Kalabalıktaki Yalnız Adam

Bulutlu ve yağmurun deli gibi yağdığı bir günde, kafasında milyon tane düşünceyle, hızlıca sokakta yürüyordu kalabalıktaki yalnız adam. Hızlıca yürürken, etrafına göz gezdiriyordu. Nasıl oluyordu da bu kalabalığın içinde kendisini yalnız hissediyordu? Bir an duraksadı. Cebinden sigara paketini çıkardı ve içinden bir tane çıkarıp yaktı. Sağ tarafta bulunan, parka bakan banka oturdu. Ellerini bankın iki tarafına doğru uzattı ve kafasını gökyüzüne kaldırdı. Gözünü kapatıp, düşüncelere daldı. Tek duyduğu ses, zihnindeki seslerdi. Zihni sürekli düşünüyor, düşünüyor ve yine düşünüyordu. Artık son damla taşmıştı.”Yeter!”diye irkilerek uyandı. Vücudundan oluk oluk terler boşalıyordu. Saat sabah 10.00 sularıydı. Kalktı ve yüzünü yıkadı. Ağır ağır ve salaş biçimde salona doğru giderken, zil çaldı. Kapıyı açtığında karşısında iki tane polis memuruyla karşılaştı. Polis memurlarından bir tanesi, tok bir sesle konuşmaya başladı: “Dün gece evin içerisinde bağırarak konuştuğunuzun ihbarını aldık. Kapınızı çaldık fakat açmadınız. Zorla içeriye girdiğimiz zaman, etrafınızda sürüyle oyuncak vardı.” Yalnız adam, kafasını sola doğru çevirdi ve salondaki oyuncakları gördü. Polis memuru konuşmaya devam etti:” Elinizdeki su dolu kovayı başınızdan aşağıya döktünüz. Sonra da cebinizden bir paket sakız çıkardınız ve birini çiğnediniz. Sağlıkçı arkadaşlarla sizi sakinleştirmeye çalıştık fakat evin içinde koşturuyordunuz. En sonunda sağlıkçı arkadaşlar size sakinleştirici vurabildiler. Koltuğa uzandınız ve lambaya bakarak uyudunuz. Sizi hastaneye götürdük fakat ordan kaçmışsınız. Tekrar bizimle gelmeniz lazım. “

Kalabalıktaki yalnız adam, o kadar yalnızdı ki, kendisi bile bunun farkında değildi artık. Yalnızlık; önce ruhunu, sonra zihnini ve en son bedenini ele geçirmişti. Zihni; ağzı olmuştu. Artık düşünmüyor, sadece konuşuyordu. Kalabalık onu o kadar fazla dışlamıştı ki sonunda delirmişti. Kendini yalnızlığa mahkum etmişti. Onu kalabalıkta yalnız olduğunu hissetmek delirtmişti. Ona bakmışlardı fakat görmemişlerdi. Peki bu kalabalığın içindeki yalnız adam kimdi? Artık o yalnız bir adam değildi. O yalnızlığın ta kendisiydi. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

12 Yorum

  1. Yanlız adama şunları söylemek isterdim. ” sevgili yanlız adam, dünya tek kişilikti ve herkes tek gelmişti. Tek gelinen ve sadece teklerin oluşturduğu bir çoğunlukta kendini dışlanmış hissetme! ” Bağlamlar, insanlar somut olan herşey bir ilizyon olabilir bunu düşündün mü? Deri altına işlenmiş her hissi duygu; beynin algıladığı herşeyi ve aktardığı herşeye ifade ve idrak dedik ama şu tek ve koca dünyada çoğul bir resim çizmekten ve tek değerli şey olan sevgiyi ifade etmekten geri kaldık. Teşekkürler güzel yazıydı!