Önerilmiş Baskı ve Kendi Yolun

Önerilmiş Baskı ve Kendi Yolun

Burada uzun bir yazının anlamı yok.

Okur yazının sonuna kadar gelene kadar mahvoluyor. Enerjisi bitiyor. Hem o yazının akılda kaldığı, zihinde yer ettiği yok.

Yazdığım yazının okurda yer etmesini istiyorsam yazının çok kısa ve vurucu olması lazım. Tam istediğimi anlatmam ve gereksiz tek sözcüğe yer vermemem lazım. Okur anlık his düşüyor sayfama, neden, nasıl, bilemem.

Vaktim çok kısa ona meseleyi anlatmak için ve bu yüzden çok kısa yazacağım. Sorunları var, bir şeyleri var. Anlaşılması zor bütün sözlerden kaçınıp berrak sözlerle meseleyi anlatacağım şimdi.

Hayatta binlerce insan var, milyonlarca. Bu insanlar bir noktaya geliyor, “yok, bu iş böyle olmayacak, bu iş hiç olmayacak” diye düşünüyorlar,  uğraştıkları iş, yaptıkları şey birilerinin ona gösterdiği, öğrettiği, “böyle gitmen gerek, bunu yapman gerek” dedikleri.

Yürekleri yok o işte. Gözleri yok o işte.

Önerilmiş Baskı ve Kendi Yolun
Hasan Dağı-Aksaray

Şimdi yazı uzamasın, hemen sona gelmem lazım. Bir el bombası fırlatmak gibi zifir karanlıklara. Karanlık el bombasıyla havaya uçurulmaz, doğru ifade etmedim, düşman hattına bir el bombası fırlatmak, hayatta bir şekilde (fiziksel ve ya da ruhsal kaybolma) kaybolan insanlara bir aydınlatma fişeği patlatmak. Hayatta karanlık yok çok, karanlık orman çok. Karanlık insan çok.

Baskıcı, ataerkil, cemaatçi, özetle güdük bir toplum olduğumuz için türlü türlü baskılar üstüne inşa ederiz her şeyimizi. Öyle ki bunlar bilinçaltımıza geçmiştir.

Bağımsız hareket etme özgürlüğümüzü bize “günah” ya da “suç” ya da çok korkulacak bir şey ya da “yoldan çıkmışlık” diğer deyişle kahpelik olarak algılatırlar.

Sürüden kopma dürtülerimizi baskı altına almamızı bize şırınga ederler.

Manipüle ve demogoji oyunlarıyla hayatımızı karartmak isterler.

Bakın işte orada biri: “Vatan haini, bu da onlardan biri.”

Bizi “aykırı” olarak adlandırırlar, bizi dışlarlar.

Ne var ki yürekli insanlar var. Ona ne ederseniz edin yapmak istediğini yapar, kafasına yüreğine koymuştur o şeyi.

Bizi bize köstek olanlarla elbette en güzel yöntemlerle savaş açacağız.

Tek adım geri atmak yok!

Her türlü baskıyı reddeden, ona uydurulmak istenen bütün kalıpları kıran insanlar var.

Gerçek: Hikmet, evlat için ne güzel isim olur, veriyorlar zaten.

Ona şöyle derler: “Gerçek bu, bu kalıba girmen lazım, bize uyman lazım.”

Bunun adı: ÖNERİLMİŞ BASKI’DIR.

Önerilmiş baskıdan söz eden bir tane yazı okumadım, bunu gören, yazan benim. Tam bu ifadeyi, sosyal olguyu gören benim. Geçeyim kendimi övmeyi.

O cesur kişi önerilmiş baskıyı da reddeder.

Canın gibi sevdiğin baban: “Bak oğlum; yılar yılı seni büyütmek ve okutmak için milyon takla atıp durdum, o bölümü seçmelisin, ben çok istedim ama okuyamadım, paramız yoktu, çok yoksulduk 8 kardeş. Ben okuyamadım ama sen okursan ne güzel olur. Ben doktor olmak isterdim… O bölümü okuyup bitirirsen çok iyi iş imkanları bulursun, güzel iş fırsatları yakalarsın. Parası da iyi..”

Anacığın sözü alır, başka türlü konuşur, belki ağlar.

“Tamam, sizin istediğiniz bölümü okuyacağım” dersin.

Bu durumda; yani çok değer verdiğin kişiler söz konusuysa önerilmiş baskıyı reddetmen mümkün değil. Blok koymuşlardır sana, istesen de aşamazsın. Ama çok ısrar edersen aşarsın bunu.

Sadece yüreğini koyarsan. Çünkü onlar da yürek koymuşlardır. Ruhunda delice iz bırakan, seni canları gibi seven iki insanın yüreğine karşı senin tecrübesiz ve cılız yüreğin. İşin zor kardeşim.

6 yıl ya da 4 yıl okursun.

Sonra yıllar geçer, mutsuz olursun, böyle bir halt olamayacağını anlarsın.

Tıbbı onlar için okumuşsunudur, bırakman gerektiğini anlar, başka bir şeye geçersin, koca 6 yıl boşa geçmiştir.

Asıl düşman en yakınındadır! Sevgiyle girerler.

Babamla ve annemle nasıl kapışmalar yaşadığımı kimse bilmez!

Dehşet!

ÖNERİLMİŞ BASKI boyut boyuttur.

Şöyle derler: “Yapamazsın, edemezsin,” “senin harcın değil” ya da güler ve şöyle der: “Sen çıldırdın mı? Bu mi gibi işi bırakacaksın öyle mi, bak sonra çok pişman olursun, sefil olursun, yapma.”

Evliysen: “Karın ne yapar, çocukların var. Uçmuşsun sen, psikolojin bozulmuş.”

Eş dost söyler bunu.

İş arkadaşın söyler bunu.

Alayını cehennemin dibine göndermen lazım. Yüreğindeki tatlılık ve yumuşaklıkla…

savaşarak…

Bir tanesine sevgi kırıntısın beslersen amacını gerçekleştirmeni engelleyecek bir enerji, sızıntı taşırsın içinde.

Çelik adam, çekil kadın. Yürü, koş, sıçra, kadın. Dörtnala koş kadın.

YAPABİLRSİN!

GERÇEKTEN YAPABİLİRSİN’

MÜCADELE EDERSEN YAPABİLİRSİN İNANIRSAN!

Olmanın tek yolu bu!

Yenilmez olmanın yolu bu.

Bu yüzdendir ki ben hep yalnızım ve gece yarıları (sabaha karşı) sokağa çıkar, tek başıma gezerim.

Tek bir adamla arada sohbet ederim: Bekçi Mustafa amca.

Yaşlı bir adam.

Benden bir canavar yaratmak istediler; başaramadılar.

Ben bu yüzden yalnızım.

Ki genç arkadaşım sistem, koşullar, okuduğun okullar ve birileri senden de bir canavar yaratmak isteyecek.

Bilerek ya da bilmeyerek.

Hayatta uzlaşman gereken (aşk duyman gereken) tek kişi: Tanrı’dır!

(kişi değildir; ama kişidir, biz onu öyle algılarız bu algıyla.)

Size kendimi kurtarma yöntemi anlattım.

Hayatta kalma dersleri.

İsa Kantarcı

Rapor Et

blogger

Yazar: İsa Kantarcı

Uzun yıllardır yazıyorum.

Şiirle başladım.

Sonra hikaye.

Sonra roman.

Bıkmam, yorulmam, pes etmem.

İlk YazımBlog Yazarı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları