Ruhun Pusulası Dostoyevski

dostoyevski ve mum

Dostoyevski bir toplantıda yüksek sesle okuduğu bir şiir nedeniyle Çar tarafından Sibirya’da hapse mahkum edilir… Hapis cezasını bitirdikten sonra anılarını kaleme aldığı “Ölüler Evinden Anılar” adlı kitabı yazar… Kitapta, hapishanedeki hayatından önce insanları tanıdığını sandığını ama yanıldığını burada anladığını belirtir… Yazar, “kara halk” olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra insanları çözümlemeye ve kendi iç dünyasının derinliklerine inmeye başlar…Dostoyevski hapishanedeki bir köpeğin yanından geçen her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler… Köpek mahkumlardan kaçmadığı gibi yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekmelenme pozisyonu almaktadır… Dostoyevski bir gün köpeğin yanına yaklaşıp başını okşar… Köpek şaşkın şaşkın ona bakarak hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar… O günden sonra köpek Dostoyevski’yi her gördüğünde ondan kaçar…Ruhu köleleştirilmiş bu köpek bir sevgi açıdır… Bu durum insanlar için de geçerlidir… Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler… Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar, bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder… Böyle insanların gözünde onları aşağılamanız onlar için bir beklentidir… Sizi gözlerinde yüceltirler… Eşit ve iyi davrandığınızda ise onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer…

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski,Yoksullar Hastanesi’nin ek yapılarından birinde tek katlı bir evde dünyaya geldi.Öğrenimine evde annesi ve bir din adamının yardımıyla başladı.Bir süre sonra Fransız asıllı bir öğretmenin evine gitmeye başladı.Bu öğretmenin oğulları ve karısı çeşitli konuları paylaşarak çocuğunun öğremini üstlenmişler.Latince dersini ise babası veriyordu. 1834’te iyi bir özel okul olarakbilinen Çermak’a girdi.

On yaşına geldiğinde babası Tula Eyaletin’de Daroyava yurtluğunu satın aldı. Yedi çocuk ve anneleri yazı burada geçirmeye başladılar.Daroyova’da geçirdikleri günler onlara sert ve acımasız bir insan olan babalarından uzakta yaşama olanağı sağladı.1836 yılında anneleri 37 yaşındayken Öldü.Bunun üzerine Fyoder ve ağabeysi Mihaly,Moskovadaki özel yatılı okuldan katı kuralları ve babasının cimriliği yüzünden çok güc geçen bu yıllarda Fyodor amanının büyük bölümünü kitap okuyarakgeçirmeye başladı.Rus ve Avrupa edebiyatlarını bu sırada tanıdı.

E.T.A Hoffmann, schhiller, Goethe, Shaksperae, Balzac, Georgge Sandve Dickens gibi yazarların yanı sıra, şiddet ve cinayet olaylarınabolca yer veren melodram türünü seviyordu.

Dostoyevski 1839 yılında daha öğrenciyken, babasının Tulu’da kendiserfleri tarafından öldürüldüğünü öğrendi, ilk sara nöbetlerini bu olayüzerine başladığını öne sürülür…

1846’da Bedniye Lyudi (insancıklar) adlı ilk romanını yazdı. Kitabı Nekrasov aracılığıyla ünlü eleştirmen Vissarion Belinski’ye gönderdi.Belinski,dostoyevski’nin geleceğin büyük bir sanatçısı olacağını sezdiğini Gogol!un paltosundaki karakterden daha canlı bir tip yarattığını belirtti.Kitap okuyucularından da büyük ilgi gördü.1846-1849 arasında Ev sahibi,Namuslu Hırsız,Beyaz Geceler,Netoçka Nezvanova adlı öyküleri yazdı.Ancak bu öyküler insancıklar kadar büyük yankı uyandırmadı.

dostoyevski ve mum

Avrupa Ve Batı Uygarlığıyla Karşılaşma

Yoğun çalışmalardan ötürü sağlığı iyice bozulan Dostoyevski 1862’dedoktorların tavsiyesi ilk kez bir Avrupa yolculuğuna çıktı. Kısa sürenbu gezide Fransa,İngiltere ve İtalya’ya gitti.Avrupa uygarlığı ile yüzyüze gelişi önemli bir dönüm noktası oldu. Vremya için ” yazizlenimleri üzerine kış notları” adlı bir dizi yazarak Rusya’yıAvrupay’yo kurtaracak güç ilan etti. Ona göre İngiltere’de SanayiDevrimi, Fransa’da ise III.Napoleon’nun (1808-1873) uygulamalarıburjuvalaşmaya yol açmış ve Tanrı düşüncesinden yoksun bu ilerlemeanlayışını tüm Batı’yı çürütmüştü. Batı ona ”Tarihi kapısında saatinibekleyen Rus” halkının büyük görevleri üstlenebilececeği müjdelemişti.

Aynı yıl hükümet bir yazıdan ötürü vremya’yı kapattı mali duruma yeniden karışan Dostoyevski, hem Wiesbaden’deki rulet masalarında şansını denemek, hem de süreden beri yakın bir ilişkiye girdiği polina Suslova adlı genç bir kadınla buluşmak için,borç para alarak Avrupa’ya gitti. Nihilist eğilimleri ağır basan bu kadınla ilişkisi,sevgiyle nefretin,mutlulukla mutsuzluğun iç içe geçtiği,hareketli ama o ölçüde de yıpratıcı bir şekilde oldu. Polina suslova’nın kişiliği Dostoyevski’nin romanlarındaki kadın kahramanlara güçlü bir biçimde yansımıştır.

Dostoyevski Rusya’ya döndükten sonra kardeşi ile Çağ adında yeni bir dergi çıkardı ve Yeraltından Notlar adlı romanını bu dergide yayımlamaya başladı.Daha sonraki büyük romanların habercisi sayılabilecek bu yapıtında insanın akıl yoluyla kendi kendini yönetebileceğini ileri süren sosyalistlere karşı çıkıyordu.

Daha sonraki romanlarında yer alacak ahlaki,dini,politik ve toplumsal konuların hemen hepsini içeren romanı eleştirmenlerden fazla ilgi görmedi. Zaten 1864 ve 1865 yılları özel yaşamına da felaketler getirmiş, karısı ve kardeşi ölmüş,borçları yüzünden dergisi de kapanmıştır. Dostoyevski bir yayımcıdan aldığı avansla yeniden Avrupa’ya kaçtı.Umudu artık tümüyle kendini kaptırdığı kumar ve Polina’daydı.Ancak,sevgilisi onu Wiesbaden’de terk edip Paris’e gitti,kumarda tüm parasını,değerli eşyalarını yitirdi,giysilerini bile rehine koymak zorunda kaldı.Ülkesine dönebilmek için dostlarına,bu arada Suç ve ceza’nın ana hatlarından söz ederek bir yayımcıya mektuplar yazdı.İstediği paranın gelmesiyle 1865 Ekimi’nde Rusya’ya dönebildi.

Parasını peşin aldığı bir romanı bitirmesi gerekiyordu.Ancak teslim tarihi yaklaştığı halde çalışmaları bir türlü ilerlememişti.Anna snitkina adında genç bir sekreter tuttu ve onun yardımıyla kumarbaz adında kısa romanını üç haftada yazdı.Kumar tutkusunun ve Polina’yla ilişkisinin etkilerini taşıyan bu roman,yazarın fiziksel dünyada ilk özgür denemesi olarak nitelediği kumar duygusuna karşı tutumunu da sergiler.

1866’da yayımlanan Suç Ve Ceza Dostoyevski’nin kafasında oluşması,yazarın zindanda geçirdiği günlere kadar gider. Bu romanın oluşmasının,gelişmesinin ayrıntılarının bütünleşmesinin yazarın çok sayıdaki çalışma defterinde görülmesi bunun kanıtıdır.Suç ve Ceza’nın genç kahramanının yeraltından notlar’daki insana benzeyen sorunu eksiksiz özgürlük arayışından kaynaklanır.Zeki,yetenekli ama o ölçüde de yoksul olan üniversite öğrencisi Raskolnikov, durumunu değiştirebilmek için aptal,aç gözlü sağır ve hasta olan bir tefeci kadını öldürmeyi kurar. Tefeci kadın kesinlikle değersiz ve yaşaması için hiçbir haklı neden olmayan birisidir.Oysa kendisi eylemi sonucunda elde edeceği parayla geleceğini kurtarabilecek,insanlığa,topluma yararlı olabilecektir. Geride hiçbir iz bırakmadan cinayeti işler.Ancak o andan sonra korkunç bir iç mücadelesine girer.Arık kendisini insanlıktan kopmuş,ayrılmış duymaktadır. Bu duygu onu kendisini ele vermeye kadar götürür.

Ancak cezasını çekmeye başladıktan sonra insanlığa dönebilecektir. Suç ve Ceza’nın en önemli temesı özgürlüktür. Ahlak ve yasalarla belirlenmiş davranış biçimlerinin ötesindeki davranışlar kişiyi kendisini çevreleyen adsız insanlar sürüsünden ayırır ve sınırsız  bir bağımsızlık,özgürlük sağlar. Bu sınırları aşabilmiş bir insan için artık ahlak ya da ahlaksızlık söz konusu değildir. Ceza boş.anlamsız bir sözcük halini alır.İşte yaşlı tefeci,romanın kahramanı için bir para kaynağı olmaktan öte,bu özgürlük ortamına  geçişin ilk engelidir. Ancak Raskolnikov,bu ilk engeli aştıktan sonra umduğu iç huzurunu bulamaz.Bilinci sonsuz bir yargılamanın sınırları içinde hapsedilir.Bu hesaplaşma genç öğrenciyi sonunda başkasına el kaldıran kişinin aslında kendisine el kaldırdığı düşüncesine kadar götürür.Sonuç çevresindeki herkesten uzaklaşmasıiherkese ve kendi kendine yabancılaşmasıdır.Bu yabancılaşma genç öğrencinin giderek sıradan,mutsuz,talihsiz insanlara yaklaşmasına neden olur. Bu talihsizlerden biri kardeşlerini beslemek için Vücudunu satan fahişe Sonya,ona insanlığa yeniden dönüşün yolunu gösterir.İnsanın Tanrı olmadığı,Tanrı’yı yadsımanın kendi kendini yadsımak olduğunu kavraması ona yeniden özgürlüğün yolunu açar.

1878 yılında Rus Bilimler Akademisi’nin Dostoyevski’yi Rus Dili Ve Edebiyatı Bölümü’ne üye seçmesi,bu eski mahkum ve sürgünün kendisini toplumuna bütünüyle kabul ettirdiğinin kanıtı oldu.Bu gelişmeler arasında,son romanı Karamazov Kardeşler yazmaya başladı ve bu yapıtını ölümünden üç ay kadar önce bitirdi.

Karamazov Kardeşler Dostoyevski’nin tüm yazarlık yaşamı boyunca değindiği önemli temaların bir arada işlendiği,dramatik olaylarla süslenmiş bir düşünce romanıdır.

Yaşlı şehvet düşkünü bir babanın,her biri ayrı anneden olma dört oğlunun sevgi,nefret,günah ve tutkularının meydana getirdiği çerçeve içinde sürüp giden bir inanç arayışı,Tanrı’ya ulaşma çabası romanın temelini oluşturur.Kahramanların olağanüstü bir yoğunlukta yaşadıkları,umutsuzluk,acı,tutku ve çılgınlık anları,arayışlarının insanı zayıflıkları,derin psikolojik çözümlemelerle betimlenir.Romanın temel uyumun,kafa ile değil,yürekle ve inançla elde edebileceğidir…

Sürgünden sonra yaşamak yaşamak ve yaşamak diyen Dostoyevski

”Raskolnikov yürürken, ‘Acaba neredeydi?’ diye düşündü. ‘Nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu, ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: ‘Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış vaziyette yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmam da gerekse, o şekilde yaşamak, şu anda bir saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir?’ Yeter ki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın!…”

kaynaklar-Erasmus ve çeşitli alıntılar-

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.