Kendine Dön

Umut belki de gelecek sayfadadır. Kapatma kitabı.” 

Uzun zaman sonra açtığım ilk sayfadaki ilk cümlelerdi bunlar. Defalarca okudum aynı cümleleri. Neden mi? Çünkü umut etmeyi bırakmak üzereydim. En çokta tekrardan yazmayı… Bu kalemi kaçıncı kez elime alışım sayamadım. Her defasında yazacak o kadar çok şeyim var ki ama her seferinde susup yazamamak, kendinle küsmek gibi bir şey sanırım. Oysa ki yazsam, konuşsam içimdeki benliğimle içimdeki kendimi bulacağım belki de…

Kendimi bulmak istediğimden de çok emin değilim aslında. Kendimi, boş bırakılmış bir dağ evindeki yıpranmış, üzeri örtülmüş koltuk gibi hissediyorum. Bütün yaşanmışlıklara şahit olmuş, ortak olmuş, fakat terk edilince kirlenmesin diye üzeri örtülmüş gibi. Üzerindeki örtüyü kaldırınca aslında herşey gün yüzüne çıkacak. Ama o koltuk yine kirlenecek. O yüzden her defasında üstünü örtmeye mecburmuşuz gibi. Yüzleşmekten korkuyoruz belki de. O koltuğu örttüğümüz gibi yaşadıklarımızın da üstünü örtüyoruz işte. Çözmeye çalışmıyoruz, kabullenmek istemiyoruz. Ama hayat, yaşantımız, anılarımız o yıpranmış koltuk değil ki tozlanmasın diye örtelim. O örtüyü kaldırdığımızda, o koltuk nasıl tozlanıyorsa kendimizle yüzleştiğimizde de aynı şekilde kırılıcaz tekrardan. Ama kırıla kırıla da sağlamlaşıcaz. İnsan en çok kırıldığı yerden sağlamlaşır derler.

Biz kendimizle yüzleşemediğimiz sürece hayat, her defasında gerçekleri yüzümüze vura vura bize öğretmeye çalışıyor. Bu daha mı iyi sizce? Değil tabi ki. Olmamalı.

Marziye Bilir 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.