in

Ötekileştirmenin Aksine Benimsendiğimin Hikayesi: Kosova’dan Bir Türk Geçti” Klişesine Dair

“Memory is not what we remember, but what reminds us.” (Hafıza ne hatırladığımız değil, bizi neyin hatırlattığıdır.)

Bunkart Müzesi’nden bir alıntıyla başlamak yerinde olur sanırım yazıma. Zira anlatacaklarım, Arnavutluk ile aynı kültürü ve karakter özelliklerini paylaşan ancak Arnavutluk’a kıyasla daha çok sevdiğim Kosova ile ve orada bir Türk olarak, ötekileştirmenin aksine benimsendiğimin hikayesi olacak.

Önce Priştine, Sonra Prizren

Tiran’dan kalkan otobüsümle yemyeşil dağların arasından geçerekten Priştine’ye vardım. Ağır valizim dolayısıyla otobüsle otelime gitmeye cesaret edemediğimden taksiyi tercih ettimse de 3 euro yerine 7 euro ödeyerek kazıklandığımı öğrenmem ve otele vardığımda otel sahibi ailenin pazarlık yapmayı önermesi bana ders oldu. Burada en hoşuma gidenlerden biri ise burada konakladığım aile oteliydi. Daha otele (Sleep Inn Prishtine) varır varmaz hotel sahibinin ikram ettiği börek, Kosova’da yediğim böreklere kıyasla en iyisiydi.

Nene Tereza Caddesi’ne çıktığımda Tiran’daki gibi dilenciler her yandaydı. Akşam yemeği için girdiğim restaurantlarda dönerler, kuru fasulye, türlü kebap çeşitleri, tavalar, köfteler bulunsa da, Gullash (kavurma çorbasına benzer), Prizren Köftesi, Trileçe hem leziz, hem de oldukça doyurucuydu. İlgimi çeken bir başka nokta ise Kosova’da birçok Türk markasının bulunması oldu. Her markette, ürünlerin menşeilerinin bulunması, size hangi ürünü tercih edeceğiniz noktasında çok yardımcı oluyor.

Ötekileştirmenin Aksine Benimsendiğimin Hikayesi: Kosova’dan Bir Türk Geçti” Klişesine Dair

Tiran’a oldukça benzer bir şekilde, Priştine’de de tüm gezilecek yerler tek bir cadde üzerinde bulunuyor, benim gibi 2 gün kalacaklar için oldukça ideal bir durum. İlk olarak Saat Kulesi ve Aziz Rahibe Teresa Katedrali’ni ziyaret ediyorum, ardından ise efsane bir dış mimarisi olup, içerisi ise hiç ilgi uyandırmayan Pjeter Boğdani Kütüphanesi’ne gidiyorum. Balkanlar’ın ve Avrupa’nın en genç ülkesi olan Kosova’nın ünlü Newborn Anıtı, hiç beklemediğim bir yerde karşıma çıkıyor. Her harfin ayrı bir sanat eserine dönüştüğü anıt, tam da doğum günüm olan 17 Şubat 2008 tarihinde yapılmış. Bir süre detaylarında kaybolun buraya yolunuz düşerse ve sanata ilginiz varsa, gözlerinize bir ziyafet olacak.

İkinci günkü durağım Prizren. Yine yemyeşil dağların arasından kıvrıla kıvrıla otobüsle yaklaşık 2 saatte gittiğim şehir, Priştine’ye kıyasla tarihi ve turistik yapılarıyla turistlere daha çok hitap ediyor. Tam bir Müslüman kenti ve neredeyse her gittiğim restaurant, kafe, müzede, hatta markette muhakkak bir Türkle karşılaşıyorum. Yerli halk biraz da olsa Türkçe biliyor. Nefes nefese çıktığım ve şehre oldukça yüksek bir tepeden bakan kalesi ise, anlatılmaz yaşanır denilebilecek güzellikte.

Osmanlı’nın İzleri

Kosova’yı yeterince anlattım, gelelim Türk kimliğimle oldukça benimsendiğim kısmına. Bir kere gördüğüm kadarıyla Kosovalılar oldukça güleryüzlü ve samimi bir halk. Burada bulunan Türkler, hem Arnavut, hem Türk olduklarını söylüyor. Hatta adres sorduğum bir hediyelik eşya dükkanında bulunan bir çalışanın, Arnavut kimliğine ek olarak “Osmanlı’yız biz” demesine dahi şahit oldum. Siyasi görüş, etnik köken gibi tutumlarımızı etkileyen faktörleri bir kenara bırakırsak, Osmanlı Devleti, her büyük imparatorluk gibi, birçok farklı millet arasında bir üst kimlik yaratmış. Birtakım şehirler özgünlüğünü korusa da, özellikle Balkanlar’da Bosna, Kosova ve Arnavutluk gibi ülkelerde, Osmanlı mimarisinden, Osmanlı yeme içme alışkanlıklarına, yaşam standartlarından güleryüzlülük ve samimiyete kadar bu üst kimlik insanları etkilemiş ve bugüne kadar süregelen bir ortak payda oluşturmuştur.

 

Ötekileştirmenin Aksine Benimsendiğimin Hikayesi: Kosova’dan Bir Türk Geçti” Klişesine Dair

İngilizce veya Türkçe bilmeyen insanlar bile, Türk lafını duyunca, gülümsüyor, kalp işareti yapıyor. Velhasıl, sizi, bir turist olarak, bir yabancı olarak, güzel/yakışıklı bulduğu ya da bir çıkar sağlayabileceği biri olarak gördüğünden değil, bir Türk olarak görüp, Türk olarak seviyor. Her ne kadar yalnızca iki şehri görmüş olsam ve genelleme için bu örneklemeler kısıtlı kalsa da, Türklerin her daim hoş karşılandıklarını ve sevildiğini birçok kaynaktan duymuş ve deneyimlemiş biri olarak, bu ülkeden hoş anılarla ayrıldım.

Seyahat, özgürleştirir. Gezin, görün. Deneyimleyin. Karşılaştırın, benzerliklere şaşırıp, farklılıklardan mutluluk duyun, onları keşfedin. Farklılıkların zenginleştirdiği bir ufkunuz olsun. Emin olun, daha mutlu olacaksınız. 

Önerilen İçerik: Bir İstanbullu’nun Gözünden 30 Yıl Önceki İstanbul: Tiran

Rapor Et

kooplogger

Yazar: Merve Erkan

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde tarih üzerine lisans yaptım. İstanbul Şehir Üniversitesi'nde ise Şehir Çalışmaları üzerine yüksek lisans yapmaktayım. Toplumları, kültürleri, insanları gözlemlemeyi, seyahat etmeyi, yeni lezzetler denemeyi, aklıselim muhabbetleri seven eşitlikçi bir hümanist, doğa, müzik ve kahve tutkunuyum.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

1 puan
Upvote Downvote

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Facebook Yorumları