Pandoranın Kutusu

   Yağmurun pencereme dokunma sesleriyle eşlik ediyorum bu yazıya. Penceremin üzerinde akan su damlaları gibi duygularımı akıtıyorum birer birer. Bazıları birleşerek daha hızlı akıyor bazıları ise yavaş yavaş iniyor. Hepsinin amacı aynı ancak izledikleri yollar farklı. Tıpkı akarsular gibi. Sonuçta hepsi bir yere dökülüyor, içime…

Pandoranın Kutusu

   Bilinçaltımda saklı düşünceleri yakalamaya çalışıyorum. Sanki şelalenin gücüne karşı koymaya çalışırcasına duruyorum bilinçaltıma karşı. O kadar güçlü ve yoğun ki eziliyorum karşısında. Oysa o beni hiç bırakmıyor. Akıntıyla birlikte beni de götürüyor gittiği yere, kelimelerime…

     Peşi sıra, anlamsız dizilen kelimelerin ise tek derdi cümle oluşturmak. Bazıları cesaretini toplayıp tek başına yüklem olmaya çalışıyor. Üstelik fiil bile olmamalarına rağmen inatla ısrar ediyorlar. Tıpkı ısrarcılığım gibi. Bazen… Bazıları ise korkuyor, kelimelerin arasında kaybolmak istercesine bir sürü kelime alıyor yanına. İnsanların “Seni seviyorum.” cümlesini kurmak yerine saçma sapan bir sürü kelime israf etmesi gibi, kaçıyor. Özünden, kendilerinden kaçıyor kelimeler. Tıpkı… Tıpkı ben gibi…

 

Pandoranın Kutusu

   Denize varıyoruz sonunda. Hiçbir zaman keşfedemediğim, bir kaşığında boğulduğum denize varıyoruz. Hırçın dalgalarıyla, duygularımın ölgün bakışlarıyla denizin ortasında; elimde Pandora’nın kutusuyla, çaresizce kurtarılmayı bekliyorum. Sanki biri varmışçasına sıkı sıkı sarmalıyorum o kutuyu. Umudum içinde çünkü. Git dediğimde gitmeyen umudum içinde. Kal dediğimde ise gözlerime bakacak tenezzülü göstermeyen umudum içinde. “Ben” onun içindeyim. Hep içindeydim…

Rapor Et

okur

Yazar: Fesleğen

Kitap okumak, insanları dinlemek ve düşünmek... Başka söze gerek yok sanırım.

İlk Yazım

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları