Ölüm ve Yas

Ölümde yaşamak kadar üzerine düşünülen bir meseledir. İnsanlar için özellikle de yerleşik hayata geçirdikten sonra ölümün önemi daha da artmıştır. Yerleşik hayata geçmeden önce göçebe topluluklar için ölüye mezar oluşturmak bu denli önemli değildi. Çünkü zaten topluluğun diğer fertleri gibi ölenlerde aslında yersiz ve yurtsuzdur. Fakat aile, toplum, halk gibi kavramlar yaşayışla birlikte oturmaya başladıkça geride kalan insanların giderleri için bir yer hazırlanması yaygın bir hal aldı. Aslında temelinde bir kimliği belirtmek ve adını yaşatmak fikri vardır mezarların. İnsan ömrü boyunca kalıcı olan önemli bir kavramdır. Mezarlar tarihe, kültüre, dile hatta iletişime bile ışık tutar. Eski toplumlarda ölüyü gömmenin farkli yok ve yöntemlerini götürüz. Bu toplumlarda yaşayan halkın kültürü, ölen kişinin statüsü hatta üretim ilişkileriyle bile ilişkilidir. Mezarın şekli, üzerine koyulan heykeller ve bazen üzerine koyulan heykeller, bazen de üzerine çizilenler ölen kişi hakkında da yaşadığı toplum hakkında da bizlere ipuçları verirler. Mezarlar sadece yaşamın kendisini anlamak için değil, o topluluklara ölüme nasıl bakıldığınıda gösterir. Bazı topluluklar ölüleri eşyaları ile gömerler mesela. Bu bize sonrasındaki hayatın daha olduğuna inandıklarını gösterir. Toplumların nesnellikleri  yanında inanç biçimlerinide anlayabileceğimiz ayrı ayrı kanıtlardım esasında. Ölüm sadece gömmek ya da yakmak değildir. Ölümle birlikte tutulan yas, bu yas tutulurken yapılan rütieller ve bunun gibi birçok şey daha. Mezarlar, cenazeler, ölümle yaşam arasında bağ kurulduğun yerdir. İnsanın kaybolmiyacağına olan inançını besler ve doyurur. Belkide yaşamda olmanın bir amacı olduğu dürtüsünü besler. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.