakıma yenik düşüp ayağa kalkıyorum. Biraz evin çevresinde dolanıyorum. Bir su birikintisi ve kendi yansımam. Gerçek benden çok farklıydı. Bu beden ile daha önceden hiç tanışmamıştım ve bu bendim işte. penceredeki silüet bir belirip bir yok oluyordu. Ağaçlardan oluşan bir yansıma mıydı aklım bana bu gölgelerden bir tür oyun mu oluşturmuştu yoksa evde gerçekten biri mi vardı, bilmiyordum. Kapı karşımda, kapıyı tıklatmadan direk içeri dalıyorum. Kaçsam yol uzun mümkün değildi.

   Evin içi: dışarısı ne kadar berrak ve açıksa o kadar karanlık ve bilinmezdi. pencereden yansıyan ışık haricinde hiç bir şey yardımcı olamıyordu görmeme. Silüet vardı evet bana doğru yürümeye başladı. Boğazıma yapıştı ve aniden her yer aydınlandı, bir kadın içeriye girip bana doğru koştu ya da silüete tam bilemiyorum. Silüet te pencereden uçup gitti adeta. Bu kadını daha önce gerçek hayatta bir yerde gördüğüme emindim ama nerde? Bana gülümsedi. Seni değiştirmek zorundayız artık seni tanıyor dedi. Koluma girip beni ahşap odadan bir başka ahşap odaya sürükledi. evde neredeyse hiç eşya yoktu. Bir sandalyeye oturttu ve kısa saçlarıma kaynak saç eklemeye başladı. Göz rengimi maviden açık kahverengiye çevirdi ve saçlarımı kıvırcıklaştırdı. İşte şimdi biraz gerçek bana benzemiştim. Yüzüme de ben koyunca ben olmuştum. Şimdiki ben… Kadına tam neden buradasın diyecektim ki bir karanlık çöktü her şey kristalleşip parladı, gözlerimi açtığımda bir saraydaydım. Ve üzerimde çok çok eski dönemlerin şaşalı ve bir o kadar da pahalı ipek kıyafetleri vardı. Burası daha çok çinin egemenliğine benziyordu. Yanıma o silüet yanaştı ve bu kez yüzünü net görebiliyordum.  Vücudu masmavi bir kıyafetle sarılmış gibiydi adeta. Gözleri buz gibiydi ve maviydi. Samuray kılıcı taşıyordu. Sanki yıllarca yanımdaydı ve onu tanımamı bekliyordu. Onu tanıyormuşum gibi bakınca samuray kılıcına sarıldı. O anda sarayın orta yerinde duran büyük bir meşale yanmaya başladı. içinden kağıtlar uçuşmaya başladı. Samuray kılıklı gölge durdu. Bu bir anlaşma diye mırıldandı. onu gizlemem ve susmam karşılığında o da bana zarar vermeyecekti. Peki ama neden? Bunu hiç öğrenemeyecektim. Onu saraya sokmamı terör faaliyetinde bulunmayacağını sadece benim dibimde olacağını söyledi. Göz göze bir daha geldik ve parmağıma çift gibi görünen beyaz elmaslarla donatılmış bir elf yüzüğü taktı. Bu bizim anlaşmamız olsun her zaman her yerde yanında kalacağıma dair dedi. Üzerimdeki beyaz ipekle gerçekten çok uyumlu bir yüzüktü. Bir ayna vardı oturduğum masada. İşlemelerle dolu ayna… Elime alıp kendime baktım, çekik gözlü falan değildim ama yine ben değildim. Saçlarım düz siyah ve uzun, yüzüm bir ölünün bedeni kadar soğuk ve beyaz. Yanımdaki insan mı değil mi belli değil. Bu rüyadan çok sakin uyanmıştım. Bu silüet bir çok rüyamda bana eşlik etti ama kim olduğunu hiç bir zaman çözemedim.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.