Korku ve İnsan

Korku ve İnsan

İnsanlar neden korkar?

Bir ses cızırtısından, bir müzikalden, bir melodiden. İnsanın içini korkutan en yegâne şey sestir. Görüntü,his sonraki unsurlar. Önce ses kulağa gelir. Belki de ölen milyonların yerlerde süründüğü, üzerinden tankların acımasızca geçtiği dünya savaşlarındaki katliam sesleri, belki de idam sehpasına kaldırılan celladıyla son kez göz göze gelen mahkumun sesleri. İnsanı ölüm anında en çok sesler korkutur. Nefes alış rutini, kalp atış hızı, çarpan,vuran, yaralayan,inleyen her türlü ses. Bağırmalar,vurmalı,kırmalı çalgılar hepsi görüntüden daha çok acı verir insana. Sessiz bir sinemada izlediğimiz katliam sadece trajik bir tiyatrodan ibarettir.

Gözlerimiz ne kadar gerçeği görürse görsün, ses olmadan hiçbir şey hissetmeyiz. Görüntü bizi film izlettirme eğilimine götürür. Oysa ses yaşamaya,çığlık duymaya, yaşamın kaybediliş anına… Müzik doğanın,evrenin,insanlığın en önemli sanatsal buluşu; Melodiler,notalar,piyanolar… Müzik her şeydir. Savaş sırasında sesi kesilmeyen çalgılar, bomba seslerinin gölgesi altında çalınan aletler. Bunlar bizi,insanoğlunu yaşamaya ne kadar istekli, yaşamaya ne kadar değer verdiğini gösterir. Ne olursa olsun hiç sesi kesilmeyen, ruha işleyen notaların özgürlüğünü…

Sanatçı belki çalarken ölür, ama sanat her zaman devam eder. Ses yayılır ve sonsuzluğa uzanır. Bir piyanistin dokunduğu son nota tuşuyla kendini yere bırakışı ve dünyaya son bıraktığı ses dalgasını hayal edin. Yaşamı son bulan birinin yaşama bıraktığı en kıymetli şey. Yaşama bırakmış olduğu son miras…

Müzik bir sanattır. Tıpkı resim gibi, yağlı boya gibi,dans gibi… Sanat insanı 21.yüzyıla kadar büyük bir toplum halinde getiren,sürükleyen en önemli parçadır. Olmazsa olmazımız dediğimiz ne varsa, sanat odur. İnsanlığın doğumuyla sanat aynı anda başlamıştır. İlk insanın yeryüzüne dokunuş sanatı, ilk iki insanın gerçekleştirdiği iletişim sanatı, birbirlerine temas sanatı, duvarlara, göklere yazdıkları,kurdukları hayallerin sanatıdır. Savaşlar,ölümler,katliamlar,idamlar,sürgünler,dikta yönetimiyle alakası olmayan devrimler sanata aykırı unsurlardır. Sanatı körelten, içten içe öldüren eylemlerdir. Oysa sanat son tınının, son parçanın, son dokunuşun bittiği anda biter ve tüm insanlıkla beraber bir daha hiç açılmama üzerine son bulur. Ama yaşayan insanlar, savaşlarda, vurgunlarda, en şiddetli bombalar altında sanata devam eden insanlardır,öyle olmuşlardır.Öyle ayakta tutabilmeşlerdir, tüm insanlığı.

2.Dünya Savaş’ında Faşist Nazi askerleri şehir merkezlerine doğru saldırdıklarında Avrupa’da sanat bir numaralı uğraştı insanlar için. Hemen hemen her evin içinde sanata dair bir parça bulunurdu. Alman tankları Polonya’ya,Rusya’ya veya kendi içlerindeki iç karışıklıklara doğru ilerledikçe bombaladıkları evlerin içinde tek bir ses yükselirdi. Bu kimi zaman bir ‘do’ notası, kimi zaman bir ‘la’… Ama hiç kesilmedi,hep devam etti. Tankların koca koca binaları yıktıkları ve arkalarında bıraktıkları enkaz sesine rağmen, insanların yüksek yerlerde düştüklerindeki çığlıklarına rağmen,hastane kapılarında bir bacağı kopmuş çocukların ağlama çığlıklarına rağmen, sokak başlarında feryad eden annelere, büyüklere rağmen, o notalar, o tınılar, o melodiler hiç kesilmedi. Sanatçı her zaman devrimcidir. Hep de öyle kaldı. İnsanlığı bu kurtardı.

Beğenmediğimiz, sürgün edilmiş, infaz edilirken bile göz yaşlarına bakmadığımız Yahudi sanatçılar kurtardı. Ya da zamanın birinde Orta Doğu’da aynı durumda bulunan İsa’yı isteyen ya da istemeyen Hristiyanlar kurtardı. Uzak Doğu’da batıl inançlarına sevgi seli yağdıran o insanlar kurtardı. Latin Amerika’nın medeniyet yoksunu gördüğümüz Kızıl Derili insanlar kurtardı. Bu dünyayı, bu yaşamı buraya getiren hep içinde sanatı eksik etmeyen insanlar bulundurdu. Onlar yaşattı bizi, onlar bize tanıştırdı 21.yüzyıl dünyasını.

Görüntülere,filmlere,tiyatrolara çok minnettarız ama bizim hislerimizi açığa çıkaran, onları yüreğimizde hissettiren ilk hep ses oldu. O ruha işleyen ritimler oldu hep. Onlar verdi dışımıza tiyatro sanatını. Onlar çıkardı açığa içimizdeki hisleri.

Yaşama muhtaç, yaşamaya muhtaç, ölüm anına yaklaşan insanları dinleyin, sonra yüzlerine bir bakın. Yaşamın ne kadar ucuz olduğunu göreceksiniz. Ama unutmayın, hala içlerindeki zenginlikleri göremeyecek kadar kör değilsiniz. İnsan en çok o duyduklarından, o an gördüklerinden korkar. Çünkü yaşamın kıymetini o an anlar. Ve hep hayatın sefilliğine ve sadece yaşama odaklanır. Oysa hayat nefes alıp vermekten hep daha fazlasıdır. İnsanın içindekilerini işitidin, gözlerine dokunun. İşte o zaman hayatın ne kadar yaşamaya değer olduğunu göreceksiniz. Sanatı içinizin en ucra köşelerinde paslanmaya terk etmeyin. Dışınıza vurduğunuz en önemli merkeziniz olsun.

Dünya hep gördüğümüzden daha güzel bir yerdir. Sadece bazen baktığımız açıyı değiştirmemiz gerekir…

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları