Karamsar Bir Dünyanın Koynunda

Ben bu hayatı tam yaşamadım. Hep parça parçaydı.

Belki de küçük yaşanmışlıkların bir bütünüydü sadece.

Her günüm dönüm noktam, her saatim düşüncelere esir düşmüş ve her dakikam uykuya hasret.

Henüz kaç yaşındayım? 20’lerimde miyim yoksa 40larımda mı yada 70’lerimi çoktan aştım mı?

Belki de hiç doğmadım.

Bazen var mıyım, yok muyum karıştırır oldum.

Nabzın atması mıdır yaşamak? Belki de evet. Belki de kalbin ne şiddetinde attığıdır yaşamak.

Ellerim bileklerimde.. Dakika da bir nota vuruyor damarlarım.

Acaba öldüm de farkında mı değilim? Ama ne zaman ölmüş olabilirim ki? Dün mü, bugün mü, yarın mı? Bir dakika öncesinde mi, bir saniye sonrasında mı?

Ölmek için yaşanmışlık gerekir. Ben yaşadım mı ki?

Durun durun, size ne zaman doğduğumu anlatayım.

Bir yaz gecesi sabaha karşı duymuşlar ilk sesimi. Küçük ve çirkin bir şey dünyaya gelmiş.

İşte o gün bugün ölüyorum.

Her nefesim diğerinden daha noksan.

Gözlerimin her geçen gün kapandığını hissediyorum.

Öksürüklerim daha kuvvetli.

Artık ellerimi tanıyamıyorum.

Aynada gördüğüm kişiyi hiç sormayın. Her baktığımda başka bir adam sanki.

Kalbimin attığını daha az hissediyorum günden güne.

Artık gerçekten yorgunum.

Buna başkaları yaşamak diyor. Bence ölümden korktukları için böyle söylüyorlar.

Ölümle yüzleşmek zor. Ama benim için değil.

Dedim ya zaten ölüyorum ya da gerçekten öldüm.

Bilmiyorum, pek de umursamıyorum…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.