Kısıtlanmış Yaşamlar

Çocuk olmak… Büyük bir yetişkin kesim hayatlarının bir yerinde mutlaka “Keşke çocukluğuma dönsem.” lafını kullanmıştır. Onların çocukluğu nasıldı acaba? Elbette çevremiz haricinde kim nasıl çocukluk geçirmiş bilmek zor fakat genel şartların ve toplumun daha iyi olduğu bir çocukluk olduğunu biliyoruz. Şimdi ben genel şartlar deyince birkaç kişi çıkıp lütfen tüp sırası örneği falan vermesin bana, benim burada bahsetmek istediğim olay genel olarak toplum. Büyüklerim genellikle sohbetlerinde “Biz eskiden kapımızı bile kilitlemeden çıkardık dışarı.” laflarına birçok kez kulak misafiri etmişliğim olmuştur. Babam ve amcamlar ise eskiden akşam saatlerine kadar dışarıda çekinmeden, endişe etmeden sokaklarda oynadıklarını söyledikleri de olmuştu.

Şimdi gelelim benim ne demek, ne anlatmak istediğime. Bu anlatacağım olaylar sadece bizim ülkemizde değil dünyanın genelinde farklı derecede de olsa olan olaylar. Soruyorum size hangimiz dışarı rahatça bir şekilde çıkabiliyor? Hangimiz başına bir şey gelmeyeceğini düşünerek gece geç saatlere kadar dışarıda arkadaşlarıyla dolaşabiliyor? Bu tarz şeylerin artık erkek kız ayrımı da kalmadı. Haberleri az çok takip eden birisiyseniz eğer erkeklerinde kızlarında ne zor şartlar altında dışarıda dolaştığını bilirsiniz. Ya bana bir şey olursa, hemen eve gideyim de başıma bir şey gelmesin gibi endişelerle dışarıda dolaşırken bunlara maddi koşullarda ekleniyor.

Zaten gelecek ve yaşam kaygısı varken bu kaygılardan uzaklaşmak için kafamızı dağıtmaya da paramız yetmiyor. Lunaparka gitmek istiyoruz 10-20 lira sadece bir bilete vermek zorunda kalıyoruz, en azından sinemaya gidelim diyoruz 20-30 lira sadece bir bilete vermek zorunda kalıyoruz, sadece bir bilet diyorum çünkü mısır ve içeceğe para vermeye kalkışırsak cebimizde para bile kalmayabiliyor. Tüm bunları geçtik en azından karnımız doysun, biraz ev yemeklerinden farklı olarak et veya et ürünü olan hamburger tarzı yemek yiyelim diyoruz, temel ihtiyaç olan yemek için cebimizdeki paranın yarısını ya da daha fazlasını bir hamburgere vermek zorunda kalıyoruz. Eğlence sektöründe zaten gençler (en azından orta halli bir ailenin çocuğu) zaman geçiremiyor, arkadaşlarıyla yemek yemek istiyor karnını zar zor doyuruyor ya da harçlığından oluyor. Tüm bunların yanında en azından kendimizi geliştirelim diye kişisel gelişime yönelmek istiyoruz, hazır eğitim alacakken sertifikamız olsun o da bir üniversitenin olsun ki iş hayatında etkili olsun istiyoruz. Eğitimlere bakarken ise bir kursun 1000 lira altında(sertifikalı bazı tanınmış üniversite kursları) neredeyse kurs bulamıyoruz. Birkaç adet ücretsiz kurs buluyoruz onlarında içeriği ne kadar yeterli olursa. Ne eğlenebiliyoruz ne de kendimizi geliştirebiliyoruz.

Ben bunları büyük birisine anlattığımda ise bana hayatıma şükretmem gerektiğini söylüyor. Ben zaten hayatıma şükrediyorum ama şükrettikten sonra ne diye yerimde saymaya devam edeyim ki? Ne bu gençlik sizin zamanınızda ki gençlik, ne şu an yaşadığımız hayatla geçmiş aynı. Bunu hâlâ idrak edemeyen bazı insanlar ise bizim çok şey istediğimizi düşünüyor. Birkaç kişi ise çıkmış elimdeki telefon, üstümdeki kıyafet ile beni yargılamaya çalışıyor? Hangi hakla? Beni iletişim kurabilmek, bir nebze kafam dağılır amacıyla sosyal medyada oyalanabilmek amacıyla iki ay çalışıp onun parası ile aldığım telefonla mı yargılayacaksın cidden?

Hayat, gençler için gerçekten çok zor bir hâlde. Ben geçinemeyeceğim için İstanbul’daki iyi üniversiteleri yazmamayı düşünen bir gencim ve eminim benim gibi çok kişi var. Tüm bu dertlerin içinde cebelleşirken de aile baskısı da gençlere bir darbe vuruyor.

Çocuklar zaten bunalımdayken bir de aileler onlara baskı yapıp bir şeyler hakkında yasak ve kısıtlama getirme derdinde. Çocuk, hiçbir şey yapamıyorsam en azından arkadaşlarımla dışarıda dolaşırım diye düşünürken bu seferde annesi, babası izin vermiyor. Bakın, anne ve babalar ben sizlere akıl verecek ya da öğüt verecek yaşta ve deneyimde asla değilim lakin çocukların neler yaşadığını sizlere aktarabilirim. Biz gençler olarak gerçekten çok yıprandık, yorulduk ve akademik başarısızlıklarla yüzleştik. Eğlenmek istedik paramız yetmedi, gezmek istedik başımıza bir şey gelir diye gezemedik, hayal kurmak istedik olanak veremedik. Zaten psikolojik olarak bittik. Sizlerden rica ediyorum en azından siz çocuklarınıza destek olun, onları anlamaya çalışın. Onlara baskı kurmayın, katı kurallarla onları evlerine kapanmaya zorlamayın, bir robot gibi onlardan sürekli ders çalışmalarını istemeyin. Bu konular açılınca onların geleceği adına yaptığınızı söylüyorsunuz ancak sizin kafanızda kurduğunuz o gelecekte çocuğunuz mutlu olacak mı düşünmüyorsunuz. Lütfen çocuğunuz sırf akademi başarısı biraz artacak diye ondan asosyal olup hayatının derslerden ibaret olmasını istemeyin. İnsanlar sosyal varlıklardır, doğada da olduğu gibi bir şeyin kendisini değiştirmeye başlarsanız eğer o şey size sert bir şekilde karşılık verir. Bunu yapmayın!

Gençler, her yerden darbe yerken bir de ailelerinden kısıtlama ve eve kapatma gibi darbeler yemesinler. Onlar sizin çocuğunuz, malınız değil sizler ise onların sahibi değilsiniz. Sizler yol göstericisiniz, onların kahramanlarısınız ve lütfen onların gözünde kahramanlıklarınızı son buldurmayın. Çocuklarınıza izin verin gençliklerini yaşasınlar.

yazar

Yazar: Ceyhun

Ben Ceyhun. 18 yaşındayım. Yazar hayatıma sekizinci sınıfta başladım. O zamanlar kısa hikayeler yazıyor ve onları bir platformda yayınlıyordum, aynı zamanda o platformda bulunan hikayeleri de okuyup kendimi geliştirirdim. Şuan da kendi e-kitabımı yazıyorum ve bu tarz platformlar da yazılar yazıyorum, ayrıca kendi sitemde de bu tarz yazılar yazarak paylaşıyorum. Şuan yolun daha çok başındayım fakat her gün kendimi daha çok geliştirmek için çabalıyorum. Şuan amatör olsam bile ileri de bu işte profesyonel olmak istiyorum.

Blog YazarBlog OkurEPMA World

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

4 Yorum