Oscar Wilde’ın Dorian Gray’ı Ya Sensen?

Oscar Wilde 16 Ekim 1854`de Dublin`de doğdu. Oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şairdir.

İğneli üslubu ile Victoria dönemi Büyük Britanya`sının en başarılı yazarları arasına girdi. Daha sonrasında ise Paris` te fakir bir otel odasında ölecekti.

Dorian Gray`ın portresi  Oscar Wilde`ın yayınlanmış tek romanıdır. Etrafındaki insanların ona ”roman yazamazsın” yönündeki eleştirilere cevap niteliğinde bir eser ortaya koymuştur.

PEKİ KİM BU DORIAN GRAY?

Dorian Gray, yakışıklı genç bir adamdır. Öyle ki herkesi kendine hayran edecek bir güzelliği vardır. Günlerden bir gün Ressam arkadaşı (Basil Hallward) onun güzelliğini resmetmek ister. Bunu kabul eden Dorian,artık neredeyse her gün Basil`e model olmak için onu ziyarete gider. Dorian bu ziyaretlerinde Lord Henry ile tanışır.

Lord Henry kibirli ama bir o kadar da bilgili ve düşünceleri sayesinde saygıyı hakeden bir adamdır. Dorian bu kibirli adamın konuşmalarına her geçen gün biraz daha hayran kalır. Öyle ki romanda Dorian Lord Henry ile bir tartışma içindeyken; ” Bana öğütlediğin ama asla yaşayamadığın bir hayatı yaşadım ” der.

Basil Dorian`ın portresini bitirir ve bu üç karakterimiz  (özellikle Dorian) portreye hayran kalır. Portre o kadar güzeldir ki Dorian portreyi kıskanır ve kendisinin değil de portrenin yaşlanmasını ister ve böylelikle ruhunu şeytana satar.

Dorian her günah işlediğinde portresi çirkinleşir öyle ki çok kısa bir sürede bakılamayacak bir hale gelir. Artık Dorian değil de portre yaşlanmaktadır. Dorian kendini ölümsüz hisseder ama kitabın seyri gitgide bu olguyu çürütmekte ve karanlık bir yol izlemektedir.

”Herkes Dorian Gray`da Kendi Günahını Görecek”

Dedi yazar. Kitabı okuduktan sonra bu yazıya denk geldim ve kendime şu soruyu sordum; Ben Dorian`nın yerinde olsaydım ne yapardım? Aynı şeyleri. Çünkü Dorian`nın meselesi genç ya da yaşlı olarak kalmak değildi. Bence Dorian insanların onun için yarattığı profili hep canlı tutmak istiyordu. Bu belki yaşlı olmak da olabilirdi. Ya da sadece bir izlenim bırakmaktı amaç. Genelde biz insanlar hep bir iz bırakmaya meyilliyizdir belki sözlerimizle belki profilimizle. Kim bilir belki Dorian sadece iz bırakmak istiyordu ve bu iz belki de gençliği ve o güzel yüzüydü.

Ama bu dediklerim olayın masum tarafı olsa da biraz da bizler üzerinden hiç de masum olmayan taraflarına değinmek istiyorum.

Dorian`nın yaşadığı bu kötücül şehvet aslında bizim ilk fırsatta ortaya çıkarmak isteyeceğimiz ama derinlere itelediğimiz kışkırtıcı bir düşünce olabilir mi? Elbette. Aslında tüm mesele budur. Dorian`a olan da budur o bize itelenmiş düşüncemizin gün yüzüne nasıl çıkışını ve sonrasında yaşanan çöküşü gösterir. Aslında bu her birimiz için bir ön izlemedir.

Son olarak yazarımızın sözünden değinerek bahsetmek istediğim birkaç şey var.

Wilde romandaki üç ana karakter için şöyle demiştir;

Basil Hallward ,ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry, dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir ,belki başka bir çağda.

Kitabı okuduysanız ya da okuyacaksanız sonrasında kendinize şu soruyu sorun; Ben Dorian olabilir miyim?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.