Sevda.

Çok eskiden beri hafiften hafiften kulağıma üflenen bir dert,dert olurdu bana da…

Sevda..Böyle duyardım, yılları eskitmiş konuşan hatıralardan. Bir illet gibi bahsedilir. İnsanı kasıp kavuran güneşten daha da beterinin adıymış. Kara sevda.

Şimdilerde bakıyorum da etrafıma ne karası var ne sevdası. Bize aşk diye bir lokmada yediriyorlar yalancı sevgileri. Bilmez miyiz biz asıl olanı. Kapatın diyorlar gözlerinizi bir oyun içine atıp. Kararmasa da kalpleriniz az da olsa değişsin içiniz. Ah! Böyle ummadım. Ben dünyayı böyle bulmadım. Ben dünyamı aradım. Döndüm durdum. Aya, yıldızlara karışıp gecede dalgalandım. Dalgalandım da yine de durulmadım. Siz söyleyin. Var mı çilesiz sevda? Aranmadan bulunan,leyla leyla diye dolanan. Keyfim bulanıklaşacak diye korkuyorum. Yani gerçeğe çıkmayacak bir yola kapılıp maskeli sevdanın incisinde top oynamaktan. Kimse yokken kimselere yakınmaktan. Yanmaktan. Hamdan yanmaktan. Kül olmaktan. Bir ben miyim. Yüreğini emanet edecek bir kapı bulabilmenin telaşına düşen. 

Yarım kalmak da mesele. Bir elmanın yarısına tabii olamamak da. Talip olamamak da. Halbuki bir elma. Isırıp kaçmak değil niyetimiz. Niyetimiz ciddi. Ama yar elden mi gitti. Bulamadan mı yitti. Yoksa ben mi bittim. 

Arayın deli gibi. Divane gibi. Çöldeki bedevi gibi. Bulmadan erimeyin mum gibi. Yoldaş edinin yolları. Akıp giden akşam üstü sefasını. 

Ben de ikna edeceğim mecnunu leylasına kavuşmaya. Taşı dağdan koparmaya. Beni ben yapacak bahçeye çiçek toplamaya. 

Bir veda olmasın bu. Bir son da değil. Aksine hevesle dinlenilecek bir radyonun müziği…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.