Kapına Geldim Elimde Yirmi Üç Yıllık Teşekkürle

Allah’ım bana acil şifalar dile. Rabbim diyorum, ses ver! Evet acil şifalar dile, bu kulun silahı başkasının eline tutuşturuverdi. Ben bir hikaye yazdım, yaşadığım ise yazdıklarımın çok dışında. Yaşamadığım şeyi yazınca yazmış oluyor muyum? Ortaya bir hikaye kalır mı? Kalırsa benim payıma düşen tam olarak nedir? Rabbim beni bir dinle, söyleyeceklerim bitmedi. Hikaye bitmiş olabilir ama söyleyeceklerim bitmedi. Bakışlarım çöp poşetinden sızan pis su gibi, sözlerimin nefesi kokuyor, yüzümün burnu üşümüş. Seninse Allah’ın yok, benim var. Bugün pis bir yavşak gibi kapına geldim, elimde yirmi üç yıllık teşekkürle çünkü içerde uyuyordu Allah’ım ve ben salonda yemek yapıyordum. Tüm yürüdüğüm yollar buraya çıktıysa ve bana yaşa dediysen ve yürü ya kulum dediysen ve… Yürüyorum işte Allah’ım! Ali Lidar abinin “Birini ya da bir şeyi sevmek, değer vermek, onu her şeyiyle sevmek demektir çoğu zaman. Ne olduğunu, ne olacağını, sınırlarını bilip, hatalarıyla, eksikleriyle, yanlışlarıyla ve sebep olduğu üzüntülerle kabul etmek demektir. Hiç kıvırmasak mı?” dediği yerde direk dansı yapıyorum. Şimdilerde bir ısırgan otuna karşı göğsüm kocaman anne, lafı hoplatıp  zıplatıp Allahtan girip Ali abiden devam edip sana nasıl getiriyorum değil mi? Söz sevdaya gelince kaçan kızın şimdilerde tüm çıplaklığı ile savaşta.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.