Mezopotamya Suları Mı Daha Ağırdır, Zaman mı?

Başlığın büyüsüne kapılarak, aktif hale getirdiğiniz biletinizin tek koşulu: Sosyolojik hayal gücünüzü aktif hale getirmenizdir. Koltuklarınıza yaslanın ve lütfen gösterimiz sırasında hayal gücünüzü bastıracak her şeyi uçak moduna alın.

Unutmak ve unutulmak bırakılan izlerin derinliğiyle ilgili. Zaman makinesi icat edilmemiş olsa bile zamanda geriyi görebilmek sizin içinizde; Eğer yazımı gece okuyorsanız Ay’a bakın. Ay’ı şuan gördüğünüz hali , onun yaklaşık bir buçuk saniye önceki hali. Ya da gündüz okuyorsanız, Güneşe bakmaya çalışın bu da Güneş’in size sunduğu halinin yaklaşık sekiz dakika önceki hali. Bu yüzden geçmiş, şuan ve gelecek nerede durduğunuz ve nereden baktığınızla ilgili….

Konu tarih ve tarihe adını kazımaksa, evet unutmak ve unutulmak bırakılan izlerin derinliğiyle ilgili ama ya izler çok derin olsa da onu yok edenler ondan da derinse? Gelin bu yazımızda derinliklere, yok edilişin öncesine uzanarak Mezopotamya topraklarına yolculuğumuza Sümerler ile başlayalım.

Başlangıçta var olan ilkel sular (Namnu) ; gökyüzü tanrısı, An  ve yeryüzü tanrıçası, Ki’yi oluşturdu.

Gökyüzü tanrısı ve yeryüzü tanrıçası evreni (AN+Kİ) oluşturmak üzere birleşerek kozmik bir dağ meydana getirdiler.

Onların birliği evreni oluşturdu, birlikte ise çocukları hava tanrısı Enlil’i  yarattılar.  Bu birliğin ayrılması gerekiyordu ki  aradaki boşlukta Dünya meydana gelebilsin.

Hava Tanrısı Enlil,  annesi yeryüzü tanrıçası Ki’yi, babası gökyüzü tanrısı An’dan ayırarak,kozmik dağın tepesi ile gökyüzünü, tabanı ile  yeryüzünü, aradaki boşluk ile de Dünya’nın oluşmasını sağladı.

Başlangıçta var olan ilkel suların oğlu; Erkek üretkenliğin tanrısı ve yeryüzü yasalarının koruyucusu olan Enki,  ilksel denizden Dicle ve Fırat’ı şekillendirdi, şehirler kurup, hayvanlarla bitkileri evcilleştirdi ve bataklık sularını balıklarla doldurdu. Böylece tanrılarla tanrıçalar evlendi ve  tarım yapmaya başladılar fakat bu iş zordu ve zorluğu  her gün şikayet etmelerine neden oluyordu. 

Başlangıçta var olan ilkel sular, oğluna  tanrıların hizmetinde çalışması için insanları yaratmasını önerdi. Bu öneriye karşılık Enki , annesinin sağladığı bataklıklardan kil alarak onlara insan şeklini verdi. Böylece insanlar yaratıldı ve işe koyuldu…

Sümer Yaratılış mitosuna göre bu insanlar kilden, tanrılarına hizmet etmek için Mezopotamya’nın aşağı yarısına, kabaca günümüz Irak’ının, Bağdat’ın kuzeyinden Basra Körfezi’ne kadar olan bölümüne yaratıldılar. 

Bu bölgenin gelişimini daha iyi kavramak için bölge şartlarını açıklamak gerekirse . lklimi aşın sıcak ve kurudur; toprağı kendi başına bırakıldığında kıraç, rüzgara açık ve verimsizdir. Düz arazi ırmaklar tarafından oluşturulmuştur; bu nedenle ne­redeyse hiç maden yoktur ve taş çok azdır. Bataklıklardaki kocaman sazlıklar bir yana bırakılacak olursa, hiç kerestelik ağaç bulunmaz. 

Ne var ki, buraya yerleşen insanlar, MÖ üçüncü bin yılda bilindikleri adıyla Sümerler, olağandışı bir zekaya ve girişimci bir ruha sahipti. Ülkenin doğal dezavantajlarına karşın bu insanlar Sümer’i gerçek bir Cennet Bahçesi’ne çevirmişler ve büyük olasılıkla insanlık tarihindeki ilk yüksek kültürü geliştirmişlerdi.

Daha ilk yerleşenler bile sulama fikrini akıl etmiş, bu da Dicle ve Fırat ırmaklarının zengin alüvyon taşkınlarını toparlayıp kanallara akıtmalarını ve tarlalarıyla bahçelerini sulayarak verimli hale getir­ melerini sağlamıştı. 

Sulama, topluluğun çabasını ve örgütlenmesini gerektiren karmaşık bir süreç­tir. Kanalların kazılması ve sürekli olarak onarılması gerekir. Su, il­gili herkes arasında adil olarak bölüştürülmelidir. Bunun güvence al­tına alınması için tek tek toprak sahiplerinden, hatta tek bir topluluk­tan daha güçlü bir iktidarın olması zorunluydu. Hükümet kurumları­nın ve Sümer devletinin ortaya çıkışının nedeni buydu.

Sulanan top­rak verimli olduğundan Sümer büyük bir tahıl fazlası üretiyordu; bu fazlalık hesap ve ticareet yapmalarına olanak sağladı. Bu hem maden ve kereste gibi az ya da hiç bulunmayan ürünleri almasını sağladı hem de yazıyı geliştirip,hesap taşları (calculi) oluşturmalarını sağladı. 

Maden ve taş kıtlığına karşı ek bir çare olarak, he­men hemen hiç tükenmeyen ırmak kilini ve çamurunu orak, çömlek, levha ve kavanoz haline getirerek fırınlamasını öğrenmişlerdi.

Çok az bulunan inşaat kerestesinin yerine, geniş ve bol bataklık sazlıklarını kesip kurutmuşlar, bunları demetler halinde bağlayarak ya da hasır biçiminde örerek, çamur sıvasının yardımıyla kulübeler ve hayvan barınakları yapmışlardı. Sümerler daha sonra, her yerde bol bol bu­lunan ırmak kilini şekillendirmek ve fırında pişirmek için tuğla kalıbını icat etti ve böylece inşaat malzemesi sorunları kalmadı.

Sümer ülkesi çağdaş uygarlığın daha birçok önemli özelliğinin doğuşuna tanıklık etmiştir. Felsefeci olsun öğretmen olsun, tarihçi olsun şair olsun, hukukçu olsun reformcu olsun, devlet adamı olsun siyasetçi olsun, mimar olsun heykeltıraş olsun, olasıdır ki günümüz insanı ilk örneğini ve meslektaşını eski Sümer’de bulacaktır.

Sümerlerde üç ayrı kültür dönemi görülmüştür:

1. Uruk

-Adını bulunduğu bölgeden alır.

-Mezopotamya’da ortaya çıkan kültür evrelerinin en önemlisidir.

-Sosyal,ekonomik,ticari, poltika ve teknoloji alanında birçok yenilik yapılmıştır.

2. Cemdet- Nasr (MÖ 3100-2900)

-Diğerlerine nazaran kısa bir dönemdir

-Önemli değişimler yaşanmamıştır.

3.Erken Hanedanlar Dönemi (MÖ 2900-2350)

-Akadlılar hakimiyeti ele geçirinceye kadar sürdü.

-Sümerler bu dönemde Güney mezopotamya’ da bulunun her biri diğerinden bağımsız güçlü ve ayrı kralları olan kentler  halinde yaşadı.

Kuzeyden güneye en önemli krallıkları:

Sippar, Kiş, İşin, Nippur, Adab, Zabalam, Şuruppak, Umma, Girsu, Lagaş, Badtibira, Uruk, Larsa, Ur, Eridu

* Her kentin en belirgin özelliği, yüksek bir tepeye oturtulmuş ana tapınaktı; giderek devasa bir basamaklı kule, yani ziggurat haline gelen tapınak, Sümer’in din­sel mimariye yaptığı en karakteristik katkı olmuştur.

 *Tapınak genel­likle, uzun kenarlarında rahiplerin kullanımına ayrılmış odaların sıralandığı dikdörtgen yapılı merkezi bir ibadet yeri, yani kutsal emanet odasından oluşuyordu. Kutsal emanet odasında tanrı heykeli için bir niş bulunuyor, bunun karşısındaysa balçıktan yapılmış bir sunak masası yer alıyordu. Tapınak büyük ölçüde balçıktan yapılıyor­du; bu malzeme dokusu ve rengi bakımından pek çekici olmadığın­dan, Sümerli mimarlar duvarları, düzenli aralıklarla yapılan girinti ve çıkıntılarla güzelleştiriyordu. zigzag, baklava ve üçgen biçimli de­senlerle kaplıyor. Kutsal mekanın iç duvarları bazen insan ve hayvan figürlerinden ya da çok çeşitli geometrik motiflerden oluşan fresklerle süsleniyordu.

* Bütün kent, dünyanın yaratıldığı gün verildiği asıl tanrısına aitti. Ne var ki, uygulamada ta­pınak toprağın yalnızca bir bölümüne sahipti ve  kirala­nıyordu; toprağın geri kalanı tek tek yurttaşların mülkiyetindeydi

* Kentin bütününü ilgilendiren yaşamsal önemde kararlar alınacağı zaman  özgür yurttaşlar, “yaşlılar” adıyla bir üst meclis ve “erkekler” adıyla bir alt meclisten oluşan iki meclisli bir kongrede bir araya geliyordu.

*Kölelik, kabul edilmiş bir kurumdu ve tapınakların, sarayların ve zengin yurtaşların kendi çıkarları için sömürdükleri köleleri vardı. Kölelerin çoğu savaş tutsaklarıydı, ama bunların mutlaka yabancı ol­ması gerekmiyordu. Özgür insanlar da belirli suçların cezası olarak köleleştirilebilirdi. Sıkışıklık zamanlarında ebeveynler çocuk­larını köle olarak satabilir ya da bir insan borcunu ödemek için bütün ailesini alacaklısına teslim edebilirdi, ama bu üç yıldan fazla bir süre için olamazdı.

*Köle, başka herhangi bir eşya gibi sahibinin malıydı. Dağlanarak damgalanabilir, dövülebilir ve kaçmaya kalkışırsa sert ce­zalara çarptırılabilirdi. Öte yandan kölesinin güçlü ve sağlıklı kalma­sı köle sahibinin çıkarınaydı; bu nedenle kölelere genellikle iyi davra­nılıyordu. Hatta kölelerin bazı yasal hakları bile vardı: lş ilişkilerine girebilir, para ödünç alabilir ve özgürlüklerini satın alabilirlerdi. Er­kek olsun kadın olsun, eğer bir köle özgür bir insanla evlenirse, ço­cuklar özgür olurdu. Kölenin satış fiyatı piyasaya ve söz konusu köle­ye göre değişirdi; yetişkin bir erkek için ortalama fiyat, bazen bir eşeğin fiyatından da düşük olan yirmi şekeldi.

*Bizim toplumumuzun olduğu gibi Sümer toplumunun temel biri­mi de üyeleri birbirine sevgi, saygı ve karşılıklı yükümlülüklerle ya­kından bağlı olan aileydi. Evlilik ebeveynler tarafından ayarlanıyor ve damat kayınpedere bir düğün armağanı sunduğu andan itibaren ni­şan yasal kabul ediliyordu. Nişan genellikle bir tablete yazılan sözleş­meyle tamamlanıyordu. Evlenme böylece pratik bir düzenleme haline
getirilmişken, evlilik öncesi kaçamak sevişmelerin hiç de bilinmeyen bir şey olmadığını gösteren bazı kanıtlar vardır.

*Kadının Sümer’de önemli yasal hakları vardı: Mülk sahibi olabilir, iş ilişkilerine girebi­lir ve tanık olarak kabul edilebilirdi. Fakat kocası onu görece hafif nedenlerle boşayabilirdi; eğer kadının çocuğu olmuyorsa ikinci bir kadınla evlenebilirdi.

*Çocuklar ebeveynlerinin mutlak otoritesi altın­daydı; ebeveynler çocuklarını mirastan yoksun bırakabilir, hatta köle olarak bile satabilirdi. Fakat olağan koşullarda çocuklarını çok sever­ler, ebeveynlerinin ölümünde bütün mülkleri çocuklara kalırdı. Ev­latlık edinilmesi alışılmadık bir şey değildi ve evlatlıklara da büyük bir özen ve şefkatle davranılırdı

SÜMER KRAL LİSTELERİ :

M.Ö 2 bin yılın başlarına ait listeleri listeleri bulunan bu kopyalarda Erken Hanedanlar Döneminden söz edilmektedir. Bu listelere göre:

-Tufandan önce:

Eridu, Badtibira, Larak, Sippar ve Şuruppak kentlerinde toplam sekiz kraldan söz edilir.

– Tufandan sonra:

Kiş,Uruk, Ur hanedanları vardır.

 KİŞ HANEDANLIĞI

Sel her yeri silip süpürdükten sonra krallık gökyüzünden indirildiği zaman krallık Kiş’teydi.

1. Mesilim:

  • En eski tarihi karakterlerden biridir.
  • Varlığı Kral listelerinden değil, arkeolojik kalıntılardan anlaşıldı.

2. Etena:

  • Listede 13.sıradadır. 
  • M.Ö. 3 bin başlarında egemen olmuştur.
  • Bütün ülkeleri istikrara kavuşturan kral olarak nitelendirilir.

3.Enmebaraggesi:

  • İlk kez Sümer-Elam kentleri arasında bir çekişme kayıtlara geçmiştir.

4. Agga(Aka):

  • Enmebaraggesi’nin oğludur.
  • Güney Mezopotamya’da egemenliği elinde tutan son kral olabilir.

URUK HANEDANLIĞI

1. Meskiaggaşer:

  • Kral listelerine göre Uruk Hanedanlığı kurucusudur.

2. Enmerkar:

  • Meskiaggaşer’in oğlu
  • Hazar Denizi yakınında bulunduğu tahmin edilen Aratta’ya ilk sefer.

*Listelerde Gılgamış, Dumuzi gibi mitik karakterler de Uruk Hanedanlığına mensup verilmiştir.

UR HANEDANLIĞI

1. Masannepadda:

  • Ur kentinin kurucusu 
  • Kral mezarı bulunmuştur bu mezarın içinde kurban edilen 74 kişinin bulunduğu bir mahiyet vardır. Ve bulunan ilk insan kurban ediliş örneğidir.

 LAGAŞ HANEDANLIĞI

1.Ur-Nanşe: 

  • Nereden geldiği ya da iktidarı nasıl ele geçirdiği bilinmiyor.
  • Bu kraldan bina inşaatlarının,kanal kazılarının,tanrı heykellerinin nasıl yapıldığını anlatan tabletler kalmıştır.

2.Eannatum:

  • Güney mezopotamya’nın en önemli kentleri (Ur,Uruk,Kubbabar) zapt ettiğini, Elam’a kadar sefer yaptığını ve sonunda Kiş kralı unvanını aldığını anlatan yazıtları vardır.

3. Lugalanda ve Barannamtarra:

  • Lugalanda baş rahibin oğlu
  • Barannamtarra ise Lugalanda’nın eşidir.
  • Geniş toprakları mülkiyetlerine geçirmişlerdir.
  • Er-mi: Kadının evi, Hükümdar karısı tarafından yönetilen bir yapıdır. Bu yapıda birçok ekonomik işlem ve yönetimsel karar alnımıştır.
  • Bu dönemde Urukagina isimli Lagaş’lı biri, devlete karşı isyan etmiştir. Ve insanlık tarihinin ilk reform metinlerini oluşturmuştur.

4. Urukagina: 

  • İlk reform metnini oluşturdu. Bu metne göre: Rahip ayrıcalıkları azaltılmış, ilk hukuk düzenlemeleri yapılmıştır.
  • İktidarı kısa süreli olmuştur.
  • Umma Kralı Lugalzaggesi,şehre saldırmış ve Uurukagina’yı tahtan indirip, kutsal yerleri yağmalamıştır.

**Urukagina,bu haksız günahın bedelinin, Lugalzaggesi’nin Tanrıçası Nidaba’dan alınmasını dilemiştir

5. Lugalzagesi:

  • Lugal Kalama (Krallar Kralı) unvanını,çok geniş toprakları ilk kez tek bir yönetim altında birleştirdiği için almıştır.
  • 25 yıllık hakimiyetinden sonra Kiş,Sargon tarafından yenilgiye uğratılmış böylece Sümer hakimiyeti yerini Akadlılara bırakmıştır.

KITLIK VE YOK OLUŞ

Sümerlerin geliştirdikleri sulama teknikleri,Sümeri geliştirken aynı zamanda çöküşüne de ortam hazırladı. Milattan önce iki bin başlarında toprak fazla sulamadan artık o kadar tuzlanmıştı ki toprak verimsizleşti,üretim düştü,Sümer çiftçileri kuzeye doğru göç etmek zorunda kaldı. Buğdaya göre tuza daha dayanıklı olan Arpanın üretimi yaygınlaştı ve biranın atası  Sümer topraklarında üretilir oldu. MÖ 1120′ ye gelindiğinde Amorit göçleri ve Elam saldırıları Sümer medeniyetlerin ortadan kalkmasına yol açtı.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.