Merhaba

Her gün geçtiğim o dar sokaktan geçiyordum. Etrafta rutubetini hissettiren evlerin, sert bakışlı insanların, boş çocuk parklarının ve kaldırımda oturan alkoliklerin bulunduğu o sokaktan geçiyordum. Hava soğuktu ve hafif hafif yağmur atıştırıyordu. Mizacına ve duruşuna hayran olduğum o beyaz tenli kız, karşımdan geliyordu. İşte oradaydı, tam karşımda. Yanıma doğru yaklaşırken içimdeki o kıpır kıpır heyecanın donuk yüzüme yansımaması için zihnimde büyük bir savaş veriyordum. Yaklaşıyordu ve daha da yaklaşıyordu. Tam yanıma vardığı esnada gülümseyerek; ‘Merhaba’ dedi. Zaman durmuştu ve artık yağmur yerine çiçek tohumları yağıyordu o an. Gülüşü, ufak bir çocuğun sevinç çığlıklarını andırıyordu. Kafamı çevirdim ve onun gözlerine baktım. Gözlerine sert ve donuk bakmış olmalıyım ki aniden ürkerek bütün mizacını bozdu. Ben de korkmuştum, bir merhaba diyerek onu daha çok inciteceğim için korkmuştum. Kafamı çevirip yoluma devam ettim. Yıllardır, tekrar o sokaktan geçemedim çünkü tekrar o beyaz tenli kadını ürkütmek istemiyordum. Benim çocukluğum sokaklarda geçti. Bilirsiniz, sokaklarda tehlikenin nereden çıkacağı belli olmaz. Dik dik bakmanız ve soğukkanlı olmanız gerekir. Aniden birkaç tane serseri sizi bıçaklamak isteyebilir ya da üzerinize bir oyun düzenleyebilirler. Bugün tüm cesaretimi topladım ve tekrar o sokaktan geçtim. Bu sefer gülümseyecek ve o güzel kadına ‘Merhaba’ diyecektim. Bunun için saatlerce prova yaptım. Artık oradaydım, o sokaktaydım ve yürüyordum. Yürüdüğüm esnada büyük bir kalabalığın yas tuttuğunu gördüm. Cenaze çadırını gördüğüm esnada kalbim sıkışmaya başladı ve ellerim delicesine titredi. ‘Acaba?’ diyordum, ‘Acaba’… Üzülmeyin, karşımdan geliyordu, o değilmiş. Onu gördüğüm zaman içim tekrardan sevinçle doldu. İnsan ne kadar garip değil mi? Birinin ölümü bile insana dolaylı olarak sevinç verebiliyor. Doğruyu söylemek gerekirse bu sevinç beni sonradan kendimden iğrendirmedi diyemeyeceğim. O güzel kadın yine yanımdan geçiyordu ve bu sefer ‘Merhaba’ demedi. Hatta suratıma bile bakmadı. Ben mi? Ben de suratına bile bakamadım. O kadar prova yaptım fakat sanki ağzıma bir kilit vurulmuş gibiydi. Yoluma devam ediyordum artık. Yürüyordum, yürüyordum ki arkamda kocaman iki ‘Merhaba’ işittim. Durdum ve arkama döndüm. Beyaz tenli güzel kadın bir başkasına ‘Merhaba’ diyordu ve uzun boylu yakışıklı genç ona karşılık vermişti. Onları izlemeye koyuldum. Birkaç dakika konuştular ve ayrılırken öpüştüler. Hafif bir tebessüm ettim ve sigara yaktım. Daha önce ‘Merhaba’ diyememenin pişmanlığı ve güzel kadının sonunda merhabasına karşılık  bulmasının sevinciyle yoluma devam ettim. Kendime de o an bir söz verdim; Bir gün o güzel kadına ‘Merhaba’ diyeceğim.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.