in ,

Müziğin İçinde Kaybolmak

kafasına müzik kaseti koyan adam

Arkada çalan The Weather – Daniel Docherty. Burada bir şeyler yazmak için önce kaybolmam gerekiyor çünkü. Kulaklığımı son ses açıp önce biraz şarkıda hoşuma giden saniyeyi bekliyorum. Kulağıma gelenin kalbime inmesini beklemeyi öğrendim küçükken. Duyduğumun içime işlemesini öğrendim. Ne duyarsam, kalbimden yorumlamayı, gönülden duymayı… İsmim bu yüzden ağır geliyormuş bana meğerse. Babaannemin adı. Eski adların bir ağırlığı vardır diye düşünüp bu zamana kadar tüm sorumluluğu bu durumun üstüne atmış olabilirim. Şuan farkediyorum.

Arkada çalan Woman – Mumford and Son. Kafamdaki düşünce değişti. Yine kalbimden geçenleri düşünüyorum. Çünkü müzikten çıkan sesler yine bedenimde. Nasıl oluyor da dualizmi benimserken beynimle bedenimi bu kadar bir hissedibiliyorum? İnsan büyüdükçe monist mi oluyor? Daha gerçekçi? Hayır, yetişkinler kaygılı insanlardır. Başarısızlık korkutur. Bir şeyleri yanlış yapma fikriyle bir şeyleri yanlış yapmak her şeyi batırabilir çünkü. Mesela, ne acı ki resim yeteneğini geliştirmemiş bir yetişkinden resim yapması istendiğinde çok kaygılanır. Kusuru silemeyeceğini, sonucunda eserinin saçma olacağını hemen en baştan düşünür. Baştan hayal kırıklığına uğramaya şartlanır ki çıkan sonuç ne olursa olsun “Biliyordum.” der. Sonuç kötüdür.

Arkada çalan Blind in the Fray – The Last Revel. Dalga dalga nasıl yayılabilir kafamın içindekiler bilmiyorum. Kafamın içi sürekli melankolik ve aynı zamanda iyi hissettiren müzik istiyor. Bir hikayenin içinde yaşamamı istiyormuş gibi. Sanki sürekli bir yerlere gitmemi isteyen; gidemedikçe “Otur o zaman, ben hallediyorum.” diyen bir beynim var. O kadar başka hayatların içinde kendim yaşıyormuşum gibi hissediyorum ki, korkuyorum bazen. Bu ruh halim hep vardı. Kafamın içini aşkla dolduran bendim. İzin veren, cesaretli olan ve özgüvenli. Müziğin içinde özgüvenim nasıl yüksek, bi’ görsen!

Arkada çalan Truth – Alexander. Sevdiğim sözleri dövme yaptırmak gibi bir hayalim var. Kitap okumayı seviyorum. Kitap mı olmak istiyorum? Bu fikre bayıldım! Beni etkileyen, anlamlı gelen her şeyin hastasıyım. Bu şarkının da Alexander’ın kendini İsa olarak gösterdiği klibinde bir sahne var, bizim oğlan dans ediyor, serseri! 🙂 İzlesen çok seversin. O dans ederken söylediği muhteşem anlamlı sözleri kendi üstüme yazdırdım. Böylelikle ilk lyric dövmemi yaptırmış oldum. Bak şimdi o nakarat çalıyor: “Sadece seviyorum. Sevmeyi seviyorum. Sadece sevmek istiyorum, sevmek istiyorum, sevmek istiyorum. Sevmeyi denemeyi seviyorum.” diye giden acayip anlamlı bir dövme değil mi? İşte bu anlamsızlığın içinde kaybolmaya bayılıyorum. Sevgili Alexander’a kocaman öpücükler benden!

Arkada çalan Love is Colder than Death – The Virgins. Spotify’da albümümden çalıyor, karışık şekilde. Hepsinin bir anısı ve kişisi var. Anılara saygı duyar mısın? Benim çok değerli anılarım var kafamda. Sakladığım, anlattığım, hala hissettiğim, Aman Allah’ım çok sevdiğim anılar! Neyse ki bana ait. Baksana, gülümsetti beni. Halbuki bu şarkıyı birkaç haftadır dinliyorum sadece. Bu şarkıyla çok farklı şeyler hissedebiliyorken, şimdi alıp beni eskiye götürmesi şaşırtıcı bir serbest çağrışım işi. Eskiden olduğu gibi, nöronlarımın romantik aşık gibi dans etmesini hatırladım herhalde. Bi’ dakka, bu şarkılar yazı yazarken çok hızlı bitiyor. Duyduğumu önce hissedip, bedenimde bulup yazıya dökmek biraz farklıymış. Şarkı bitti. Bi’ dinlesen ya! Çok güzel bitiyor.

Ama son altı aydır en sevdiğim ne biliyor musun? Şuan çalıyor. Bu şarkıda sana uymayan hiçbir söz yok. The Holy Thing – Daniel Docherty. 

G.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.