Ölünün Diriye Etkisi

Mezarlığa gidince bana bir rahatlama geliyor, bir haykırışlar, öfke kusmaları, çocuksu sığınmalar, bir gözlerimden su dökülmesi, bir bişiler falan… Ölünün diriye etkisi işte diyorum. Lise birde aşık olduğum çocuğu görebilmek için mezarlığa girmek zorunda kalıyordum. Gider çayımı çorbamı alır, herhangi bir ölünün baş ucuna oturuverirdim. Saatlerce. Git gel, birkaç tanesi ile samimi olduk. Ne var ne yoksa anlatmaya başladım. Sonra çocuğu görmekten ziyade ölülerle konuşmayı sevdim sanırım ve tuhaf bir şekilde nereye gitsem yolun sonu eve gitmeden mezarlığa uğrayarak son buluyordu. Yani demem o ki seksen senelik ölülerin bile ondan haberi vardı. Bir gün yine mezarlıkta mesai saatleri içerisindeyim ve fark edildim. Anlayacağınız yakayı ele verdik, iyi bok yedik. Adam benim deli olduğumu düşünmeye başladı. Haksız değil belki ama haklı hiç değil. Umay Umay’ın dediği gibi; “Sana anlatacak doğru dürüst bir gerçek, ya da avutacak kadar güzel bir yalan bulamıyorum .Sadece seni hayatımda üç kez görmüş ve unutamamış olabilirim. Sadece seni sevmiş olabilirim.” diyemedim. Hiçbir şey diyemedim. Ve tuhaf ki durup öylece bakacağım, sanki dokuz dakika gibi bir dokuz yıl geçmiş. İşin kötü tarafı, bir yerlerde denk gelirsek asla yol değiştirmeyiz. O öylece geçer ben öylece giderim. Yoldan geçen herhangi biri olmanın ağır geldiği… Velhasıl kelam, unutmadım ama yokmuş gibi davranıyorum.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.