Neden Düze Çıkamıyoruz?

ekonmi ve finans türk bayrağı illustrasyon

Şöyle bir bakıyorum da günlerimizi ve zamanımızı boş işlerle harcayarak geçiriyoruz.

Muhalefet cenahı da iktidar tarafı da daha rasyonel bir siyaset izleyeceklerine, ülkenin kamburu olmuş sorunları çözeceklerine, birbirleriyle ağız dalaşını tercih etmekteler.

Ne denirse densin…

Türkiye’de ekonomik bir daralma var.

Bunu görmemek için…

Ya çarşı pazara çıkmamak lâzım ya da gözlerinize perde çekmek lâzım.

Esnaf şikâyet ediyor…

Ticarette bir sıkışma var ki…

Ticaret erbabları veryansın etmekte…

Hırgür siyasetiyle bizler nasıl daha “ileri demokrasi” ülkesi olacağız?

Böyle birbirimizi yaralayıcı söylevlerle, bizler nasıl en iyi 10 ekonomi arasında olacağız?

Şurası bir gerçek:

Türkiye Cumhuriyeti olarak hâlâ “gelişmekte olan ülke” kategorisindeyiz.

Doğru düzgün gelişmiş ülkelerle yarışabileceğimiz “markalarımız” yok.

Yine, dünya pazarlarıyla “rekabet” edebilecek üretim konseptimiz yok.

Bu bağlamda…

Yükte ağır pahada hafif bir üretim modelimiz var; bu modelle ne zenginleşmemiz ne de müreffeh bir toplum tesis etmemiz olanaklıdır.

Hayıflanır dururuz: Neden, bizler de 20.000-30.000 $(dolar) civarlarında gelire sahip olamıyoruz diye?!

Neden, bizler de şu kısacık ömürde “insan onuruna yaraşır” bir yaşam sürdüremiyoruz diye düşünür dururuz!

Her şeyden önce…

Zihniyetimizi değiştirmeliyiz.

Birbirimizle kavga ederek, birbirimizi yaftalayarak, birbirimizi düşman ilan ederek, o çok istediğimiz yüksek medeniyet hedefine ulaşamayız.

Artık, adam akıllı ekonomik yaşamda da siyasal yaşamda da, dönüşümleri gerçekleştirmeliyiz.

Bugün imrendiğimiz ülkeler, sanayi toplumu üstü bir yaşam ve üretim aşamasındalar…

Ama, biz ne yazık ki hâlâ gelişmekte olan/gelişen toplum özelliğimizden ötürü ve bu toplumun karakteristik özelliklerinden sıyrılamadığımız için, Endüstri toplumu olmaya devam ediyoruz.

Hemen hemen herkes düşünmüştür… Bu Çin mucizesi ve Güney Kore mucizesi nasıl tesis edildi diye…

Bunun cevabını, yeniçağ gazetesi yazarı Sayın Esfender Korkmaz’ın yazısında bulabilmekteyiz…

Öyle ki Türkiye, 1982’li yıllara kadar Güney Kore’den daha gelişmiş bir ülkeymiş. 1980 yılında, Türkiye’de fert başına düşen GSYH 2261 dolarmış. Bunun yanında Güney Kore’de ise 1711dolarmış. 2018 yılı itibariyle Güney Kore’de kişi başına düşen GSYH 30060 dolar iken, Türkiye’de 9632 dolarmış.

1957 yılında bağımsızlığa kavuşan ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Malezya’da, 1990 yılında kişi başına düşen GSYH 2300 dolarmış. Türkiye’de ise 2981 dolarmış. 2018 yılı itibariyle Malezya’nın fert başına GSYH’sı 11400 dolarmış, yani bizden yine yüksek.

İşte manzara bu… Hâlâ gelişmekte olan ülke konumumuzla “yabancı sermaye” ülkemize gelse de bizler de zenginleşsek diye bekleşiyoruz!

Aynen, Avrupa Birliğine girdiğimizde, emek mobilitesinin sağlanacağını düşündüğümüz gibi… Aynen, Avrupa Birliği ülkelerinin kapılarının biz Türklere açılacağını düşündüğümüz gibi…

Bunun böyle gidemeyeceği belli.

El parası ile zenginleşmek, el parası ile refah toplumu olmak, ancak bu el parasının rızasına ve insafına kalmıştır.

Zaten bu el parası da ülkemize, paradan “para” kazanmak maksadıyla geldiğinden, borsalarda paralarına para kattıklarından…

Yine, faiz ve dolar üzerinden paralarını katladıklarından, bu yabancı sermayenin bizim yaramıza “merhem” olma gibi bir niteliği de olamaz.

Örgütlü toplum olacağız. Gerçekten de demokrasimizin gelişmiş olması, hukuk sistemimizin “güven” vermesi, o çok istemediğimiz yabancı sermaye girişleri açısından da hayati önem arz etmektedir.

Sivil toplum kuruluşlarımızın, yine emekçi örgütlerin hak arayışlarında etkin olması, hanehalklarının refahı bağlamında çok önemlidir.

NOT: Makalemdeki makroekonomik veriler, Sayın Esfender Korkmaz’ın 24.09.219 tarihli makalesinden iktibas edilmiştir.

Rapor Et

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

İlk YazımBlog Yazarı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları