in ,

Sancı

Öyle zamanlar olur ki, insanlarla hiç tanışmamış olmayı istersin. Bir dağ başında bir ot olsam daha huzurlu ve acısız bir yaşam sürerdim.

Kim bilir belki bir keçi gelir yerdi beni veya bir inek. Ne kadar sabit ve bilindik bir süreç. İnsanın yaşamı ise değişkenlerden oluşuyor,

Sürekli değişenlerden ve asla tam olarak bilinmeyenlerden. Değişkenler değişir, insanlar ve duygular değişir. Ne yaşanırsa yaşansın içindeki yara hep kalır.

Zaman yaralarını iyileştirmek için bir ilaç değil, zaman aslında ilaç değil. Zaman başlı başına bir uyuşturucu, kısmi olarak yaranı ve acını unutturan bir uyuşturucu.

Günü geldiğinde bir an olur ki uyuşturucunun etkisi azalır, yaran yeni olmuşçasına tekrardan acı çekersin. İnsan, dünyaya acı çekmeye gönderilmiş.

Fiziksel acı bir gün diner, yaran kabuk bağlar, bazılarının izi tamamen silinir bazıları kalır.

Ruhsal acının yarasıdır aslında kapanmayacak olan, her seferinde yeniden açılan.

Tecrübe sanırım insanın artık hissizleşmesi, Freud’un dediği gibi sanırım kalbi ile bağını kesmiş olan insana tecrübeli diyorlar.

Duygusal evren koca bir kara delik, karmakarışık dağ gibi düşünceler barındırıyor. Aslında insanın yegâne belası çözüm aramak, kabullenememek.

İnsan zihni doğası gereği bir sorun gördüğünde çözüm üretmeye çalışıyor. Mutsuzluğumuzun yegâne sebebi, zihin denen bu yapının başımıza açtıkları.

Zihnime sesleniyorum, ruhumu rahat bırak! Onu sağa sola çekiştirme, düşüncelerinle boğma.

Bırak ruhumu salınsın, mutlu olamayacağını biliyorum ama belki mutsuzda olmaz.

Belki mutsuz olmamayı başarabilir, tabi sen onu rahat bırakabilmeyi başarabilirsen.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.