Köpek Dişiniz Çıkmadan Yetişkin Sayılamazsınız!

İzleyen herkesi sarsacak, “Ben ne izliyorum ulan!” diye isyanlara sürükleyecek, belki de dayanamayıp on dakika izlemenin ardından kapatılacak bir filmle geldim. Baştan uyarayım, 18 yaşından küçüklerin yazıyı okusa da filmi izlememesi taraftarındayım. Hatta 18 yaşından büyüklere bile ağır gelebilecek bir film. Bir de, filme dair çok fazla detaya değindim. Hadi o zaman başlayalım!

Bazı filmler vardır, amacı; insanları rahatsız etmek üzerine kuruludur. Tabii bu rahatsızlığın verdiği etkiyle düşüncelere de dalarsınız. Altında çok karanlık bir mesaj olsa dahi, rahatsızlığın bu kadar ön planda tutulduğu bir filme saniyesi saniyesine sabretmek her yiğidin harcı değildir. İlk bakışta “saçmalık!” deseniz de, bu tarz filmlerin altında genelde yüklü bir mesaj vardır. Hoş, o rahatsızlık esnasında verilmek istenen mesajı da düşünemiyor insan. Rahatça yerinizde kurulup, kafa dağıtayım derken öyle bir senaryo çıkartıyorlar ki karşınıza, kafanızı dağıtamadan film sizi bir güzel darmadağın ediyor.

Film; iki kız, bir erkek evladı olan ebeveynlerin, çocuklarını dış dünyanın kötülüğünden korumaları için yaptıkları ve bunların oluşturduğu etkileri anlatıyor. Baktığımız zaman, ne kadar da masum ve iyi niyetli ebeveynler gibi duruyorlar değil mi? Ebeveynlerin sahip olduğu düşünce; çocuklar, köpek dişlerini çıkarana kadar gerçekten olgunlaşmış olamazlar. Böylece dışarıya çıkıp, adım atmak için hazır değillerdir. Peki, bu çocuklar köpek dişlerinin çıkmayacağını anlarsa ne olur? Ya da bir çocuğu ne kadar süre kandırabilirsiniz? Bir insanı aptal yerine koymanın, aptal yerine konulan kişinin bir şeyleri fark etmesinin etkileri neler olur?

Size, dış dünyanın ne kadar tehlikeli olduğunu çocuklarına anlatabilmek uğruna sadece babanın evden çıkması, kırmızı boyayı üzerine döküp saldırıya uğradığını anlatması, bahçeye giren kedinin “dünyanın en yırtıcı hayvanı” olduğunu anlattığını söylesem? “Yok artık!” demeyin, çünkü bunlardan çok daha fazlası var. Mesela, baba evden dönerken balık alıyor, evin bahçesindeki havuza atıyor ve çocuklar “denizin doğurduğunu” düşünüyor. Evde telefon, internet tarzında sözcükler kullanılmıyor. Filmin bir sahnesinde, masada yemek yeniyor ve evin kızı tuzluğu isterken, “telefonu uzatır mısın?” diye soruyor. Uçağın geçtiğini gören çocukları zapt etmek adına, anne balkondan plastik uçak atıyor ve çocuklar uçağı gökyüzünden düştüğünü düşünüyor. Film tamamen karmaşa, gariplik ve rahatsızlık üzerine kurulu. “Daha ne olabilir?” diye çıldırırken, çok daha ilginç bir görüntü karşılıyor sizi.

Mesela, erkek evladın ihtiyacı karşılansın diye baba, bir kız tutuyor. Ama kızlara karşı bu tarz bir davranış asla yok. Hatta kızlardan birisi, abisine gelen kızla beraber olmaya, cinsel ihtiyacını gidermeye çalışıyor.  Buradan da bir insanın cinsellik hakkında bilgisi olmasa da, dürtüsel bir şekilde buna yöneldiğini görüyoruz. Üstüne en fazla şaşırdığım kısım; oğluna gelebilecek bir kız bulamadığında, kardeşler birbirleriyle oluyorlar. Evet, yanlış okumadınız. Ebeveynler o kadar iğrençleşiyorlar ki, sözde evlatlarını koruma düşüncesiyle beraber, evlatlarını birbirlerinin ihtiyacını karşılaması için kullanıyorlar. Bu filmi bir saniye bile atlamadan izleyebilen varsa nasıl bir hayat yaşıyor, çok fazla merak ediyorum. Çünkü ben, konunun bütünlüğünü kaybetmediğimden emin olacağım şekilde, çok fazla sahne atladım. 

Bu film, her ne kadar abartı olsa dahi, ebeveynlerin çocuklarını koruma uğruna onlara nasıl zararlar verebileceklerini anlatmaya çalışan çok sağlam bir yapım. Yani siz, çocuğunuzun bir dediğini iki etmeyerek, sözgelimi her şeker istediğinde onu mutlu ettiğinizi düşünerek şeker verdiğinizde, vücuduna zarar vermesini sağlıyorsunuz. “Bu kadar basit bir olayı, bu kadar büyük olaylarla nasıl denk tutabilirsin, karşılaştırma açısından birbirlerine uygun davranışlar mı?” diyebilirsiniz. Ben de size, “Her büyük sorunun, önemsenmeyen küçük sorunlar ve detaylardan kaynaklandığını” söylerim.

Çocuklar, bazı hataları kendileri görmeli. Düşmeli, kalkmalı. Onların yanında olduğumuzu hissettirmeli, ama onlara “sahip” olduğumuz yanılgısına kapılmamalıyız.

Meraklıları için buraya fragman linkini bırakıyorum: youtube.com/watch?v=mPrtaakUEfE&t=2s

okur

Yazar: Tuğba

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.