Mavinin Üzerindeki Beyaz Çizgi

Kaynak belirtilmedi

Soğukluk hissi, kalbinin üst tarafından başlayıp bedenine yayılmaya başladığında neler olduğunu anlamlandırmaya çalışıyordu genç adam. Gözleri kendinin bile fark edebileceği bir yavaşlıkla bu ürpertici hissin geldiği yere doğru eğilmeye başladı. Neler olduğunu tahmin edebiliyordu ama bu gerçekleşmesini istemek konusunda kararsız olduğu bir olaydı. O, bu şekilde davranırken yanındaki arkadaşı sol kolundan tuttuğuyla bir yere yatırdı onu, çünkü daha fazla açıkta kalması durumu daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Oluşan bağrıltı ve gürültüler bir kulağından girip diğerinden çıkarken o, bunları algılayabilecek halde değildi. Artık bedeninin her bir zerresinin üşüdüğünü hissedebiliyordu ve bu his, zihninin tüm algısını kendine odaklamak konusunda oldukça bencildi. Arkadaşları gelip yeleğini çıkarmaya başlarken bile onlara tek kelime etmedi, gözleri gökyüzüne dikilmiş, çok uzaklardan geçen bir uçağın yarattığı beyaz çizgiyi izliyordu. Uçak, düz bir rotada ilerlerken genç, anılarının farkına varmaya başladı. İlk aklına gelen daha iki saat önce yaşadığı zamanlar oldu. Saat on buçuk sularına geldiğinde uzun zamandır yapmak istediği ama bir türlü cesaret edemediği bir şeyi yapabilmek için karakoldan çıkmıştı. Yapmak istediği şeyi, aslında neden istediğini, kendisi de bilmiyordu ama bir kere cesaret etmişti artık, yapacaktı… Telefonunu yanına alıp dışarı çıktığında aklındakini yapabilmek için yalnız kalması gerektiğini fark etti. Bu yüzden adımlarını yavaşlatıp kendisiyle dışarı çıkan arkadaşlarının arkasında kalmaya çalıştı. Onlar hızlı adımlarla ilerleyip gözden kaybolmaya başladıkları sırada nihayet, yalnız kaldığını düşünüyordu. Sevdiği kızın, aramasına yanıt vereceği konusunda emin değildi, hatta sevdiği kız tabiri, bile ona oldukça garip gelmişti, şuan. Gerçekten öyle miydi? O sevdiği kız mıydı? İnsan daha önce hiç yüz yüze gelmediği birisine, sevdiğim kişi diyebilir miydi? Dese bile bu, gerçek olur muydu? Boşverdi zihnindeki soruları ve eyleme geçti. Görüntülü arama başladığında bunu ilk kez yaptığından kalbi, delirmiş ve göğüs kafesini parçalamak istermiş gibi çarpıyordu ama ona hakim olmayı başardı. Buraya gelmeden önce aylarca konuşmuştu, kızla ama sadece sesli olarak. Arada bir gençliğin gazına gelip birbirlerine fotoğraf gönderseler de telefondan bile olsa yüz yüze hiç konuşmamışlardı. Mesafeler onları ne kadar birbirinden uzak tutsa da bir yandan da yakınlaştırmıştı. Ekrandaki yuvarlak dönmeye devam ederken nasıl birisiyle karşılaşacağını az çok tahmin edebiliyordu ama yine de heyecanlıydı. Fark etmeden yavaş yavaş bir iki adım daha attığı sırada gözü telefondan bir an bile olsa ayrılmadı ve nihayetinde beklediği yanıt geldi. Kaç defa fotoğrafını gördüğü ve aylardır konuştuğu kız, karşısındaydı. Kanlı canlı olmasa da onu, görüyordu en azından. Aslında beklediği gibi bir yüz görüyordu karşısında çünkü en azından birkaç defa da olsa fotoğrafını görmüştü. Kalbinin heyecanını bastırıp, “merhaba” demek istedi ama arka tarafından gelen sesler onu, bunu yapmaktan alıkoydu. Gürültülere başını çevirip neler olduğunu anlamaya çalıştığında, bağırışlar arasından “pusu yemişler” sözlerini duyabildi sadece. Artık yapacağı tek şeyin ne olduğunu çok iyi bildiğinden hiç tereddütsüz önüne dönüp, “tekrar arayacağım, şimdi gitmeliyim.” dedi ve telefonunu kapatıp, karakola geri koşmaya başladı. Ayağındaki şortunu bile çıkarmadan üzerine yeleğini geçirdi ve silahını alıp araca atladı aceleyle.

Bu sabah oldukça yorgun kalkmıştı yatağından, gece geç saatlere kadar ders çalıştığı için olsa gerekti. Aslında arkadaşları eğlenmek için çağırmışlardı akşam ama o, evde kalıp yazmaya uğraştığı romanı üzerinde çalışmayı, tercih etmişti. Sabaha doğru, artık gözleri istemsizce kapanmaya başladığında ise daha fazla zorlamayıp uykuya teslim etmişti kendini. Şimdide sabah dersine yetişebilmek için fakülteye gidiyordu, girişe geldiğinde kantine yönelip kendine bir sabah çayı aldı ve kapıda hararetli bir tartışmanın içinde olduğunu fark ettiği arkadaşlarının yanına döndü. Konunun ne olduğunu anlayabilmek için sessiz kalıp onları dinlemeye başladığında, mevzuyu anlaması çok uzun sürmedi, “Bence zorunlu askerlik diye bir şey olmamalı, ne bu böyle ya çok saçma değil mi beyler?” cümlesinin ardından. “Aynen, Orta Çağ’da mı yaşıyoruz kardeşim?”. Bu eksende devam eden konuşma, geldiğinin fark edilmesiyle kendisine yöneldi, “sen ne düşünüyorsun bu konuda?”. “Sizleri bilemem beyler, kendi düşünceleriniz ama ben kendi adıma düşen bedeli ödemeye hazırım.”. “Ne bedeli ödeyeceksin peki?”. “Ne gerekiyorsa onu…”

Uçağın gökyüzünde yarattığı beyaz çizgi, uçağın gözden kaybolmasıyla sona erdiğinde, yarım bıraktığı şeyleri düşündü, genç adam. Aşkı, romanı ve hayatı…

umut deniz GÖK
Hayal kurmayı çok sevdiğimden ve biraz da yalnız olduğumdan kendimi yazmaya veriyorum. Wattpad: Umut_gok07 Hacettepe Hukuk 3. sınıf
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Kahve Çeşitleri , Kendi Kahvenizi Bulun!
Sonraki
Kadere ne kadar inanmalıyız?

İlginizi Çekebilir

Mayıs ayı blog yarışması başladı. 1.000 TL'ye kadar ödül kazanabilirsin.
Mayıs ayı blog yarışması başladı. 1.000 TL'ye kadar ödül kazanabilirsin.
kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.