"SAMİMİYETSİZ SAMİMİYETLER"

       Bir tiyatro var oynanan; hepimiz kendi oyunumuzun başrolü, başkalarının yan rolü. Bilinçli veya bilinçsiz söylenen sözler, bastırılmaya çalışılan duygular, bir an da dile gelen davranışlar…

       Bir tiyatro var oynanan, öylesine, doğaçlama yaşanan. Roller dağıtılmış çoktan, ama önemli olan rol oynamak değil, önemli olan kimin rolünü oynadığın… 

       Bir kısım var farkında oyunda olduğunun, rolünün. Farkında kimin ne için güldüğünün, neden kendisini sahnenin ortasına attığının veya sessizce oturduğunun. 

       Bir kısım var kaybetmiş farkındalığını, unutmuş tiyatro oyununda olduğunu, kaptırmış kendini. Bakmış başka roller daha çok alkış alıyor, başkasının rolünü üstlenmeye kalkmış, o olmaya çalışmış. Olmadığı kişi olduğuna inanmış. 

       Bir kısım da var hiç farkına varmamış oynadığının, rolünün, kendisinin. Var olmamış ki varlığını kaybetsin. Kabullenmiş ona verilen rolü, sorgulamadan yaşamaya başlamış. 

       Hangi kısımda olmak daha iyi? Kendisini tanımayan, üzerine hiç düşünmeyen o kısımda olmak mı, kendisi olduğunda alkışlanmayan bir oyuncu gibi başkasının taklidini yapan o insan olmak mı yoksa her şeyin farkındalığıyla, kendini bilip tanıyıp, başkasını oynayanlara tahammül etmek mi? 

       Hiçbir şey düşünmeyen bir insana olmak  istediğimiz olur zaman zaman hatta hayatta mutlu olduğuna inandığımız kesimin çok düşünmeyen insanlar olduğu da bir gerçek. Ancak hiçbir şeyin farkında olmamaksa mutluluk, mutluluğun farkına varır mı insan? 

       Olduğun insanı sevmeyip olmadığın bir insanı oynamaya gelirsek eğer, en fenası bu bence! Sen istediğin kadar yok say sana ait yanları, var olanı yok sayamazsın. Yok saydığını ise saklayamazsın. Yani sen seyircilere değil kendine oynarsın. Samimiyetsiz samimiyetler kurarsın, sen gerçek olmazken gerçeği bulamazsın. Bir yalanın içinde yuvarlanıp çığ olursun, bu sefer yok eden değil yok olan olursun. 

       Oyunun farkındalığında olmaksa en sağlıklısı ama en zorudur insan için. Kendin olmak, şeffaf, saydam olmak… Aynı zamanda kimin kendini  oynadığını kimin başkasını oynadığını anlayıp, samimiyetsiz samimiyetlere tahammül etmek.

       Bir tiyatro kuruldu zamanında, herkes yeterince oynadı. İyi veya kötü, kendisini ya da başkasını, herkes oynadı. Şimdi seyirci koltuğumda, bıkkınlığım üstümde, sağ elim sol avucumun içinde oyunun sonunu bekliyorum. Ne çıkacak bilmiyorum… Ama güzel bir son ümit ediyorum…

       Her ne olursa olsun emeğinize sağlık, nice oyunlara(!).

Tuğba ŞAHİN 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.