Moryggan

Sabah uyandığında yine mutsuzdu. Siyah çizgili pijaması ile banyoya gitti. Duş alacaktı ama kasabada sular kesilmişti. Bunu zaten biliyordu. Şikayet ede-ede yatağına gitti. Bir az uzandı. Sonra sordu kendisine :

Ben neden uyanmıştım?

Doktora gitmek için. Çok saçma doktora dün gittim.  Kafasına vura-vura “ah kafam ah” diyerek ağladı. Doktora bu gün gitmeliyim dün gitmedim sadece aklımda provasını yapıyordum nasıl unuttum. Annesinden kalan beyaz mavi çiçekli elbisesini giydi. Eskimiş kolları kırılmış düğmeleri onun umurunda bile değildi. Hava buz gibi ve bulutlu. Susarak yürüyordu kaldırımlı yolları kendisi ile bile konuşmuyordu. Kendisi bile bilmeden doktorun yanına gelmişti. Fazlasıyla erken gelmişti saati kafasına takmazdı. Gece gündüz onun için aynıydı. Özel gün hiç yoktu kendi içinde yaşlanmıştı daha 20li yaşlarında. Tam 3 saat doktorun gelmesini bekledi. Doktor onu yanına çağırdı. Emin olmak için sağa-sola baktı. Yavaş hastalıklı adımlarla doktorun odasına girdi. Karanlık, hafif ışıklandırılmış ve 2 sandalyeden başka bir şey yoktu. Korku filmi gibi ama değildi. Doktor hafif kalın ve kısık ses tonuyla konuşuyordu. İsmini bilmiyordu, sormaya da utanıyordu. Zaten unutacaktı. Çok sakin ve çocukça sordu: “İsminiz doktor, isminiz nedir?” Şaşırmış yüz ifadesiyle

Doktor : Dün sormuştun ya şaşırdım. Ümit benim ismim.

Moryggan: Ben dün buraya geldim mi?

Doktor: Unuttun demek tamam yeniden başlarız.

Moryggan ellerini dizlerinin üstüne koyarak sustu. Gözlerini gri tonlarındaki pofuduk halıya dikmişti. Rengini seçemiyordu. Halıyı her izlediğinde aklına bu soru gelir bir insan neden bu kadar güzel halıyı böyle bir yerde kullanır? belki de yumuşak ve beyaz olan her şeyden nefret ediyordur. Ya da çok sevdiği için yanından ayırmak istemiyordur içinden güldü (hahahaha)…

Doktor:

Moryggan orda mısın? Beni duyuyor musun?

Moryggan: Duyuyorum sizi.

Doktor: Neden burada olduğunu biliyor musun?

Moryggan: Ben deli değilim diye kendini savundu. Delilik onun için yaşam tarzıydı normalleşmişti.

Doktor: Çok garipsin Neden böylesin?

Moryggan: Bana her kes garip der nedenini ben de bilmiyorum. Bilseydim buraya gelmezdim. Peki ya neden garip farklı ve ya gizemli değil de sadece garip?

Doktor: Biliyor musun sen bu üç özelliği de kendinde birleştiriyorsun. Garipsin seni anlatmak istediğimde aklıma gelen ilk söz bu oldu. Bu seni sen eden bir özellik farkındaysan. İnsanı kendine çekiyorsun, ne bileyim tatlı da değilsin çirkinliği güzelleştiren bir yapın var. Kendi dünyanda mutlusun ve bu bir az kıskançlık yaratıyor. Kıskançlık gizli hayranlıktır. Neyse seni senden başka hiç kimse tanıyamaz.

Moryggan: Bu sevilmememin nedeni ola bilir mi?

Doktor: Belki, nasıl görmek istersen. Senden değişmeni istemeyeceğim. Bir az düşünmeni istiyorum. Her hangi bir konuda değil. Sadece kendin var, oluşunu sorgulamanı istiyorum. Yalnız kal ormana git. Seni en çok denize benzetiyorum. onun gibisin derin, dalgalı sakin, hırçın boğuluyorsun kendi sularında kurtulmak istiyorsun ama kendine zarar veriyorsun. Kendine gereksiz acı çektiriyorsun. Başkalarının senin hakkındaki fikirlerini benimsemişsin. Onlar gibi düşünüyorsun. Kendini unutmuşsun. Sen aslında deli değilsin. Sadece geçici depresyondasın. 

Moryggan:  Deli olmadığımı biliyordum. Ayağa kalkarak sağ olun diyerek koştu. Eve geldiğinde çok kötü bir manzara ile karşılaştı. Evi yanmıştı. Bir anda tüm sevinci gitmişti, ağlamıyordu. Yanmış evine girdi. Balkona koyduğu kaktüsünü ve  bodrum katında eski küplerde sakladığı parayı aldı. Köyde babasından kalan evi vardı. Oraya gitmeliydi. Çocukluğunu orada geçirmiş. Okumak için şehre taşınmıştı. Kendi çalıştığı parayla o evi ala bilmişti. Yanan sadece ev değildi. Onun gençliği ve yalnızlığıydı. Son kez tekrar doktorla vedalaştı. Doktor hiç bir şey söylemedi. Söyleyecek bir şey de yoktu. Moryggan arkasına döndü ve doktoru orada göremedi yüzüne soğuk su vurulmuş şekilde hastanede uyandı. Yangından kurtulmayı başarmıştı. Bu gün yaşananların hepsi rüyaymış. İki yıl önce doktorunu kendi elleriyle boğarak öldürdüğünü hatırladı. Deli raporu olduğu için tutuksuz yargılanmış ve akıl hastanesinden başarıyla kaçmıştı. Şimdi yapacağı tek şey köye gitmekti. 

Moryggan Trenle yolculuğu çok seviyordu. Pencereden izliyordu kendi dünyasını izler gibi. Köydeki evine geldi. İlk işi evi temizlemekti. yerleri süpürüp çamaşırları yıkadı. Kaktüsünü balkona koydu. Elektrik gitmişti. Mum almak için bakkala gitti. Adem bakkal onu tanımadı, o da tanıması için uğraşmadı. Eve geldiğinde karanlık çökmüştü. O da yorgundu uyumak için üst kata çıktı. Diğer günlerin aksine hemen uyudu. Gece saat 3 te uyandı su istiyordu. Alt kata indi mumu yaktı. Kapı tıkladı kimdi acaba tanıdığı birisi de yok, korku sardı içini . Kapıyı açmak istemedi Daha fazla ses geldi  açtı hiç kimse yoktu. Düştü aniden. Nefes alamıyordu. Ölmüştü…

Gelen ölüm değildi yalnızlıktı yeniden doldu içine kaldıramadı garip.Bu son ölümü değildi …

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın
  1. Herseyin karmakarisiklasmasi biranda son bulmasi…
    Şaşırtıcı. Belkide Ben küller arasında güller yetiştirmeye çalışmış bir hayalperestim diye bana öyle gelmistir.
    Selametle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.