N2032_vivi

SERUVEN

Saat 06.30. 

Yataktan doğruldu. Belli belirsiz açtığı gözlerini ovalamak istedi. Başaramadı. Gözlerini bandanayla kapattığını unutmuştu. Hemen çıkardı. Etrafına baktı. Gün daha doğmamıştı. Perdeden çok az ışık gözlerine hücum ediyordu. Yine uyanmıştı. Cehenneminin başladığını hissediyordu. 

Telefonuna uzandı isteksizce. Sanki bunu bir zorunluluk olarak yapıyordu. O da bilmiyordu nedenini. Belki alışkanlıktı, günaydın mesajı bekliyordu. Gelmemişti. Hızlıca sosyal medya hesaplarını kontrol edip ayakkabısını giydi. O ara küçük bir sesi duydu. Bu son zamanlarda sahiplendiği kedisi olmalıydı. Onun tek, gerçek sevgilisi. 

Kapısı açıp salona geçti. Kedisi hemen kapının ardındaydı. O da onunla uyanmıştı. Bir şeyler atıştırmış, sevgilisinin onu sevmesi için ardından miyavlayıp duruyordu. Ama o kadar küçüktü ki sesi çıkmıyordu. Çok tatlıydı. Sevgilisinin işleri vardı. İlk salonda bulun loş, sarı ışığı yaktı. Asla karaklıkta kalmasına kıyamazdı. Sonra Dişlerini fırçalamak için girdiği banyonun kapısını kapattı. İlk bekleyiş başlamıştı. 

Banyoya girdi. İçerideki beyaz ışıkla kamaşan gözleri kendini korumak istercesi açılmak istemiyordu. Alışınca aynadan kendine baktı. Rezalet görünüyordu. Fırçasını kaptığı gibi tavana dikti gözlerini. Kendisine bakmaya lüzmu yoktu. İğreniyordu kendinden. İşlerini bitirip son bir küçümseyici bakışla aynaya bakarak çıktı banyodan. Sevgilisi ordaydı. Arka ayaklarının üstüne oturmuş, gözlerini kocaman kocaman açarak ona bakıyordu. İşte gerçek sevgi diye düşündü. Tek, gerçek sevgilim. 

Hemen her zaman yaptıkları gibi koltuğa oturdu. Ama hafif yayıldı. Çünkü sevgilisi kucağına atlayacaktı ve yüzüne yüzünü sürtmeye bayılıyordu. Sevgilisi kucağına atlamadan saate baktı, ona ayıracak vakti vardı. Gerçi olmasa da ayırırdı. 

Pıtı pıtı sevgilisinin ardından giderek koltuğun başına geldi. Koltuğa yayılmış sevgilisinin ne yaptığını biliyordu. Sevgilisi onu sevmek istiyordu. Bu, sabahın en güzel saatiydi. Hemen poposunu hafifçe sallayarak pençeleriyle atladı. Sevgilisini acıtmayacağını biliyordu. Şimdi kucağındaydı. Hemen sevgilisine baktı. Çoktan eli sırtındaydı. Boynuna doğru ilerledi. Ona onu sevdiğini göstermek istiyordu. Yüzünü yüzüne sürttü. Biraz biraz daha yapıp mırlamayı ihmal etmedi. Gerisi oldukça huzurluydu. Sevgilisi onu seviyordu. 

Saat 07.00.

Artık kahvaltı saati gelmişti. Bunu saatine bakarak anlayacaktı. Sonrasındaysa en nefret ettiği anlardan biri geliyordu. Sevgilisini kucağından indirmek. Kendine kıza kıza bunu yaptı. Sonra doğruldu ve mutfağa doğru ilerledi.

Garipti, çok az kalmıştı burda ama bir sürü anı biriktirmişti. Kimisi çok güzeldi kimisiyse berbat. Bunu terk edildiği anda çöktüğü noktada doğrulurken fark etti. Eh, artık nedenini biliyordu. Farklı bir şey düşünmeliydi. Tabletini kaptığı gibi sit-com açtı. Arkadan gelen sesler bile yeterliydi. Çünkü kafasındaki kahkaha başka türlü durmuyordu. 

Buzdolabını açtı. Her zamanki kahvaltısını hazırlamak için malzemelerini aldı. Ocağı yaktı, yumurtalarını koyup domatesini kesmeye başladı. Kesme işlemi üç dakikada bitmişti, onu sosladıktan sonra en sevdiği kısım geliyordu, kahve çekmek. Tam onuncu dakikada hem kahvesi hem yumurtası hazırdı. Masaya yöneldi. Giderken izlediği sit-com’u almayı ihmal etmedi. Yediği süre boyunca izleyecekti. 

Saat 07.45.

Kahvaltısı bitmiş, bulaşığını halletmiş; kahveyle uğraşıyordu. On on beş dakika bununla uğraşacaktı. Bu, onun için günün en keyifli anıydı ve bunu ondan başka kimse ama kimse bozamadı. Tabii kendisi mahvedecekti. Bunu da açtığı şarkılarla başarmıştı. Tam bir aptaldı. 

Saat 08.00.

Bu saat günün en nefret ettiği ikinci andı. Bu sebeple uzatabildiği kadar uzatırdı bu saati. Sanki saniyeler onu bekliyormuş gibi yapması gerekene başlayana kadar saat hep 08.00’di onun için. Her seferinde biraz biraz daha kızıyordu kendine ama bu kızmalar hiçbir şeye yaramıyordu. Çünkü kabullenmişti. O bir ahmaktı. Hem de… 

Perdelerini açtı. Güneş doğmuştu. Hemen sevgilisi düşürmesin diye dolabın üstüne koyduğu bitkilerini almıştı. Onları yemek masasının üstüne koymuş, Güneş gördüklerine emin olduktan sonra suyunu alıp masaya geçmişti. Ama masada bir şeyin eksik olduğunu düşünüyordu. Buldu, mum. Hemen aldığı vanilya kokulu mumunu aldı. Yakın arkadaşlarının birinden gelen defteri çıkardı. Onu terk ettiği kişiden aldığı kalemi, silgisi, uç kutusuna baktı, hepsi hazırdı. Artık o da hazır olmalıydı. Çalışma başladı. 

Saat 12.00

Saat kaç oldu bilmiyordu. Ne kadar çalıştı, ne kadar ara verdi, ne kadar devam etmeliydi. Yine çok ara vermiş gibi hissediyordu ama ne fark ederdi. Süre çoktan geçmişti. Tüm bu süre boyunca sevgilisi uyumuş, her molasında da onu öpmüştü. Yine aynısını yapmak için ona doğru yöneldi. Kucağına aldığı gibi sımsıkı sarıldı ona. Boynunu öptü, kokladı. İyi hissetmiyordu ama o çok iyi geliyordu. Biraz daha kızdı kendine, biraz biraz daha. 

Midesi kazınıyordu. Dünden yaptığı yemeği ısıtmaya başladı. O ara tabiki sit-com’u açılmıştı ve bir yandan da onu izliyordu. Tüm her şeyi bitirmesi 13.45’i almıştı. Artık bundan sonra ne yapacağı tamamen ona kalmıştı. Ders, müzik, ev işleri, kitap okumak, oyun oynamak… 

Bildiği tek bir şey vardı: Düşünmek istemiyordu. Düşündüğü an çıkmıyordu içinden ve onu çıkaracak kimse yoktu. Etradındaki tek şey dört tane duvardı ve onlar, onu tutmak yerine hep itiyorlardı. Soğuktu. O, çok üşüyordu. Yorulmuştu. Ağlamak istiyordu. Ağlayamadı. 

Saat 14.30.

Gözlerini açtı. Düşüncelerle savaşırken yenilmişti yine, uyuyakalmıştı. Kazandığı tek şey sevgilisinin kucağında olmasıydı. Kalktı. Hiç ders yapası yoktu. Biraz oyalandı notların başında ama nafileydi. Biliyordu ki çalışamazdı. Denemedi bir süre sonra. Yine yenilmişti kendine. Kendine kıza kıza bıkmıştı artık, onu bile yapmıyordu. O kadar yoktu ki zihninde. Ruhunu dinleyemiyordu. Ne hissedeciğini bilmiyordu. Sanki ruhuna açılan kapının anahtarını fırlatmıştı. Ne girmek istiyor ne de gitmek istiyordu. Acil servisin önüne yığılmış, bir eli yüzünde diğer eli dizinde olan biri gibi çaresiz hissediyordu. Yaptığı kıyaslamaya bile sinirlendi. O acı nedir bilmiyordu. Oysa boyundan büyük kelimeler söylüyordu. Koca bir of çekecekti. Of… 

Saat 17.00.

Ne yaptı bilmiyordu o kadar saat. Ama artık yemek saatiydi. Yavaşça dolaba yönelip hazır olan yemekleri sırayla ısıttı. Özenle tabağa yerleştirip keyifle sit-com’unu izledi. Yemek yemeği çok seviyordu. Herhalde gün içinde keyif aldığı nadir anlardandı ve bunun tadını çıkartmayı seviyordu. Zevkle yedi ve bulaşıklara yöneldi. Biraz da uyuşukluk etti, uzun uzun halletti hepsini. 

Saat 18.00.

Artık hava kararmaya başlamıştı. Hemen loş ışıklarını yakıp perdeyi kapattı. Bitkilerini masadan dolabın üstüne kaldırdı. Her gün biraz biraz daha büyüyorlardı ama o asla fark edemiyordu. Olsundu, biliyordu ya yetiyordu ona. Sonuçta sevgilisi gelmeden önce en çok konuştuğu canlılar onlardı. Hem söz de vermişti onlara bakacağına. Sözlere çok önem verirdi. Ne olursa olsun elinden geleni yapacaktı, yapıyordu. 

Saat ilerliyordu ve sıkılmaya başlamıştı. Son zamanlarda bir alışkanlık edinmişti, papatya çayı yapıyordu akşamları. Aslında bunun sebebi buraya geldiği ilk bir buçuk ayda çektiği uyku problemiydi. Gece kalkıyordu. Her gece. Bu onun çok sinirini bozuyordu. Hatta ailesine çok kötü bir şekilde söylemiş, abisinden azar işitmişti ve abisi çok haklıydı. Terk ettiği kişi ona şey demişti, ben bile böyle yapmazdım. Hala düşür düşür üzülürdü bu olay için çünkü çok haklılardı. Ne olursa olsun hatalarını kendi halletmeye çalışırdı ama bir buçuk ay olmuştu. Onu da becerememişti. Her zaman yaptığı gibi en son çare olarak ailesine gitmişti ama yanlıştı yaptığı ve düzelecekti bu. Terk edildikten iki gün sonra düzelecekti. Nasıl, neden bilmiyordu. Bildiği tek şey uykuya ihtiyacı olduğu ve asla uykusunu alamadığıydı. 

Saat 20.00.

Bu saat günün güzel zamanlarındandı. Çünkü bu saat çocukluk arkadaşlarıyla, dostlarıyla, muhabbet ettiği zamandı. Bunu doya doya kullanıyor, her şeyini anlatıyor ve çok ama çok güvende hissediyordu. Tüm bunlarla beraber hissettiği en ağır duygu özlemdi. Onları çok özlüyordu. Eh, en azından konuşabiliyordu. 

Bir ay olmuştu. Bir aydır kimse ona sarılmamıştı ve buna çok ama çok ihtiyacı vardı. Kafasını koyup birinin ona her şeyin iyi olacağını söylemesine çok ihtiyacı vardı ama yoktu kimse. Eh, sevgilisine sarılıyordu o da. Gözleri doluyordu ama biliyordu ki sevgilisi de onu çok seviyordu. Bu düşünceye sarılmak istiyordu. 

Saat 22.45.

Artık uyku hazırlıkları başlamıştı. Etrafı topladı, dişlerini fırçaladı. Gazı kontrol etti. Yemekleri dolaba koydu. Sevgilisini öpücüğe boğdu. Her şey hazırdı. Yatağa doğru yöneldi. 

Saat 23.00. 

Yatağa oturdu. Ayakkabılarını çıkarıp telefonunu yanına aldı. Kafasını yastığa koyduğu anı çok seviyordu. Yastığın soğukluğuyla yorganın sıcaklığının birleşmesi eritiyordu onu. Saçma bir şekilde mutlu ediyordu. Çocuksu neşesiyle telefonunu kontrol etti, bir şey yoktu. Artık uyuyabilirdi. Gözlerini bandanayla kapattı. Işığını söndürdü ve derin bir nefes aldı. Dudaklarından şu kelimeler döküldü: İyi geceler. 

yazar

Yazar: Fesleğen

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.