Palavracılar Masası: Kumpas ve Kumar

İki gündür beklediğim büyük bir buluşmanın gerçekleşmesine yalnızca birkaç saat kalmıştı. Evin içinde heyecanla adımlıyor ve arada sırada düşüncelere dalıyordum. Düşüncelere daldığım esnada aniden kafamı patlatan çalar saat ile irkildim. Üzerimde; kahverengi boğazlı kazağım, siyah deri ceketim, klasik siyah bir keten pantolonum ve kahverengi botum  ile evden çıktım. Birkaç adım yürüdükten sonra kafeye vardım. Liseden tanışık olduğum dostlarım beni gördüklerinde ayağa kalktılar ve tokalaştık ve ardından yerlerimize oturduk. Ceren grubun en güler yüzlü insanıydı. Gülümseyerek; ‘Nasılsın eski dostum?’ dedi. Ne kadar samimiyetsiz güldüğünü gözlerinin etrafının kırışmamasından anlamıştım. Tebessüm ederek; ‘İyiyim, sen nasılsın?’ diye soru yönelttim. ‘İyiy…’ diyeceği esnada kendisini ilah zanneden Tuğrul atladı lafa; ‘Benimle birlikte olan bir insan nasıl olur da kötü olabilir ki?’ diye. Ceren ve Tuğrul bir süredir beraberlerdi. Sessiz kaldım çünkü konuşursam sadece boşuna konuşacaktım, bu cümleden sonra. Kendimi yormadım ve sessiz kaldım. ‘Ceren’ diye seslendim. Ceren tekrar gülümseyerek (samimiyetsizce); ‘ Efendim’ dedi. ‘Ceren, o nerede?’ diye soru yönelttim, sessiz ve soğuk bir ifadeyle. ‘Bugün işi varmış. Önemli bir işi olmasa kesinlikle gelirdi’ dedi, gözlerini birkaç kere kaçırarak. Yalan söylediğini anlamıştım fakat sessiz kaldım. Bahsettiğim kişi benim lise aşkımdı. Birkaç sene beraber olduktan sonra anlam veremediğim bir şekilde ayrılmıştı benden. Hiçbir sebep yokken ayrılmıştı. Yıllardır görüşmemiştik ve bugün masada aramıza katılmamıştı. 

Buluşma için heyecanımın asıl sebebi lise dostlarıma olan özlemim değildi. Buluşma için asıl heyecanım; bana kurulan kumpastı. Ve sonunda asıl olaya atladım;

‘Ceren ve Tuğrul, artık palavrayı bırakın!’ dedim. Ardından Ceren; ‘Neyden bahsediyorsun sen?’ dedi. Yalan falan söylemiyoruz demek yerine bu lafı söylemesi ortada bir kumpas olduğunu daha da netleştirdi. Tuğrul öfkeyle; ‘Kendine gel!’ diye çıkıştı. Gözlerinin içine baktım, sert ve saldırganca baktım. Ardından sakinleşti. Sözüme devam ettim:

‘Lisedeki sevgilimin beni aniden bırakmasının sebebinin başkasıyla yaşadığı ilişki olduğunu biliyordunuz.’ dedim. 

Ceren inkar etti. Tuğrul da ardından inkar etti. Ellerinin ayaklarına dolaştığını görüyordum. Serinkanlılığımı koruyarak; ‘Bunu bana bizzat kendisi söyledi.’ dedim.

Ceren öfkelendi ve bilinçsizce; ‘Nasıl olur!’ dedi. ‘Güvendiğiniz arkadaşınızın sizi nasıl ele verdiğiniz görüyor musunuz?’ dedim. Aslında tek bildiğim; sevgilimin beni aldatması hakkındaki şüphemdi. 

Ceren ve Tuğrul o kadar öfke ve kinliydiler ki; lisede sevgilimin bana karşı kurduğu tüm kumpasları, tüm ihanetleri bir bir dile getirdiler. Buluşmadan birkaç saat önce de lisedeki sevgilimle telefonda konuşarak Ceren ve Tuğrul’un bana karşı kurduğu kumpasları öğrenmiştim. Eski sevgilime; onun beni lisede aldattığını bildiğimi ve bunları Ceren ile Turgut’un anlattığını söyledim. Eski sevgilim de kin ve öfkeyle; Ceren ve Turgut’un bana kurduğu kumpasları anlatmıştı. 

Bana yapılan tüm ihanetleri öğrendikten sonra lisedeki eski sevgilimi aradım ve telefonu ortaya koydum. Ceren ve Tuğrul şaşırmış, bana bakıyorlardı. Telefon açıldı ve konuşmaya başladım.

‘Ceren, Tuğrul ve Liza (Evet, eski sevgilimin adı Lizaydı.) Aslında Lizanın beni aldattığına dair hiçbir şey bilmiyordum. Ortada sadece şüphelerim vardı. Bana bu şüphelerimin doğruluğunu kanıtladığınız için size minnettarım. Sayenizde ne kadar kin dolu, ne kadar alçak, ne kadar öfkeli ve saygısız insanlar olduğunuzu tamamen anladım. Sizin yüzünüzden kötüye gitmiş hayatım, sizin sayenizde bu saatten sonra daha güzel olacak. Alçaklığınızla kalın.’ dedim ve kafeden ayrıldım. Arkamda sadece şaşkın ve kaos dolu birkaç insan bırakmıştım. 

Lisede bana kurulan kumpaslar yüzünden bütün hayatım senelerce altüst olmuştu. Acı dolu, kederli bir insana dönüşmüştüm. Fakat bugün oynadığım kumar bana büyük bir kazanç sağlamıştı. Ve geride büyük bir yıkım bırakmıştı.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.