Başı ve sonu belli olmayan bir öğrenme süreci mi, yoksa bunu da bilemediğimiz bir umutsuzluk paradoksu mu acaba şu ülkenin içinde yaşarken bir tarafa mensup olmadan ve istesekte olamadan çektiğimiz gizli, gizemli çilekeş hayat ? Yada enkarnasyon, veya daha da kötüsü matrix’in içindeyiz belki dostum. Varılacak biryer varsa muhtemelen orası hiç bu topraklara uğramamış olanların vardığı biryerdir. Yolların, tarafların, insan tiplemelerinin, ruhu olanların ve olmayanların, dahası neyin içinde olduğunun farkında olmayan çoğunluğun ( neyi desteklediği farketmeksizin birbirlerine benzemektedirler ) bu yaşamda ki başlangıçları ve sonları esasında cehennem gibi bir eziyete doğru depar atar gibi hatta uçar gibi gitmektedir. Gözlemleyenleri gözlemleyenler ve onları kontrol edenler, casusların casusları ve haberlerinin olmadığı liderleri, ruhların insanları ile insanlıktan çıkmışların laneti ve hepsinin üzerinde yer alan ruhtan da insandan da öte olanlar …Sana bu hayatta deli de diyecekler, büyücü de, akıl hastası da derler toplum için bir tehditte.. Çünkü bütün düzenler, hesaplar, sistemler, kararlar başının ve sonunun belli olmadığı bir hiyerarşinin içindedir ve bu parazit / mikrop ülkenin herşeyiyle içinde bulunduğu konum daha da diplere doğru cehennem odunu gibi yuvarlanmak misali düştükçe düşmektedir. Hatta isterseniz bu topraklarda son 2 bin yılda kurulmuş tüm ufak yada büyük devletler ile o süre zarfında yaşamış olan bütün etnik kökenler olsun; bu kadar ağır karmanın / karmaların bedelini çok uzun zaman aralıkları ile ödeyen ve ödediğinin farkında olmayan idraksizlere karşı en iyi strateji onların arasında gizlenmek ve hiçbir şey izah etmemektir. Lanetli çünkü, ruhları karıştığı gibi bedenleri de tamamen karışmış melezleşmiş durumdadır. Safkanlığa bu kadar uzak toplumun sıcaklarda çoğalma vakti geldiğinde karşısına kimin çıktığı fark etmez ve adeta kendinden geçmiş hayvanlara dönüşürler ve böylece ne zamandan beridir belli olmayan kırma soyları zürriyetlerinin tamamını da ruhani olarak kırdıkça kırar .. melezleştikçe melezleşir ve kırıldıkça kırılır ruhları ; işte böylece ruhu hemen hemen olmayan bir parazit melez ne olduğu belli olmayan çok acayip bir yaşam formu ortaya çıkar. Ve çıkmaya devam ediyor an ve akışta. Sürekli kötüye evrilerek, birbirlerinin kökünü kazıdıkları halde yinede birtürlü yok olmayarak hatta çoğalarak…Geçmişten hatırladığım bazı ayrıntı sokak diyaloglarını aktaracağım, ve hayalimde boşu boşuna yer etti bu konuşmalar ; “ ilkokul 3 yada 4 ncü sınıfta okuldan çıktığımda sürekli olarak bazı birkaç yaş büyüklerin ‘ akıyor mu lan, yoksa akmıyor mu ’ şeklinde kahkaha atarak bi anatolian hayvan şivesiyle sataşmaları ” , “ en az bir yıl boyunca yine ilkokul döneminde her okuldan çıktığımda ( öğlenciydim ) benden bir yaş ufak izbandut gibi bir anatolian hayvanının eve gidene kadar sürekli tekme yumruk atması / saldırması ” , yine bir seferinde okuldan çıktığımda hiçbirşeyde birşey yokken 7. veya 8nci sınıftan bir mahlukatın bütün çocukların içinde herkesin göreceği şekilde öksürüp tam yüzüme balgam atması ve diğer parazit halkın çocuklarının buna sadece gülmeleri “ , mahallede uğradığım zorbalıklar ve insanların birbirleri ile olan diyalogları garip şekilde aklıma geliyor bazı zamanlar.. Bir keresinde genel ev karılarından beter maymunu aratmayan acayip 2 yaşlı karı aralarında çirkeflikte yarışır şekilde şöyle konuşuyorlardı ; ” alıcı değil mi ? verici değil mi ? alıcı mı , verici mi ? “ hemde bütün sokağın duyacağı şekilde bağırarak cinsel konular vasıtasıyla dedikodu yapma haklarını kullanıyorlardı.. Garip şekilde ikiside yaşlı ve pardesülü ve başörtülü idiler ! Bu ülkenin başkentinin nüfusça en düşük olan ilçesinde çocukken geçirdiğim 4 uzun yıldan sadece birkaç örnek verdim ve anlatamadıklarım daha fazla maalesef. Ama etkilecek hiçbirşey yok ey müslüman, sonuçta bu topraklar kutsaldır ve mübarektir ve kahramandır ve cesurdur ve son 250 yıldır hep ” yakında çok güçlü olacaktır ” .. ama yakında ve iyi ki olmuyor. Bu toplumun genetiğinde zulüm ve işkence, algılama bozukluğu ve empati yoksunluğu ile kendilerini mahvedenlere karşı saygı sevgi beslemek artı kendilerini mahvedenlerden daha beter durumda olmak vardır kromozomlarına DNA’larına sarmallarına kadar. Etkilenmek pek hoş değil biliyorum ne olursa olsun öleceğiz ve 3 gün gibi geçiyor. O üç günü 300 yıl kadar uzun yapan ıstıraplar ve çilekeş, zamanın geçmediği deneyimler sayesinde anlıyoruz ki bu lanetli yolun ulaştığı noktanın kurtuluş noktası olması için o yolda olmamak gerekiyor. Diğer yollarında bir açıklığı dürüstlüğü yada metafizik ruhaniyeti olmadığından bu mikropların ulaşacağı nokta ile onlar gibi olmayanların varacağı yer arasında kıldan ince kılıçtan keskin bir hat vardır. O hattın üzerinde yürümek kabul ediyorum ki aşırı düzey mazoşistlik olur. Bu aynı zamanda intikam istemek anlamına geliyor ancak henüz gecenin provası yapıldı ve hakiki başlangıç gerçekleşmedi. Papağan gibi dil dökmekten inanın bende bıktım, ama elden ne gelir ? felaketin boyutlarını hesaplamak pek mümkün görünmüyor bu toplum – ülke – topraklar açısından. Onlardan niye umdun ki ? Neyi umuyorsun neyi anlamalarını ümit ediyorsun veya nasıl anlatacağını mı hesaplamaya çalışıyorsun ? Parazitler için karar verildi infaz kaldı, küllerinden bir hisar yapan şöyle dursun, ölülerini toplayamayacak geriye kalanlar .. ve onlardan da geriye kalanlar.
Bu kırma / mikroplu / melez varlıklar hiçbirşeyin efendisi değildir. Karakteri en düşük hatta olmayan bir canlı formudur. Zekilik konusunda hainlik bakımından yeteneklidirler ve birbirlerine düşmanlık hususunda çok çalışkanlardır.
NE MUTLU ONLARDAN OLMAYANLARA, NE YÜCEDİR ONLARLA ZERRE KADAR PAYDAŞLIĞI OLMAYAN !
Lanetli Yolların Ulaştığı Nokta
Subscribe
Giriş Yap
Yorum yapmak için giriş yapmalısın
0 Yorum
