Şapkanın İçindeki Kaplumbağa

Karşılıklı yok ediş güvencesi. İnsanlara ya çok yardımsever ya da çok korkak olduğumuz için nazik davranırız. Nasıl geri dönüş almak istersek o şekilde etki veririz. Sorularımızı almak istediğimiz cevaplara göre belirler, soruların içerisine karşı taraftan beklediğimiz teselli ve merhameti de koyarak belirleriz. Başımızı beğenmediğimiz bir cevabı duyarken yukarı kaldırıp üstten bir bakış atar, dikkati üzerimize çekmek için soru sorarken alttan bir bakış atarız. İnsanoğlu nesiller boyudur iletişim üstünde durmuştur. Nesiller boyudur ‘etkili iletişimin’ yollarını aramıştır.

Saygı çerçevesi içinde karşımızda ki insanı iyi dinlediğimiz zaman ve doğru bir jest/ mimik kullanarak güzel bir sohbet havası yakalayabileceğimiz, herkesle iyi iletişim kurabileceğimiz senelerdir anlatılır. İşin ilginç tarafı ise bunun sınırları dahi çizilmiştir. Her düşünce kendi kişinin hayatında yaşadığı faktörlere göre doğru sayılır.  Bunu doğru şekilde yansıttığı sürece saygı duymamız gerekir.

Yani burada fikrin ne kadar absürt olduğunun bir önemi yok, önemli olan tek şey doğru bir anlatım olmasıdır.

Karşınızda ki kişinin inanış şekli deist olsun. Kendisi zamanın da Katolik ailelerin zengin çocuklarından çıkma ‘carpe diem’ düşüncesiyle hayatını felsefe edinmiş ve her gününü en dip duygularını tatmin ederek geçiriyor olsun. Diksiyonu biraz gelişmiş, biraz da davranış psikolojisini zamanında yaptığı pazarlama işinden öğrenmiş ve birkaç internet sitesinden edindiği bilgilerle karşınıza geçmişse;  geçmiş olsun artık sizde bu çelişkili hayat felsefesine saygı duyan hatta biraz daha güzel bir anlatım olursa sempati bile duyarak masadan ayrıldınız demektir.

Çünkü saygı duymayı; karşıda ki kişinin de bize olan saygısıyla alakalı olduğu öğretildi. Okumak tavsiye edildi, araştırmak tembih edildi, nasihat verildi ama gariptir bunları tek başına öğrenmek gerekti. Nasıl öğrenebileceğimiz, nasıl farkındalık geliştirebileceğimiz öğretilmedi.

Saygı çerçevesi, insanların kendilerine doğru olduğunu kabullendirdiği, yanlış olmasını istemediği kurallardan ibaret olan bir savunma mekanizması olarak kullanılır.

Bir fikir sahibi olabilmek için birden çok bilgi sahibi olabilmek gerekir. Şu an etrafta 17 yaşında; Avrupai düşünce sahibi, her ortamda dikkat çekebilmek adına; ailesinden gizli olarak göğsüne özgürlüğü anlatan kanat dövmesi yaptırıp herkese anlatıp duran, sosyal medya da magandaları protesto edip, kapısının önünde susuz kalmış bir kediye su vermek yerine, onu severken fotoğraf çekip her türlü mecrada yayınlayan gençlerle doluyuz. Her türlü protestoyu edebilecek kadar bilgi birikim sahibi, düşüncesini öyle ya da böyle ailesine yedirmeyi başarmış, hatta sevgiye muhtaç bir kediyi sevmiş; duyarlı ve bir o kadar farkındalığı gelişmiş beyinler.

Etrafta bu tür fikirlerin ve beyinlerin olduğu ve giderek genç nüfusu artan bir ülkeyiz. Sebebi ise nesiller boyudur iletişimin etkili yollarının saygı ve naziklikten geçtiğini anlatmaya çalışıp bir türlü bilgi birikim sahibi yapmayı beceremediğimiz için. Pardon, bunun basıl yapıldığını öğretmediğimiz için.

Şikayet etmenin bir faydası olmadığı gibi, sürekli eleştirmenin nasihat olmadığını bilmek gerekir. Öğrenme 4 aşamalı gerçekleşir, bilmediğini bilmemek ile başlar, bilmediğini bilmek ile devam eder, bildiğini bilir ve bilinçaltı evresi olarak son noktaya gelir. İlk evreden ikinci evreye geçmek insanoğlu için en zor noktadır çünkü şapkayı öne koymak gibi can sıkıcı bir nokta var. Bilmediğinin farkına varmanın tek yolu, bilmediğini kabul etmektir. Geri kalan aşamalar pratik ve devamlılık ile sağlanır.

Öğrenmenin dışında insanları da bu çerçeve üzerinden 4 gruba ayırmak da mümkün. Kaybedenler olarak en alt grup:  Bulunduğu noktadan her daim memnun olup asla değişmek istemeyen çünkü buna gerek duymadığını düşünen insanlardır.

Sonra ki aşama da mızıkçılar: Memleketin yarısı.Hayatlarında bazı fırsatlar elde etmiş ama onları değerlendirmeye cesareti olmayan, elini atsa dahi etrafında ki insanların gelen tepkilerinden korkup yerinde oturan insanlar. Ama biraz cesaret ve doğru yönlendirme ile başarılı olabilecek potansiyel insan grubu.

Bir üst grupta takipçiler yer alıyor: Ellerine bir çay kaşığı karşılarına koskoca bir kaya verseler o çay kaşığıyla o kayayı delip yoluna devam edenler. Çünkü takipçilerin çoğu, zamanında mızıkçı olarak bu seviyeye yükselir ve eğer gerçekten karar verebilmiş olarak yola çıkıldıysa geri dönüş adına bir fikre kapılmazlar.

Son olarak liderler: 1. Lig seviyesine çıkmış bu insanlar arkalarından binlerce hatta milyonlarca insanı sürükleyebilir. Birçok lider aynı zamanda, zamanının en büyük takipçileridir.

Bu kadar kavram ve kargaşa içinden hangi farkındalık duygumuzu geliştirerek çıkabiliriz diye düşündüğümde ise cevabını değişimde buluyorum. Değişmekten değil, değişimden bahsediyorum. Çünkü değişmek de her fikrin iyi bir iletişim ile savunulduğu zaman doğru olmadığı gibi her değişimin de doğru olacağı anlamını taşımıyor.  Şöyle düşünelim:

Bir masada oturmuş, aile geleneği olarak yemekten önce ellerinizi arkada bağlayarak, kaşık ve çatal olmadan, sadece ağzınızı kullanarak yemek yiyorsunuz. Bu sizin için doğru çünkü bunun dışında başka bir yemek yeme tarzı görmediniz. Ellerinizi kullanmamanızın sebebi, bundan 100 sene önce büyük büyük dedeniz eliyle yemek yediği için boğazında kalan bezelye yüzünden öldü. O zamandan bu zamana daha sağlıklı olmanız adına çözüm haline getirilmiş bir yemek yeme şekli. Uzun bir zaman sonra çok güzel bir kadın/erkek la/le tanıştınız ve baş başa bir yemek yiyeceksiniz. Sizi kendi evine davet ediyor ve güzel bir masa ile karşılaşıyorsunuz. Ama enteresandır tabağınızın yanında bıçak ve çatal var. Geleneğinize aykırı olduğunu bildiği halde bu cesareti göstermiş ve size saygısızlık ederek büyük bir hatada bulunmuş. Sakinleşmeye çalışıp bu davranışının doğru olmadığını söylediniz. Aldığınız cevap beklediğiniz gibi olmadı ve size şu kelimelerle bir açıklık getirildi.

‘Benim için yapacağını zannettiğin bu davranış, senin daha kolay yiyebilmeni, hatta daha işlevsel olduğunu öğrenmenin ilk adımı. Çatal kullanıyorum diye bana kızıp kırılamazsın, sana doğrusunu gösteriyorum diye benim adıma değişmiş olmaz kendin için doğrusunu öğrenmiş olursun.’

Etrafımız her konuda fikir sahibi olmak isteyen, hatta birçok fikrin de sahibi olduğunu düşünen, ama hiçbir bilgi sahibi olmadan bunu yapmaya çalışan beyinlerle dolu. İnsanoğlu kendi kendine düşünerek bile doğru ve yanlış ayrımını yapabilecek analiz yeteneğine sahiptir. Geri kalan ise değişim içinde olup özgün kalabilmeyi, bilgiyle birleştirebilirsen özgünlük olacağını anlayabilmekten geçer.

Furkan ARSLAN

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.