KORKAK

Ne düşünüyordun? Söylesene lan! Söyle! Kaçacak mısın böyle? Arkana bakmayınca her şeyin hallolacağını mı düşünüyorsun? Gitmenin bir çözüm, gözünü kısmanın veda olduğunu mu sanıyorsun? Sen busun işte. bir korkak! Korkak! Yazık sana. Sana… Sana o değeri verene yazık. Senin için uykusuz kalana, endişelenene, sevene yazık. Kaç! Git hadi! Ne duruyorsun burada! S.ktir git!

Tüm bu sözler silsilesine karşı ne verecek bir cevabı ne de dik bir duruşu vardı. Öylece baktı gözlerine. Tepki göstermemişti. Bu tavrı, karşısındakini daha da sinirlendirmişti. Yediği küfür de cabasıydı. Ama içten içe biliyordu, hak etmişti. O, bir korkaktı. İcabında değilse bile artık öyleydi…

Kabullendiği hakaretlerle beraber arkasını döndü ve yürümeye başladı. Karşısındaki haklıydı. Şu an sergilediği davranış, o sözlerin ne kadar doğru olduğunu gösteriyordu. Bunları düşünürken bile gözlerini kısmıştı. Güldü. İroni komikti. En azından ona öyle gelmişti. Bu kısacık sürede sol gözünün acısını hissedene kadar gülümsemişti. Eh, en azından çabalamıştı. Bu karşısındakini daha da sinirlendirebilirdi lakin yediği yumruğun sızısı ardını bırakmamıştı. İcabında ardı soluksuz bir şekilde peşindeydi…

Karanlık sokaklarda kol gezmeye başladı. Gidecek yeri, sığınacak dostu, dizinde yatıp ona  her şeyin iyi olacağını söyleyecek biri yoktu. Özlüyordu bunu. Ama gösteremiyordu tabii. O neşe dolu kişi yoktu artık. O kişiyi, o kişiden sonra gelenler silmişti. evet evet, silmişti. İnsanlar bencildi. Bu bencilliklerine dayanamadı. Değişmek istedi ama kaldıramadı. Hüzün, her yerdeydi. Onun yüreği ise çok küçüktü, silindi…

Bir park buldu. Görünüşe göre de kimse yoktu. Gözüne kestirdiği çimenlere yığıldı. Biraz dinlenmek istiyordu. Sonunda kıstığı gözlerini açtı. Sol gözünün acısına aldırmadı. Gökyüzünü izlemek istiyordu. Onu bırakmayan tek şey yıldızlardı. Onların ışıltıları gözlerine ulaştığında çocuklar gibi mutlu oluyordu. Sanki ona sarılıyorlar gibi hissediyordu. Göz yaşları kaldıramıyordu bu sahneyi. Korkak olabilirdi ama duygusuz değildi…

İnsanlara duygusal deyince hep ağlamaklı biri akıllarına gelirdi. Oysa o, öyle değildi. Her ne kadar ağlamak tabirini çok kullansa da çok az ağlardı. O sadece hissediyordu. Hem de çok… Bunu hiçbir zaman zayıflık olarak görmedi. Tam aksine; bu, onu güçlü kılıyordu. Tabii bir de korkak. En azından insanlara göre… Çünkü onlar bencildi. Hislere sahip olmanın aptallık, bencillik yapmanın akıllılık, fedakar davranmanın ise mallık olduğunu düşünüyorlardı. Oysa o kitaplardan böyle öğrenmemişti. Ama bunu kimseye de anlatamamıştı. Öğrenmek için de meraklı değillerdi zaten. Öylece, yalnız kaldı…

Bu satırları yazarken bile hiçbir şeyin değişmediğini biliyordu. Yine kaçmak istiyordu. Sonuçta o bir korkaktı ve bir korkak yapması gerekeni yapardı.

Kaçtı…

yazar

Yazar: Fesleğen

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

  1. Yazın yine kederlendirdi. Sen korkaksın ve ben de öyleyim. Bu yüzden güvenemiyoruz, anlaşılmayacağımızın farkında, susuyoruz. Sustukça daha bir kaçasımız geliyor. Ama her kaçış bir sığınak istiyor, unutma. Sen yıldızları seçmişsin kendine, ben de bir insan aradım. Oysa anlamak yok anlar gibi olmak vardı, anlaşılamadım. Dilim de varmadı söylemeye de bıraksam mı dedim, kimseye dayanma. Kimi zaman başarılarıma dayandım, onlar sadıktı çünkü. Emek verince seni mutlu edeceği belliydi. Kimi zaman da dost dediklerime sığındım. Ne var ki bu dünyada kaçacak gerçek bir sığınak yok. Her limana demir atabileceğin saatler sınırlı, limitin var, onlar sınırlı ve sen onlara kaçmaya çalıştığında geri çevrildiğindeki kırık gururuna yeniksin, mağrurlaşıyorsun.