Sıfat Tamamlaması

Herkese merhaba, bugün dilbilgisinden zaten epeyce popüler olan sıfatlar konusunun merceğinden yaşantımıza baktığım bir yazıyı sizinle paylaşıyorum.

Günümüzde insanlar bazı kelimeleri kolayca dillerine dolayabiliyor ve kendileri için kullanmaya başlayabiliyorlar. Sıfatlar bunun en belirgin örneği. Neden mi? İnsan sürekli bir yere ait olma derdindedir de o yüzden. Bu bazı bir yer bazı bir arkadaş grubu bazı ise bir söz olur.

Bazı zaman gelir, aynı ortamda bulunduğumuz insanlar o kadar bir kelimeyle anılır ki bir süre sonra siz de onu öyle bilmeye başlarsınız. Hatta o da kendini öyle kabul etmeye başlar. Bu iyi sonuçlar da doğurabilir tam aksine kötü sonuçlar da.

Bir kere biri sizi bir konuda övdü mü insan o özelliği sahiplenir nedense. Hep o yönünü ortaya çıkarmaya çalışır, yük yapar kendine. Doğal halinden gelen bir övgü, yapay bir devam edişle sürer gider. Mesela biri saflığı, temiz kalpliliği ile tanımlanır ve bu övgüyü beğenir de sahiplenirse bir yalanı ya da kötü tavrı yakalanınca benliğinde ekstra huzursuzluk olur. Çünkü tek bir tavrından çıkarılan bir genelleme içine sokmuştur kendini. Şöyle örnekler de verilebilir, bir davranışında sinsilik sezdiğiniz biri bir daha hiç içten gelmez; sınıfın çalışkan çocuğu birkaç soruda takılır da onun yerine başka bir kişi doğru cevaplarsa ona verilen tüm hoş övgüler kırılır. Nedeni ise o hep doğru cevabı bilmeli, diye düşünülmesidir.

Bazı sıfatlar var ki çoğunluk onları adının önüne almak peşinde: Güzel, zeki, eğlenceli, zayıf, fit, popüler… Dönemin revaçta olan özelliklerine sahip miyiz değil miyiz? İnsanlar bizi şöyle görsün, bizi böyle bilsinler. Bizim gerçekte ne olmak istediğimizin ne önemi var? Onu demesinler, böyle bilmesinler. Sıkıcı demesinler, komik olmalı; pısırık demesinler, öne çıkmalı; inek demesinler, çalıştığını belli etmemeli… Hep diğerlerinin de üstünde taşımaya can attığı sıfatlara sahip olma isteği içinde ruhumuzu tüketiyoruz.

Kendimize sürekli yeni sıfatlar türetiyoruz. Bazen bu gerçekten o sıfata sahip olmak istediğimiz için bir temenni oluyor, bazen bizde olmayan ama olması gereken bir özelliğe sahipmişiz gibi yapmak için. İşin kötüsü bazen sadece ilgi açlığından oluyor.

Oysa insan arada yaşar bence. Sürekli bir tarafa kaymaya, bir yere ait olmaya, bir sıfata bürünmeye çalışır ama esasında hep arada kalır. İki yakayı birleştiren bir köprüdür. Aynı gün hem sevinip hem üzülen kalbi gibi o da bazen huysuz bazen saf kalplidir. Bazen o kadar dik durur ki asla yıkılmaz sanırsın bazen de acizlikten küçücük kalır.

 Azıcık şundan azıcık da bundandır insan, açık büfe tabağı gibi. İyi ne tamamen iyidir, dürüst ne her zaman doğrucu Davut’tur, ne bencil sürekli kendi derdindedir, ne zeki teklemez bir akla sahiptir.

Yeşil, mavi ve sarıdan oluşur. Ne mavidir ne sarıdır ama koca doğayı sarıp sarmalamıştır. Işık ve boyada, renkler birbirine karışır ve birbirinden güzel daha başka renkler oluşur. İnsan da böyle çeşit çeşit huyların, anlık kararların-hislerin bir ürünüdür. Hiç renkler bakıp doğada yeşil çok, mavi koskoca gökyüzünde, siyah geceyi kapmış diye onlardan olma derdine düşer mi? İnsanlar neden bu kadar derdinde kendinden çıkıp çoğunluğa uymanın?

yazar

Yazar: Selamben

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 Yorum