Ölmüş Dostlarıma Mektuplar/ Zihniyetlerin Üretimi

“İnsanın ölüm saati geldi mi toprak çekermiş” diyordu bizim yaşlılar… Genel yaş ortalaması 65′ in üstünde olan eskilerimiz, gündelik konuşmalarının eni sonunu, hep ölüme bağlarlardı. Yaş ilerleyince, insan istese de istemese de ölümü pek bir hatırlar hale dönüşüyor!

Hayat öylesine bir sarmala girdi ki, sarmalın nasıl bir sarmal olduğu konusunda hiç birimizin net bir bilgisi yok. Sonu, geçmiş zamanlı cümlelerle dolu yorumlarımızla renkleniyor. Haddimize düşmeyen, sadece yapmamız gereken görevlerimiz nedeniyle.

Basit cevapları olan sorunlara, çok karmaşık cevaplar veriyor, kendimizi önemli hissetmemize ve saygınlık duyulası biri olduğumuza inanmak için…

Hayat hep böyle değil miydi sevgili dostum. O günlerde de bugünleri tahmin etmeye çalışıyor ama bilmeden yorumlar yapıyorduk. Kim, nereden bilebilirdi ki Covit- 19 virüsü çıkacağını. Pandemi yaşayacağımızı. Nedenle, bugünlerde ölüm, istatistiksel verilerin ekseninde yer almaya başladı. Anksiyetemiz (1) neredeyse tavan yaptı! Hayatlarımıza yeni bir yaşam tarzı verme zorunluluğu kaçınılmaz durumda.

İşin şaka gibi yönünü bir bilsen ya çok gülersin ya da okkalı bir küfürle eleştirilere başlarsın. Birincisi sokakta sigara içmek yasak! İkincisi ise alkol satışında kısıtlama…

Bu iki yasak, pandemi sürecinde önemli bir tedbir olarak önümüze kondu. Saf taklidi yaparak, gösterilen çabayı alkışlamamak imkânsız. Hatta, bu kararı vermek için profesör olmak da gerekliymiş! Zihniyet meselesi olmadığını da böylece anladık şubat öncesi. Tam bir mutlu aile tablosu.

Bu arada, burasının Türkiye olduğu unutularak öyle kararlar alınıyor ki, ayakkabı boyacısının Yalova Kaymakamına söylediği o meşhur söz hep unutuluyor. Yedi düvel, bu milletin kodları ve ayarları ile oynanmayacağını kuyruğunu apış arasına sıkıştıran bir köpek gibi öğrendi. Bugün de o yedi düvel ve işbirlikçileri, bir şekilde bunu öğreneceği aşikâr. Ye, iç bak rahatına. Karışanın yok, soranın yok! Değil mi?

1983’ den bu yana bu ülkede yaşananlara tanıklık ediyoruz. Kimin ne olduğu ve olayların nasıl geliştiğini hep gördük… Evet sevgili Hakan! Durumlar öyle iç açıcı değil. Bozuk bir akort’ tan tınıların kakofonisini dinliyor, kıt olan müzik zevkimizde hepten yitiyor.

Bakalım yarın bizleri ne bekliyor? Kemer sıkma politikaları, acı reçeteler dönemlerini yaşadığım bu ülkede 50 yıl boyunca gördüm. Evet Hakancığım! Yaş 60’ lara doğru gidiyor. Ölümün kapımı ne zaman çalacağını bilmiyorum ama yaşayan bir ceset haline dönüştüğümüzü söylemekten imtina etmiyorum. Beceriksizliğin para ettiği ülkemizde, biz bir bok bilmiyormuş gibi gözümüzün içine bakıla bakıla, maviye, pembe demek zorunda kaldık.

O tarafta durumlar nasıl? Buradan daha iyi ise hemen gelebilirim. Cehennem bile, buradan daha iyi olsa gerek! En azından yaşam mücadelesi yok. Eziyet ve korku yok. Çıtır bir şekilde yanıyor, şafak dolduruyorsun misali. Bir ara bana telefon edersen sevinirim Hakan. Unutmadan, Erol’ a da selam söyle. Sizlerle içmeyi ne kadar çok özledim anlatamam. Hep birlikte içtiğimiz günler aklımdan çıkmıyor. Ne güzel de içer, sarhoş olurduk.

Kalbimde olduğunuzu unutmayın. Hayallerimde sizlerle yaşıyorum.

Ankara, 13 Aralık 2020

(1)https://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/25/yaygin-anksiyete-bozuklugu

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.