Paraya İnanmak: Ulu ‘Money’tu

X-rayde çıkmaz, aramada el konulmaz, bulundurması edinilmesi yasaklanmak bir yana teşvik bile edilir, kılıfını bile yapmıştır insan ama bilmez ki cüzdanında taşıdığı para dünyanın en tehlikeli silahıdır.

Gerçekten tarihin seyrini değiştiren bir icat olan para, hala günümüzdeki en etkili olgulardan biri olmaya devam ediyor. Peki neydi parayı bu kadar önemli kılan? Her inovasyonun çözüm getirdiği bir problem olduğu gibi, paranın çözdüğü günlük yaşam problemi tam olarak neydi? Koca dünya lunaparkının tek jetonu haline getiren ne idi?

İlkel yaşamdaki insan toplulukları pek çok açıdan günübirlik bir yaşam sürdüğü söylenebilir. Avlayabildiğini avlar, toplayabildiğini toplar, kaynak bulamadığı zaman da başka diyarlara göçer. Günübirlik bu yaşam biçimi her ne kadar mekansal değişimlerden kaynaklandığı düşünülse de asıl sorun mekanın sık değiştirilmesinin sebebinde yatmakta.

Av avlanır, meyve toplanır, ağaç gövdesinden su içilir ve ilkel insanımız kaynaklar bittiğinde veya ona rakip başka bir canlı bölgeye geldiğinde, yer değiştirir. Bu yaşam döngüsünde hiçbir zaman yolda rastlanılan kaynağın biriktirilmesi mümkün değildir. Ganimet düşüncesiyle hareket edemez. Attığı her adımda, girdiği her bölgede bugün için yaşar. Geçicidir. Çevresindeki her şey ile birlikte. Eğer meyve dolu bir ağaç görürse, bunu ceplerine dolduramaz. Çünkü ne kadar çok kendisinde toplamaya çalışırsa çalışsın topladığı ne varsa bozulur, çürür gider. İhtiyacı kadar tüketmek onun için zorunluluktur, o sadece o gün için yaşamalıdır.

Tarım keşfedildiğinde ise bu durum hala geçerliliğini koruyordu. Belki üretimi kendi yönetimine kısmen de almış olabilirdi ama hala ürettiğini saklayıp biriktirecek kapasiteye erişememişti. Öte yandan yaşadığı toplum ihtiyaç fazlası üretimi ayıplamış, yapanı da kendinden uzaklaştırıp cezalandırmıştı. İhtiyaç fazlası ekim olmamasına rağmen artan ürünlerin ise topluluğa dağıtılması zorunluydu. Bu da aslında maddenin getirdiği bir zorunluluktu, eğer paylaşılmazsa ürünü elinde bulunduran aile zaten onu bozulmadan tüketemeyeceği için bu kaynağın boşa harcanması demekti.

İç işleyişte durum böyle olsa da tarımın getirdiği ihtiyaç fazlası ürün gerçeği başka bir olgunun başlamasını tetikledi. Komünler halinde yaşayan insan toplulukları diğer komünlerle bu ihtiyaç fazlası ürünlerle bir çeşit alışverişte bulunmaya başladılar. Ve bulurum artık paranın bulunması için kaçınılmaz bir eşikti. İnsan, doğası gereği ‘şimdi’ ister. İnsan şimdi üretmediği ama ileride üreteceği ürünün karşılığını da, önünde sonunda ‘şimdi’ isteyecekti.

Ticaret hayatı hızlı akar. Bu hangi devirde ticaret yaşanıyor olursa olsun değişmez bir olgudur. Çünkü ‘şimdi’, insanlık tarihinde en çok istenen şeylerden biri olmuştur. Ömrünün bir sonu olduğunu bilen insanın omuzlarındaki bu yük, başka bir sonuç doğuramazdı elbette.

Zamanla yarışan insanlar, ticarette karşılaştıkları bu sorun karşısında da çözümsüz kalamazdı elbette. Bu çözüm ne olabilir peki? Alıcıya ‘ bizde söz senettir’ desek? Eh, insanın moral aksaklıkları göz önünde bulundurulduğunda bu yöntemin kısa sürede bir değerinin kalmayacağı ortada. Daha sağlam bir şeye ihtiyaç var… İnsanlar buna ‘inanmalı’. Peki ya gerçek bir senet?

Bas Paraları Halka, Bir Daha Mı Geleceğiz Dünyaya

Ticarette zaman kazanmak için daha sağlam bir gerecin gerekliliğini gören insan için yeni sorun, bu senedin arkasında duracak bir gücün varlığı problemiydi. Bir daha gelemeyeceğini bildiği bir dünyada insanlık, şimdi de bu senedin arkasında durabilecek en kuvvetli gücün, yani devletin oluşumunu beklemeliydi. Çünkü sadece böylesine organize bir gücün varlığı senedin güvenilirliğini sağlayabilirdi. Kalplere yayılacak olan senede inanç, ancak bu güçle mümkündü. Bugün bile ceplerimizde taşıdığımız banknotların temelinde aynı borç ve aynı inanç yatmakta. Birinin diğerine olan borcu, yani zaman talebi sürdüğü sürece, banknot olarak bizim cüzdanımızda kalmaya devam edecek.

Tüm bu koşullar oluşup insanlar ticaretlerini para ile yapmaya başladıklarında, insanlar adeta zamanda yolculuk yapmaya başladı. Artık insan meyve dolu bir ağaç gördüğünde gününü geçiştirmek zorunda değildi. Eskiden ihtiyacı kadar tüketmek zorunda olan insan şimdi ise bütün meyveyi toplayıp pazarda satabilir, kazandığı parayı ise bozulmadan ömrünün sonuna kadar saklayabilirdi. İhtiyaç fazlası ürünlerin paylaşımı adeti ise hiç yaşanmamışcasına tarihe karışmıştı bile.

Cebinde koyduğunda çürüyen elma, sonsuza kadar bekleyebilen bir simgeye dönüşmüştü. Ve artık dünyada gördüğü ne varsa, hiç zorlanmadan cebine doldurabilirdi.

Ve günün sonunda, dünyadaki her şeye karşı doğrultulmuş bir namludan daha tehlikeli bir silah olabilir miydi?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum