Ölüm Sadece Bir Kez Gelir

Ölüm Sadece Bir Kez Gelir

İnsan çoğu zaman bütün kalbiyle güveniyormuş sevdiklerine . Herşeyini paylaşmak dediğimiz; derdini, neşesini, sıkıntısını içindeki mutluluk arayışını. 

O haklıydı. O kadar mutsuz ve devrilmişti ki, Elif ’in yaşadıkları ona çerez gibi geliyordu. Onun yaşadıklarının yanında Elif’in derdi neydi ki! Yaşadığı duruma bak, içinde bulunduğu duruma bak. Kimsesiz, mutsuz, yapayalnızdı. 

Ama insanlar hep kendi seçimlerinin sonuçlarını yaşardı. Bu yaşam şekli artık onun tercihi olmuştu.
 Elif artık onun kim olduğunu bilmiyor ve ne yaptığını anlayamıyordu. Belki de açık kollayan, fırsatı geldiğinde intikam almayı planlayan küçük bir dünyanın insanıydı. Diğer taraftan bakınca, Elif’in çantası, Elif’in evi, Elif’in marka merakı, Elif’in mutsuzluğu ve bu kadar konfor arasındaki şımarıklığı artık çekilmez olmuştu. Elif sadece marka, sadece maddiyattı onlar için ve bunu Elif’e çok net gösteriyorlardı. 

Kendilerinin yaşadığı merakı başkasında görmek onlara iyi gelmişti. Böylece kendisinin dışında konuşacak, tartışacak başka bir konu oluşmuştu. Elif herkese kendi dertlerini unutturmuştu. Kiminin yalnızlığı, kiminin parasızlığı, kiminin sağlıksızlığı… 

Elif her derde deva olmuştu. 

Garip bir sinerji vardı aralarında, Elif’in hiçbir zaman anlayamadığı ve yalnız kalmak pahasına içinde olmayı reddedeceği karmaşık kadınsal davranışlardı. Maskülen görünenlerin bile içinin boş olduğunu görüyor ve susuyordu. Çünkü Elif kimsenin zekasıyla dalga geçmiyor, sadece kendi kendine ve kendi kadim zekalarına ihanet eden insanları anlamaya çalışıyordu. 
“Benim zekamla dalga geçilmesine izin vermem” dedi kadın. Aslında o sırada konuşma esnasında Elif’e söylüyordu bunu. İma ediyordu. Açıkça söyleyemiyordu ama gerçek amacı Elif’i rahatsız edip, huzursuz etmekti. Elif; telefonun karşı tarafında pişkin ve arsızca gülümsüyordu. Beklediği herşey tek tek gerçekleşiyordu. Hiç şaşkın değildi, üzgün hiç değildi, zamanında uyarılmıştı başına gelebileceklerle ilgili olarak. Ayrıca Elif masum bile değildi. Masumiyet çocuklara has bir durumdu, kim masumdu ki? 
Herkesin namus anlayışı da, masumiyet anlayışı da, ahlak anlayışı da birbirinden farklı. 

Namusu kadınlar başta olmak üzere iki bacak arasından çıkaramadığı sürece, kızlarınız “ fahişe” oğullarınız da “ erkek “ olarak yaşamaya devam edecek. 

Namus denilen şey, yatmak, sevişmek, öpüşmek, el ele tutuşmak değil. Namus denilen şey bir kelime. Namus, itibar, onur, pişkinlik, bunların hepsi birer kelime. 

Öyleyse, alınan borçların verilmemesi, dolandırıcılık, dost görünüp düşmanlık yapmak, ima etmek, para için dost satmak vs. daha çok örnek sayabilirim. Ama hayır! 

Çoğu kadın için bacak arasında yaşamak erkeklerden daha mühim. Çünkü bunu savunursa namuslu olacak, erkekler için tercih sebebi olacak. Seçilmiş olacak. 

Kaç kadın bir çok sevgilisi olduğunu söyleyebilme cesaretine sahip? 

Hiç kadın. Evet, hiç kadın. Çünkü kadın kendi kendini “ hiç “ ettiği sürece hep “ seçilen, beğenilen, tercih edilen “ olarak kalacak. 

Seçen, beğenen, tercih eden olmak bu kafalar içinde yaşayan zihniyet için hep imkansız olarak kalacak. 
Elif mi? Elif gülümsedi, içinden şuh bir kahkaha attı. Sonra telefondaki çirkin, peşkeş çeken, iyi kalpli! meleğine bir mektup yazdı. 

“ Yazıklar Olsun Sana. İçimi açtığım, her üzüntümü, derdimi paylaştığım, aileme karıştırdığım, çocuklarımı koklattığım bana da yazıklar olsun.” 
“Ama sana o silahların hepsini ben kuşattım. Suç sende değil, bende. Beni hiç yapmana izin verdiğim için, omzunda ağladığım için, ben en çok kendime kızgınım, sana değil. Çünkü sen adalet simgesiydin benim için, elindeki meşaleyi gökyüzüne dikmiş, sırtımda hissettiğim güçtün sen. 

Sakın üzülme seni artık gerçekten gördüğüm için, içindeki kinle senelerce nasıl yaşadın sen söylesene bana? Nasıl oldu da o maskeni düşürmeden yaşayabildin? Hep söyledim sana ama, hatırla!. Sen tiyatrocu olsaymışsın, gişe rekorları kırarmışsın. Yazıklar Olsun Sana. Seninle gözyaşı döktüğüm gecelere, mutsuzluğuna ağladığıma, senin için hayır duaları edip, anama artık huzur bulman için ettirdiğim dualara, kıldırdığım namazlara. 

Bu kadarmış işte, bu hayat gerçekten bu kadarmış.
Hiç mi utanmadın karşındaki insan seninle derdini paylaştığında seninle paylaştığı herşeyi ona silah olarak doğrulttuğunda hiç mi için sızlamadı?  Seninle yatağını paylaşan insana bunları yaparken “ ben nankörüm “ diye uykusuz kaldın mı? Yoksa tüm pişkinliğinle evinde rahat rahat uyudun mu?

İçin mi? Sızlamaz. Çünkü sen, annesinin bile ölümüne sebep olmuş olan sen! , Öyleydi değil mi? Sen omzumda hüngür hüngür ağlarken, seni teskin eden bana, söylediğin şey aslında “senin ananın da ölümüne sebep olurum” du değilmi? Beni tehdit ediyor, korkutmaya çalışıyordun. Bense sana içten içe, senin ve yakın dostunun tabiriyle “pişkin” pişkin sırıtıyordum. 
Tehditler, aşağılamalar, korkutmalar, eski sevgiliyi ve diğer herkesi ele geçirebilmen zor olmadı. Ben sana herkesi altın tepside sundum, onlar da sana itaat ettiler. Birlikten güç doğdu. Hayır birlikten nankörlük doğdu. Herşeyin çıban başı olan sen yüzünden, sen bile artık kendini gördün. Neler yapabileceğini, insanları ne hale getirebileceğini ve kendinin de ne hale gelebileceğini gördün. 

Gördüm ki; yalan bir cennette yaşamaktansa kendi cehennemimde kavrulmayı tercih edermişim. Senin beni başkalarının gözünde bir yere koymuş olman mühim değildi, senin tatlı dilin ve sözde iyi niyetinin altında, asıl başkalarının senin kim olduğunu ve neler yapabileceğini(zi) ve ne kadar tehlikeli biri olduğunu görmeleri benim için önemliydi. Ben burada bir araçtım sadece. Seni ve hayatımızdaki insanların seni görmesi için ben bir araçtım. 

Sen;

Hayatımda bahtsız bir anı, nankör bir insan olarak kalacaksın. “

Elif yazıyı tekrar okudu. Ona birisi böyle birşey yazsaydı çok üzülürdüm diye düşündü. Sonra bir iç çekti. 

 Hayat yaşamaya değer diye düşünüp mektubunu gönderdi. Ne Elif artık eskisi gibiydi ne de artık üzüldüğü birşey kalmıştı. Anladığı tek şey şuydu, eğer birisine iyi olacak ve iyilik yapacaksan bu yakının olmayacak. Ailesine kimseyi gizlice sızdırmayacaktı. Ve kimseyi çocuklarından ve kendinden çok sevmeyeceksin. Seni sevdiğini söyleyenlerin de senden bir menfaati olabilir mi ona bakacağım diye düşündü. 
Ölüm sadece bir kez gelir, o da verdiğin değeri, açtığın yüreği, hesapsızlığını görmeyenleri içinde öldürdüğün zaman. 

Elif için artık her şey ve hepsi geçmişte kalmış, o ise onu yürekten sevenlerle yepyeni bir hayata yelken açmıştı. Daha güvenli, daha mutlu daha emin… 

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Yorum Yazın
  1. Eğer bir insan sırtına sahip çıkabilme iradesine sahip ise insani erdemlik olarak nitelendirdiğimiz diğer kavramlar kendiliğinden zuhur bulur. Bacak arası deyip geçmemek gerekiyor ölüm bi kere gelir iyilikleri ve kotulukleri kendisiyle alıp götürür.

  2. Kimse bir diğeri elini sırtından çekti diye ne ölür ne de yolda kalır. Kısacası kimseye bir şey olmaz. İnsani erdemden kastınız nedir anlayamadım. Ama yorumunuz için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları