KELİMELER, SOSYAL MEDYA, KORKU ÜZERİNE

Merhaba. Bu yazımda kelimelerin insanlar üzerindeki etkisinden, sosyal medyanın yalancılığından ve korkularımızla yüzleştikçe aslında özgürleşerek kendimizi tanımamıza yardımcı olmasından bahsetmek istiyorum. O halde başlayalım.

1.KELİMELERİN ETKİSİ

Yeni tanıştığımız biri bize dese ki: ”Ben hayatımda birçok başarı elde ettim.” Sonra da tek tek anlatsa bize yaptıklarını, ne düşünürüz? ”Ne kadar da muazzam, olmasını istediğimiz bir hayat.” Karşımızdaki kişi üzerimizde tam da herkesin yaşamak istediği ve dertsiz hayat örneği oluşturmaz mı? Tanımadığımız için ağzından çıkan kelimeler önem teşkil etmekte. 

O halde beni tanımayan birine ben ne dersem inanacak mı? Aynen öyle. Güzel tarafı ne yaparsak yapalım yaptığımız işte kendimizi en iyi hale getirebiliriz. Bunun farkında olarak da tabi insanların dediklerine çok inanmamak gerek. Öyleyse birisini nasıl daha iyi tanıyabiliriz? Kelimeler önemli ama yalan da söyler abartır da. İşte, bu noktada karşımızdakinin yaptıklarını gözlemleyebiliriz.

2.SOSYAL MEDYA YALANCILIĞI

Gözlemlerim sonucu şunu diyebilirim ki ”Ah, ben mutluyum bak tatlım! Hayatım çok yerinde. Yerim, içerim, gezerim de.” durumunu sergileyip, dertlerini sosyal medyada unutan ve kendine yarattığı farklı dünyada yaşamaya çalışan çok kişi var. Elbette yaptığın işleri duyurabildiğin bir araç ama temkinli kullanmadığın müddetçe de kendini sevmeyi, kendinle zaman geçirmeyi engelliyor.

Değinmek istediğim başka bir konu da şu: Kesinlikle sosyal medyadan-bunun içine mesajlaşmayı da katabiliriz- insan tanınmaz.

3.KORKUNLA YÜZLEŞTİKÇE ÖZGÜR OLMAK

Aslında korkularımızı oluşturan sadece düşüncelerimiz yani beynimiz. Eğer korkumuzu sanki yeni tanıştığımız bir insan gibi tanımaya çalışırsak ve bilinçaltımıza inip neden korktuğumuzu bulabilirsek yaklaşımımız değişir. Kendimden örnek vererek daha iyi açıklayacağımı düşünüyorum.

Örümcekleri sevmez ve de korkardım. Saçma bir şekilde beni ısırıp zehriyle öleceğimi düşünüyordum. Evet, saçma. Belki kocaman örümcekler için doğru olabilir ama küçükler için de böyle düşünüyordum. Saçma olduğunu fark edince örümcekle tanışmak istedim. Odamı temizlerken küçük bir örümcek aldım parmağıma ve çok hareketliydi. Koluma da çıkmasını istemiyordum. Diğer elimle de yukarı çıkmasını engelledim. Onu tutarken şu şekilde kendimi yönetmeye çalıştım: ”Sakin ol! O da korkuyor zaten senden. Ne yapabilir ki? En fazla ölürsün.” Korkunun getirdiği panikle dünyanın sonuymuş gibi davranır, nefes alışımız düzensizleşir, kendimizi kontrol edemeyiz ya… İşte, kontrol sende olunca sorun olmuyor. Nefesini bilerek alman lazım. Kendini yönetmeyi başarırsan korkunu yenersin. 

Korku kavramını şu şekilde de açabiliriz aslında: Korktukların ve yapmayı isteyip de yapmak için bir türlü zaman bulamadıkların. 

Kısaca şunu diyeyim: Korku, girişeceğin bir iş, yapmayı istediğin ya da yapmak zorunda olduğun… aslında onları zorlaştıran biziz. Mutlaka hayatınızda bir an olmuştur bir işi yaptıktan sonra: ”Ee bu hiç de zor değilmiş!” diyerek şaşırdığınız. Sakin kalır, önyargılı yaklaşmaz ve kontrolün bizde olduğunu unutmazsak hayat daha da kolaylaşır.

Teşekkürler.

Şaziye KAPLAN

YouTube: Dt.Şaziye KAPLAN

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

  1. Korktuklarımızın korkuları kadar korkunç olmadıkları gerçeği bilgisini taşıyabilmemize rağmen bu içimizi rahatlatmaya yetmeyebiliyor. Yine de o an kontrolün kişinin elinde olduğunun farkında olması çok kıymetli. Bu kontrol yetisinin bir karakter özelliği olarak görülmesi yerine her insana verilen bir mekanizma olduğunun bilinmesi de aynı şekilde kıymetli. Yazılarınızın devamını diliyorum, değindiğiniz noktalar için teşekkürler 🙂